Haberler
Degerli müsterimiz,
01.10.2011 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere, TTNET Vitamin servisimizin paket ve ücretlerinde bazi degisiklikler gerçeklestirilecektir.
TTNET Vitamin Ilkögretim ve Lise paketlerimizden artik aylik 6 TL ödemeli olarak faydalanilabilecektir.
· Mevcutta kullanmakta oldugunuz tek kullanicili aylik TTNET Vitamin Ilkögretim ve TTNET Vitamin Lise paketlerinizin fiyati 01.10.2011 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere 6 TL olarak degistirilecek ve bu tarihten sonra faturaniza aylik 6 TL olarak yansitilacaktir.
· Tüm yillik paketlerimiz (1, 2 veya 3 kullanicili) satisa kapatilacaktir. Bu paketleri satin almis olan müsterilerimiz yillik paketlerinin süresinin sonuna kadar bu hizmetimizden faydalanmaya devam edebileceklerdir. Yillik paketlerde yapilmakta olan otomatik yenileme islemi sonlandirilmis olup, yillik kullanim süreleri sona eren müsterilerimiz isterlerse aylik paket satin alarak TTNET Vitamin'den faydalanmaya devam edebilirler.
· TTNET Vitamin Ilkögretim ve Lise paketlerimizin 2 ve 3 kullanicili aylik paketleri kapatilacaktir. Bu paketleri kullanan müsterilerimizin paketleri 30/10/2011 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere tek kullanicili aylik paket olarak degistirilecek ve TTNET faturasina aylik 6 TL olarak yansitilacaktir. Birden fazla kullanim hakki isteyen müsterimiz TTNET Vitamin aylik paketini istedikleri kadar satin alabilirler.
· TTNET Vitamin ön ödemeli kartlarini satin almis olan müsterilerimiz kartlarinin son kullanma tarihine kadar kartlarini aktive edip, kullanima açabileceklerdir. Kartlarini aktive edip kullanmakta olan müsterilerimiz ise TTNET Vitamin'i kart ile taninan kullanim süresi sonuna kadar kullanmaya devam edebileceklerdir.
Yeni TTNET Vitamin paketlerinde sizlere MEB müfredatina uygun olarak, Ilkögretimde ögrenim gören ögrencilerimiz için Ilkögretim 4, 5, 6, 7 ve 8. sinif Matematik, Fen ve Teknoloji, Türkçe ve Sosyal Bilgiler dersleri, Lise'de ögrenim gören ögrencilerimiz için ise Lise 9 ve 10. Sinif Matematik, Geometri, Fizik, Kimya, Biyoloji, Dil ve Anlatim ve Tarih derslerini sunuyoruz.
Bilgi edinmenizi rica ederiz.
Dene! Yanılma! YGS ve LYS Deneme Sınavları Vitamin'de!
Yaşamının en önemli dönemecinde Vitamin yine yanında.
Yükseköğretime Geçiş Sınavı’nda (YGS) göstereceğin performans ve Lisans Yerleştirme Sınavları’nda (LYS) ideallerine ulaşabilmek için, soruların büyük bir titizlikle seçildiği, sonuçların güncel ölçme değerlendirme yöntemleri ile değerledirildiği Vitamin YGS ve LYS Denemelerine gir.
Gerçek sınava tüm yönleriyle hazır ol.
YGS
Yükseköğretime Geçiş Sınavı (YGS), 2010 yılından itibaren uygulanmakta olan iki aşamalı sınav sisteminin ilkidir. Ýçeriği ağırlıklı olarak 9. ve 10. sınıf konularından oluşan YGS tek oturum olarak uygulanmaktadır.
Vitamin'de bulunan Yükseköğretime Geçiş Sınavı (YGS) Denemeleri, YGS'de çıkacak olan konu ve kavramlarla ilgili sorulardan oluşur. Bu deneme sınavları öğrencinin kendini denemesini sağlar; bilgi eksikliklerini belirleyerek bunları gidermesine ve YGS'ye hazırlanmasına yardımcı olur.
Yükseköğretime Geçiş Sınavı (YGS); öğrencilerin Fen Bilimleri, Sosyal Bilimler, Türkçe ve Matematik alanlarında ortak işlenen derslerdeki bilgisini ölçmek için hazırlanır. Bu sınavda Türkçe Testi, Sosyal Bilimler Testi, Temel Matematik Testi ve Fen Bilimleri Testi yer alır. Her bir test beş seçenekli çoktan seçmeli 40 sorudan oluşur. YGS sonucunda 6 farklı puan hesaplanır.
5 Mart 2011 Cumartesi ve 11 Mart 2011 Cuma tarihlerinde 2 ayrı YGS deneme sınavı Vitamin Lise’ye eklenecek, bu sınava/sınavlara katılan öğrencilerin YGS puanları hesaplanacaktır.
- 2011’in Ýlk YGS Denemesi: 05 Mart Cumartesi (Öğrenciler Vitamin Lise içerisinden ‘Sınav Merkezi’ aracılığıyla bu sınava ulaşabilirler.)
- 2011’in Ýkinci YGS Denemesi: 11 Mart Cuma (Öğrenciler bu tariten itibaren Vitamin Lise içerisinden ‘Sınav Merkezi’ aracılığıyla bu sınava ulaşabilirler.
LYS
Vitamin'de bulunan Lisans Yerleştirme Sınavları (LYS) Denemeleri, LYS'de çıkacak olan konu ve kavramlarla ilgili sorulardan oluşur. Bu deneme sınavları öğrencilerin kendilerini denemesine olanak sağlar; bilgi eksikliklerini belirleyerek bunları gidermesine ve LYS'ye hazırlanmasına yardımcı olur.
LYS'de bir sınavdaki her bir test ayrı bir soru kitapçığında bulunduğu ve ayrı ayrı uygulandığı için, Vitamin'deki denemelerde de diğer teste geçildiğinde daha önce tamamlanan testlere bir daha ulaşılamaz.
Lisans Yerleştirme Sınavları (LYS); Matematik sınavı (LYS-1), Fen Bilimleri sınavı (LYS-2), Edebiyat-Coğrafya sınavı (LYS-3), Sosyal Bilimler sınavı (LYS-4) ve Yabancı Dil sınavı (LYS-5) olmak üzere beş ayrı sınavdır. Bu sınavlardan LYS-1 ve LYS-3 toplam 80 soru içeren ikişer testten; LYS-2 ve LYS-4 ise toplam 90 soru içeren üçer testten;LYS-5 ise toplam 80 soru içeren bir testten oluşmaktadır. (Vitamin LYS denemelerinde Yabancı Dil bölümü bulunmamaktadır.)
Öğrenci, seçtiği alan ve girmek istediği bölümün puan türüne göre, bu beş sınavdan bir ya da ikisine girmelidir. Alanı Fen Bilimleri ise LYS-1 ve LYS-2'ye; Türkçe-Matematik ise LYS-1 ve LYS-3'e; Sosyal Bilimler ise LYS-3 ve LYS-4'e; Yabancı Dil ise LYS-5'e girmesi gerekmektedir.
LYS sonucunda öğrencinin alanına uygun olarak dört farklı Matematik-Fen (MF), üç farklı Türkçe-Matematik (TM), iki farklı Türkçe-Sosyal (TS) ve üç farklı dil puanı hesaplanır. Bu puanlar hesaplanırken de Yükseköğretime Geçiş Sınavı ve ilgili Lisans Yerleştirme Sınavları'ndaki netler göz önüne alınır. Örneğin; MF puanları hesaplanırken öğrencinin YGS, LYS-1 ve LYS-2'deki netleri; TM puanları hesaplanırken ise YGS, LYS-1 ve LYS-3'teki netleri kullanılır.
20 Mayıs 2011 Cuma ve 3 Haziran 2011 Cuma tarihlerinde Vitamin Lise’ye 2 ayrı LYS deneme sınavı eklenecek, bu sınava/sınavlara katılan öğrencilerin LYS puanları hesaplanacaktır.
- LYS: 20 Mayıs Cuma (Tüm oturumlar)
- LYS: 03 Haziran Cuma (Tüm oturumlar)
Hoca Sevgisinin Böylesi Görülmedi!
12.01.2011
Doç. Dr. Raşit Urhan, keşfettiği yeni bir böcek türüne 'Erdogani' adını vererek, hocası Prof. Dr. Hasan Erdoğan'ın ismini ölümsüzleştirdi...
Doç Dr. Urhan, Türkiye genelinde 21 yıldır akaroloji bilimi üzerine çalıştığını ve bugüne kadar yaptığı toprak analizleri sonucunda 50 adet hiç keşfedilmemiş mikroskobik canlı türü keşfettiğini söyledi.
Son olarak Denizli'nin Bekilli ilçesine bağlı Çamköy bölgesindeki ormanlık alanda ilginç bir böcek türüne rastladığını aktaran Urhan, yaptığı inceleme ve araştırmalardan sonra bu böceğin küçük bir toprak kenesi olduğunu tespit ettiğini anlattı.
Söz konusu canlı türüne ait bilgi ve verileri yurt dışındaki çeşitli uzmanlara gönderdiğini belirten Urhan, yapılan çalışmaların ardından Almanya'daki bir bilimsel dergide söz konusu kenenin “yeni keşfedilen böcek” unvanı aldığını kaydetti.
Kendisi üzerinde büyük emekleri olan Pamukkale Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Fizik Bölümü Başkanı Prof. Dr. Hasan Erdoğan'ın adından esinlenerek, böceğe “Erdogani” adını verdiğini vurgulayan Doç. Dr. Raşit Urhan, “Bugünlere gelmemde değerli hocamın çok büyük emekleri oldu. Ben de hocama olan vefa borcumu bu şekilde ödemek istedim” diye konuştu.
Kenenin zararlı bir böcek türü olmadığına dikkati çeken Urhan, “Bu tür kenenin insanlara herhangi bir zararı yok. Böceğin, toprak oluşumuna çok büyük katkısı var. Topraktaki yaprak ve bitki atıklarını parçalayıcı özelliği olduğundan da önemli rol alıyor” dedi.
Bugüne kadar keşfettiği 50 adet mikroskobik canlı türünün de Zoology in The Middle East, Zootaxa, International Journal Of Acaoloji, Journal Of Natural History, Annales Zoologici gibi dünyaca ünlü ve saygınlığı olan biyoloji dergilerinde yayımlandığını anlatan Urhan, bu yeni keşfiyle hocasının adını ölümsüzleştirdiği için de mutlu olduğunu sözlerine ekledi.
Prof. Dr. Erdoğan: Önce şaşırdım sonra duygulandım
Pamukkale Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Fizik Bölümü Başkanı Prof. Dr. Hasan Erdoğan da bir böceğe adının verilmesinden dolayı önce şaşkınlık yaşadığını ancak daha sonra mutlu olduğunu söyledi: “Öğrencimin yeni keşfettiği böcek türüne benim ismimi vermesi önce beni çok şaşırttı. Ama sonrasında bilimadamı olarak düşündüğümde çok hoşuma gitti ve çok duygulandım, şeref duydum. Raşit Urhan, çok yakında profesör olacak fakat ben halen onu öğrencim olarak görüyorum. İsmimi vermesinden de şeref duydum. Dünyada zooloji bilimine daha çok katkı sağlamasını diliyorum. Kendisini tebrik ediyorum. Onunla gurur duyuyorum.”
Kaynak: Abbas Güçlü.com.tr
MEB'in Merkezi Sistem Sınav Yönergesi Yenilendi
12.01.2011
Milli Eğitim Bakanlığı, Seviye Belirleme Sınavı (SBS), Açıköğretim Okulları Sınavları, Motorlu Taşıt Sürücü Adayları Sınavları ile bazı kurumlar için yapılan sınavları düzenleyen "Merkezi Sistem Sınav Yönergesi"ni yeniden düzenledi.
MEB'in Merkezi Sistem Sınav Yönergesi 17 Aralık 2010 tarihli makam onayı ile yürürlüğe girdi.
Yönergede, merkezi sistem sınavlarının esasları belirlendi. Buna göre, test sorularının hazırlanmasında bilimsellik esas olacak. Sorular, alanında uzman ve test sorusu hazırlama konusunda eğitim almış deneyimli öğretmenler tarafından hazırlanacak. Lisans ve/veya daha üst eğitim seviyesinde ve özel alan konularını kapsayan sorular üniversitelerden veya ilgili kurum, kuruluş ve kişilerden temin edilebilecek. Bu durumda temin edilecek soru sayısı sınavda sorulacak soru sayısının iki katından az olmayacak. MEB Eğitim Teknolojileri Genel Müdürlüğü dışından temin edilen soruların hatalı ya da yanlış hazırlanmasından, soruyu hazırlayan kurum, kuruluş veya kişiler sorumlu olacak. Genel Müdürlük gerekli hallerde akademik komisyonlar oluşturarak soruların bilimselliğe, dil ve anlatıma, seviyeye ve ölçme tekniğine uygunluğu bakımından incelemesini yaptıracak.
Sınav sorularının hazırlanmasından sonuçların ilan edilmesine kadar geçen süredeki her türlü iş ve işlemler, gizlilik içerisinde güvenlik tedbirleri alınmak suretiyle yürütülecek. Güvenlik önlemlerinin alınmasından Genel Müdürlük sorumlu olacak ve güvenlikle ilgili olarak resmi, özel kurum ve kuruluşlarla gerekli işbirliğini sağlayacak. Bu amaçla, ilgili kurum ve kuruluşlarla işbirliği protokolü imzalanıp protokolde sınav güvenliği ile ilgili komisyonlar ve görevliler belirlenecek.
Sınav sorularının gizliliği ve güvenliği
Yönergede, soru kitapçıklarının hazırlanışına ilişkin de düzenlemeler yer aldı. Soru kitapçıkları fiziki bakımdan güvenliği sağlanmış, dış dünya ile bağlantısı kontrollü kapalı devre çalışması yapılan ortamlarda basılacak. Soru basımı döneminde bu ortamlarda hiçbir şekilde çift yönlü iletişim araçları bulundurulmayacak, görüşme yapılamayacak.
Her ne sebeple olursa olsun bu bölümde olanlar bölümlerini terk edemeyecek. Hastalık ve benzeri durumlarda Sınav Hizmetleri Daire Başkanlığı'nın bilgisi dahilinde resmi veya özel güvenlik görevlilerinin nezaretinde müdahale yapılacak. Kapalı çalışma, yapılan sınavın bitmesinden bir saat sonrasına kadar devam edecek. Teknik arıza ve tıbbi müdahalelerde, müdahaleyi yapan görevlinin sınav sorularına yaklaşmasına ve sorulara bakmasına izin verilmeyecek.
Soru kitapçıklarının dağıtımında ve cevap kağıtlarının toplanmasında, seri numaralı güvenlik poşetleri ve özel hazırlanmış seri numaralı güvenlik kilitleriyle güvenlik altına alınan kutular kullanılacak. Soru kitapçıklarını taşıyan kamyon kasaları, seri numaralı güvenlik kilitleriyle kilitlenecek ve kuryeler eşliğinde gönderilecek. Yol güvenliği için sevkiyat süresince kolluk görevlilerinden yardım alınacak. Soru kitapçıkları, sınavın yapılacağı il ve ilçelerde Milli Eğitim Müdürlükleri tarafından belirlenmiş ve kutuların teslim alınmasından sınav yapılacak binalara gönderilmesine kadar geçen zaman içerisinde 24 saat güvenliği sağlanan özel bölümlerde saklanacak.
Sınav saatine uygun olarak çıkartılan soru kutuları yol güvenliği sağlanarak sınav merkezlerine dağıtılacak. Kutular bina sınav sorumlularına teslim edildikten sonra komisyon nezaretinde açılacak ve poşetler açılmadan salon görevlilerine teslim edilecek.
Salon görevlileri soru kitapçıkları ve cevap kağıtlarının bulunduğu poşetleri salonda bulunan aday veya öğrencilerin görebileceği şekilde açarak dağıtımını yapacak, sınavda uygulanacak esasları hatırlatacak. Sınav bitiminde cevap kağıtlarını ve soru kitapçıklarını toplayacak, cevap kağıtlarını ve gerekiyorsa soru kitapçıklarını sayarak kontrol edecek ve usulüne uygun olarak geri dönüş poşetine koyarak ilgililere teslim edecek.
Salon görevlileri kendi aralarında konuşmayacak, öğrencilerin veya adayların dikkatlerini dağıtacak davranışlardan kaçınacak ve sınav süresince sınav salonunu terk etmeyecek.
Cevap kağıtlarının tasnif ve sayımı komisyon huzurunda gerçekleştirilecek, eksik veya olağandışı durumlar tutanakla tespit edilecek. Burada yürütülen çalışmaların tamamında görüntü kaydı yapılacak ve kayıtlar en az 6 ay süreyle saklanacak. Cevap kağıtları, optik okuyucularda en az iki kez ve farklı ayarlarda okutulacak. Okuma sonuçları elektronik ortamda değerlendirme birimine iletilecek. Puan hesaplamalarının yapılmasından sonra, sonuçların optik okuyucu kayıtlarına uygunluğu ve hesaplamaların doğruluğu uygun yöntemlerle kontrol edilecek.
Yönergede, sınav komisyonları ve görevleri de düzenlendi. Merkez Sınav Kurulu, genel müdürün başkanlığında, genel müdür yardımcıları, genel müdürlük daire başkanları ve döner sermaye işletme müdüründen oluşacak.
Sınav komisyonları olarak merkez sınav yürütme komisyonu, bölge sınav yürütme komisyonu, ön inceleme komisyonu, bina sınav komisyonu oluşturulacak.
Sınava itiraz
Yapılan sınavlara ait soru kitapçıkları, CD'ler, tutanaklar, sınav sonucunun ilanından sonra 1 ay, cevap kağıtları, salon yoklama listeleri ve başvuru formları ise özel hükümler saklı kalarak ve sınav kılavuzunda/protokolünde belirtilerek 1 yıl süre ile saklanacak.
MEB tarafından belirlenecek sınavlarda kullanılan soru kitapçıkları, sınavdan sonra geri dönüş kutularına konulmayarak, daha sonraki sınavlarda yararlanılmak üzere İl/İlçe Milli Eğitim Müdürlükleri tarafından değerlendirilecek. Arşivde bulunan sınav evrakı bu hükme göre değerlendirilecek. Saklama süresi dolmadan yargıya intikal ettiği Genel Müdürlüğe bildirilen sınavlara ait sınav evrakı ise yargı süreci sonuçlanıncaya kadar saklanacak.
Merkezi sistem sınavlarına yapılan itirazlarda, sınav merkezinde bulunan her türlü sınav evrakının aslı, yargı organları dışında, aday dahil hiçbir kişiye ya da kuruma verilmeyecek ve gösterilmeyecek. Ancak, soruşturma kapsamındaki evrak, Genel Müdürlük onayıyla verilebilecek.
Başvurusu ya da sınavı geçersiz sayılan, sınava girmeyen, sınava alınmayan ya da sınavdan çıkarılan adayların veya kurumların konuyla ilgili itiraz başvuruları dikkate alınmayacak. Sınav evrakı ve sorularla ilgili her türlü inceleme veya yeniden düzenleme yapılmasıyla ilgili itirazlar, sınav kılavuzu veya protokolde belirtilen süre içinde işleme alınacak. İtiraz ücreti yatırılmadığı takdirde itiraz dilekçesi dikkate alınmayacak.
Hangi durumlarda adayın sınavı geçersiz sayılacak?
Yönergede, adayın sınavının geçersiz sayıldığı durumlar şöyle sıralandı:
“Başvuru şartlarını taşımadığı halde sınava girilmesi, cevap kağıdının sınav güvenlik poşetinden çıkmaması, kopya çekildiğinin salon görevlilerince tespit edilmesi, cevap kağıdının değerlendirmesi yapılırken sistemin ikili veya toplu kopya taraması sonucunda kopya tespit edilmesi, sınav evrakındaki fotoğraf ve bilgilerle nüfus cüzdanındaki bilgilerde uyuşmazlık olması, geçerli kimlik belgesinin ve sınav giriş belgesinin ibraz edilmemesi, başka adayın sınav evrakının kullanılması, adayın yerine başkasının sınava girmesi, her türlü bilgisayar özelliği bulunan cihazlar ve saat fonksiyonu dışında özellikleri bulunan saatler ile cep telefonu, telsiz ve benzeri iletişim araçları ve defter, kitap, sözlük, hesap cetveli veya makinesi gibi araçların sınav anında yanında bulundurulması, sınav giriş belgesinde ve varsa cevap kağıdındaki fotoğraflarda uyuşmazlık olması, cevap kağıdının sınav güvenlik kutuları ya da çantaları dışında posta ya da farklı bir yolla gönderilmesi, cevapların soru kitapçığına işaretlenip, cevap kağıdının boş bırakılması, sınav evrakına zarar verilmesi, soru kitapçığının ve cevap kağıdının yırtılması, görevlilere teslim edilmemesi, salon görevlilerinin, Bakanlık temsilcilerinin ve il/ilçe temsilcilerinin hazırladığı tutanaklarda yönergede belirtilen sınav kurallarının ihlal edildiğinin belirtilmesi, bölge sınav yürütme komisyonunun teklifi, başkanlığın onayıyla yedek salonda sınava girmesi uygun olan adaylar haricindeki aday/adayların sınava alınması.”
Sınavlarda kılık-kıyafet
Yönerge kapsamında yapılacak sınavların planlı, sorunsuz, güvenli ve disiplin içinde gerçekleştirilmesinden, Bakanlıkta Genel Müdürlük ve Başkanlık, il/ilçede ise Milli Eğitim Müdürlüğü, okullarda da okul müdürlüğü birinci derecede görevli ve sorumlu olacak.
Sınavlarda görevli personel, 16.7.1982 tarihli ve 8/5105 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan Kamu Kurum ve Kuruluşlarında Çalışan Personelin Kılık ve Kıyafetine Dair Yönetmeliğe uygun kıyafetle sınav görevine gelecek.
Örgün ilk ve ortaöğretim kurumlarında öğrenim gören öğrenciler ya da adaylar merkezi sistem sınavlarına, öğrenim gördükleri okulun mevzuatına uygun kıyafetle girecek.
Açıköğretim okulları ile kamu kurum/kuruluşlarıyla yapılan protokollü sınavlar, Motorlu Taşıt Sürücü Adayları Sınavı ve benzeri sınavlarda sınava giren adayların bağlı olduğu kurum/kuruluşların ilgili mevzuat hükümlerine uygun kılık ve kıyafetle sınavlara gelecek.
Sınav tarihinde tedavisi bir sağlık kurum veya kuruluşunda devam eden adayların, durumlarını belgelendirerek Başkanlığa bildirmeleri ve bu belgelerin uygun görülmesi halinde, bölge sınav yürütme komisyonunca oluşturulan komisyon tarafından, tedavi gördüğü yerde sınava alınacak.
Kopya çekenlere sınav yasak
Elektronik iletişim araçları ile kopya çeken veya yerine başka birinin sınava girdiği belirlenen adaylar ile organize olarak kopya çekme eylemine karıştıkları tespit edilen adaylar 1 yıl süreyle sınava alınmayacak. 1 yılın sonunda adayların sınava başvurmaları durumunda, bu adaylar Genel Müdürlüğün belirlediği sınav bölgesinde sınava girmek zorunda olacak.
Görevli olduğu salonda toplu veya ikili kopya çekildiği, yönergede belirtilen hususlara aykırı hareket ettiği belirlenen salon görevlileri ile bu yönergede belirtilen görevlerini yerine getirmeyen tüm görevliler hakkında gerekli işlem yapılacak. Bu görevlilere 1 yıl süreyle, tekrarı halinde hiçbir şekilde sınav görevi verilmeyecek.
Aday kendi adına düzenlenmiş cevap kağıdı ve başvurusuna uygun soru kitapçığını almamış ise bunu salon görevlilerine bildirmekle yükümlü olacak. Bu durumu salon görevlilerine bildirmediği ya da geç bildirdiği durumda tüm sorumluluk adaya ait olacak.
Bu yönergenin yürürlüğe girmesiyle Mayıs 2006 tarihli ve 2584 sayılı Tebliğler Dergisi'nde yayımlanan “Milli Eğitim Bakanlığı Merkezi Sistem Sınav Yönergesi” yürürlükten kaldırıldı.
Kaynak: Radikal
5500 Ağaç Kurtuldu
10.01.2011
Türk Telekom son üç yılda e-öğrenme faaliyetleri sayesinde yaklaşık 5 bin 500 ağacı kesilmekten kurtardı.
Kurumiçi eğitimlerini internet üzerine taşıyan Türk Telekom, çalışan başına eğitim maliyetlerinde yaklaşık yüzde 90 tasarruf etti.
Türk Telekom Akademi tasarruf uygulaması ile de 2010 yılında Bilişim Yıldızları Yarışması eğitim kategorisinde birinci oldu.
Kaynak: Cumhuriyet
İlköğretim Okulları Yarışıyor
10.01.2011
DuPont, Santralistanbul işbirliği ile çocuklara özel afiş yarışması düzenliyor. İlköğretim 4. ve 5. sınıf öğrencilerinin katılacağı yarışmanın konusu "enerji tasarrufu."
Son başvuru tarihi 28 Ocak.
Kaynak: Haber Türk
Gelenekçi Okulun Liberal Hocası
06.01.2011
140 yıllık Saint-Joseph Fransız Lisesi'nde 27 yılı müdürlükle 37 yıl çalışan Pierre Caporal, okulun sembol isimlerinden. Bugün 80 yaşındaki eğitim misyoneri, katı disiplini ve zorlu eğitimiyle tanınan kurumu 21. yüzyıla taşımış; geleneksel yapıya geniş açılı bir vizyon katmıştı.
Saint-Joseph Yer: Bahariye-Kadıköy-İstanbul, Kuruluş: 1870, Bağlı olduğu kurum: Frères des Écoles Chrétiennes www.sj.k12.tr
Pierre Caporal 1930'da İzmir'de doğdu. Levanten bir ailenin dört çocuğundan biri. Babasını dört yaşında kaybetti. İlk ve ortaokulu İzmir St Joseph'te, liseyi İstanbul St Joseph'te okudu. Fransa'da matematik ve fizik üzerine yaptığı yüksek öğrenimi sırasında frère oldu. Türkiye'ye döndü; Saint-Joseph'te hocalık ve müdürlük yaptı. 1995'te emekli oldu.
Eylül ayında okullar açıldığında, büyük demir kapıdan girip iki yanı kestane ağaçlı bir yoldan geçerek, Aziz Yusuf'un heykeli önünden okul binalarına ilk defa adım atan öğrenciler, önlerindeki sekiz senenin nasıl geçeceğini tahmin edemezlerdi. Bundan sonra Marsilya çinileriyle kaplı geniş koridorların sadece 3. karosundan yürüyebileceklerini, saman kağıdı müsvedde defterler kullanacaklarını, teneffüslerde spor yapmak zorunda kalacaklarını, tükenmez kalem kullanma ve defterden sayfa kopartma yasaklarını öğrenirlerdi.
Aynı yolu daha önce katetmiş olan Hazırlık II'ler ise aylık karne baskısını, cumartesi öğleden sonra cezalarını (öğleye kadar okul vardı), uzun saç, kot pantolon ve lastik ayakkabı yasaklarını nasıl delebileceklerinİ düşünürler, daha büyükler ise ezberlemeye çalıştıkları "fabl"ler dünyasının en düşkün hayvanları olarak ahlak ve ibret özdeyişleriyle beslenirlerdi.
O zamanlar birkaç hoca dışında kadın ayağı değmemiş Saint-Joseph koridorlarına, teksirde basılan sınav kağıtlarından yayılan ispirto kokusu, endişe ve kontrol altına alınmış isyan duygusu hakimdi.
Sonrasında zaman o koridordan geçer, gençler mezun olduklarında derin bir "oh" çeker ama sahip oldukları donanımın demir kapının dışında nerede, ne zaman işe yarayacağını pek bilemezler. Halbuki ciddi bir kalite kontrolünden geçirilmiş, test edilip onaylanmışlardır. Fransızları bile hayrete düşüren, neredeyse "arkaik" ve doğru Fransızcaları, kişiliklerinin vazgeçilmez bir parçası olmuş Kartezyen düşünce yapıları, analiz-sentez yapma ve yorumlama kabiliyetleriyle sokağa salınırlar. Sokak tabii başkadır. "Sosyal" olmaya pek vakit bulamamış Saint-Joseph'li, bunun yolaçtığı yaralarını yalayarak hayata devam eder; genel kabul görmüş kural olarak ilk kız arkadaşıyla evlenir, haritametot bilgisi ve bireyselliğiyle ormanda varolur.
Bu hafif Stoacı "ölsen de bağırma" sistemini 70'lerde bir anlamda yenileyen, okulun modern zamanlardaki başeğitmeni Pierre Caporal, yıllar sonra kendisiyle konuşurken bizi doğruluyor: "St Joseph'lilerin her biri birer Rambo. Tek başına, dünyanın neresine koysan birçok şeyin üstesinden gelebilir."
Peki, bunu neye bağlıyor: "Bu durum genellikle okulun içindeki rekabetçi uygulamalara, mesela derslerde başarının yanı sıra her ay verilen karnelerde sınıf sıralaması yapılmasına bağlanırdı. Bir etkisi olabilir ama, biz hep küçükleri büyüklere karşı koruduk. Ve sınıflarda çocukların hocalarla tartışmasını destekledik."
Gerçekten de Saint-Joseph'in dillere destan disiplini 70'li yıllarda Caporal'le birlikte başka bir frekansa geçer ve 68'in dünyada yarattığı değişim rüzgarı, tabii ciddi bir arıtmadan geçirildikten sonra okula yansıtılır. Yeni müdür de frère'dir; ancak öğrencileriyle briç oynayan, iddialı tenis maçları yapan ve onlara "siz" diye hitap eden bir müdür.
Hocam iyi de, az can yanmadı o aylık karnelerle. "Günü gününe çalışma alışkanlığını erken yaşta edinmek önemli. Yumurta kapıya dayandıktan sonra öğrenemezsiniz, ancak ezberlersiniz." Hani ezber demişken, neydi o La Fontaine'ler, Corneille'ler? Ezberci değil miydi bu eğitim hocam? Gülüyor: "E tabii hafızayı da eğitmek lazım. Bugün bakıyorum, hafızanın eski hükmü yok. Gerçi bende de pek kalmadı ama, konuşurken ederken mesela ilgili konuya ait Corneille'den bir alıntı yapan, La Fontaine'in bir fablını örnek gösteren az kişi var herhalde. Varsa da bizim tedrisattan geçmiş olması çok muhtemeldir."
Peki eğitim kalitesi düştü mü acaba Saint-Joseph'te? "Hayır düşmedi. 'Eski okul kalmadı' diyor kimileri. Tabii kalmayacak; bu bir sağlık belirtisi. Bizim Lasallian okulların motto'su 'yaratıcı sadakat'tir. Elbette zamana uyumlu ve geleceği tasarlayan sistemler uygulamaya konacak." Caporal yaşanan bu değişimi nasıl yorumluyor? "Şimdi belli bir dikkat ve konsantrasyon eksikliği var; ama diğer taraftan çocuklar konuları daha çabuk öğrenebiliyor. Bilgisayarın sağladığı sürat müthiş; ama elemanter olanı öğrenciye sunamazsanız, fark yaratamazsınız. Bugün çok iyi, çok özverili hocalarımız, müdürlerimiz var; artık *frère'lerin olmaması eğitim kalitesini etkilemiyor."
Saint-Joseph'in yarattığı fark, Frère Raymond'un "elemanter" dediği temel prensiplerle ilgili: "Burada bir havadan, bir ambiyanstan çok daha fazla ve farklı nitelikte bir şey var. Bizim okul, en yalın ifadesiyle bir düşünme ve iş yapma metodu verir. Kompozisyon dersindeki gibi: Introduction (giriş)-corps du sujet (gelişme)-conclusion (sonuç.) Analitik ve sentetik düşünce bu işin temeli; üniversite ve sonrasındaki hayatın vazgeçilmezleri."
Okulda yaptığımız söyleşiyi noktalarken, Türkiye'ye, eğitime adanmış bir hayatın 80 yaşındaki yolcusundan kendisiyle ilgili bir final cümlesi istiyoruz:
"Öğretmenlik bir meslek değil, bir misyon. Bana bugün, diyelim 'Size Mısır'da, x yerde ihtiyaç var' dense, ben her şeyi bırakır, o yere giderim; 'Ben şu anda İzmir'deyim, emekli oldum, artık 80 yaşıma geldim, gelemem' diyemem."
Alp E. Aksudoğan
* Frère: Kurucu
Kaynak: NTV Tarih
Milenyum Gençliği
06.01.2011
Teknolojisiz bir hayat bilmiyorlar, kendileri gibi olmaktan korkmuyorlar...
Harçlık Pazarı Araştırması için incelenen gençler, ABD'de "Milenyum Jenerasyonu" olarak tanımlanıyor: * 1982-2004 yılları arasında doğmuş gençlerden oluşuyorlar. * Birbirlerini destekliyorlar. * Aileleri tarafından korunmuş, pohpohlanmış ve başarı için güdülenmiş bir nesil. * Her şeyi bir arada yaşıyorlar. * Otantik ve biricik olanın peşinden gidiyorlar. * Kendileri gibi olmaktan korkmuyorlar. * Markaların çok farkındalar. * Ailelerine göre teknolojiden çok iyi anlıyorlar. * Teknolojisiz bir hayat bilmiyorlar ve yeni teknolojiler onların medya tüketimini analogdan dijitale, dijitalden de online'a döndürmüş durumda.
Online bir yaşam
Aileleri tarafından çok korunmuş ve başarıya güdülenmiş yeni nesil gençler, dünyayı olumlu biçimde değiştirmek istiyorlar. Teknolojiden çok iyi anlayan bu gençler, bu nedenle yaşamı ailelerinden daha iyi algıladıklarını düşünüyorlar.
Youth Republic ve Synovate işbirliğiyle gerçekleştirilen 2010 Türkiye Gençlik Pazarı Araştırması, Türkiye nüfusunun yüzde 20'sini oluşturan gençlerin, hayata karşı duruşlarını, günlük hayatlarını, gelir ve harçlıklarını, harcama dinamiklerini, medya izleme, para biriktirme, kredi kartı kullanımı, alışveriş, internet ve cep telefonu kullanımı, müzik dinleme alışkanlıklarını ortaya koydu. Araştırmaya göre gençler, haftada 2-4 saat arası televizyon izliyor ve hafta sonu televizyon başında geçirdikleri saatlerde artış gözleniyor. Gençlerin yarısından fazlası düzenli olarak dizi izliyor.
4652 genç katıldı
İnternetten dizi izleyen çalışan gençlerin oranı yüzde 5'te kalırken, lise öğrencilerinde bu sayı yüzde 13, üniversite öğrencilerinde ise yüzde 27. Gençler arasında en çok sinemaya giden ve yabancı dizi izleyen grubun da üniversiteli gençlerden oluşması dikkat çekiyor. Anketin yanı sıra üç gün süreyle öğrenci evlerine yerleştirilen kameralar aracılığıyla da yapılan araştırma, televizyon açıkken gençlerin cep telefonu, bilgisayar, dergi gibi başka şeylerle uğraştıklarını ya da kendi aralarında sohbet ettiklerini ve ev içinde sürekli hareket halinde olduklarını ortaya koydu. Gençlerin sevdikleri dizilerin başında ise Ezel ve Kurtlar Vadisi geliyor. Liseli ve çalışan gençler, genelde aileleriyle birlikte dizi izlerken, üniversiteli gençler, arkadaşlarıyla izlemeyi tercih ediyor.
Araştırmada 3 bin 119 üniversite ve lise öğrencisi, bin 533 okumayan/çalışan genç ve gençlerin aileleriyle görüşüldü. Görüşmelerin yanı sıra gençlerin gözünden hayatın nasıl olduğunun anlaşılması için öğrenci evlerine kamera yerleştirildi, gençlere harcama günlükleri tutturuldu, çantalarının içine bakıldı.
Figen Atalay
Kaynak: Cumhuriyet
Kahlo ve Rivera Tablolarıyla Eğitiyor
06.01.2011
"Gelman Koleksiyonu'ndan Frida Kahlo ve Diego Rivera" sergisi kapsamında çocuklara yönelik hazırlanan eğitim etkinlikleri bu ay boyunca Pera Müzesi'nde olacak.
Eğitim programında çocuklar, Meksika'nın doğası, tarihi ve geleneklerini Frida ve Diego'nun resimlerini inceleyerek tanıyacaklar. Frida'nın kendi gerçekliğini anlattığı resimlerinde kullandığı semboller, renkler ve portrelerden yaşam öyküsünü; devrimci duvar resimlerinin ustası Diego'nun resimlerinden de dönemin Meksikasını yakından tanımaya çalışacaklar.
Yaklaşık iki saat süren eğitim programında çocuklar Frida ve Diego'nun sanatsal farklılıkları ve benzerlikleri üzerinden kendi portre çalışmalarını yapacaklar.
Kaynak: Cumhuriyet
Okumayan Çocuk Kalmayacak
05.01.2011
Mardin'in Pirinçli köyünde yarattığı, mucize oldu. Okullaşma yüzde 100'e ulaştı.
Sabancı Vakfı'nın desteğiyle hayata geçen "Fark Yaratanlar"ın 30 Aralık Perşembe günü, saat 21:10'da, CNN Türk'te yayınlanan on ikinci bölümünde genç bir sınıf öğretmeni olan Zekeriya Ersoy'un, Mardin'in Pirinçli köyünde yarattığı mucize ekranlara geldi. Ersoy, Türkiye'deki eğitim politika ve uygulamalarını bulunduğu köye uyarlayarak, bine yakın öğrenciyi ilköğretime kazandırarak ve bölgesindeki okullaşma oranını yüzde yüze çıkararak fark yaratıyor.
Cüneyt Özdemir'in sunumuyla CNN Türk'te canlı olarak yayınlanan "Fark Yaratanlar" programı, hiç tanımadıkları insanların hayatlarına katkıda bulunan, onlar için fırsatlar yaratan, daha iyi yarınlar için mücadeleden vazgeçmeyen insanların öykülerini ekrana taşımaya devam ediyor. Fark Yaratanlar'ın bu haftaki konuğu Zekeriya Ersoy da, genç bir sınıf öğretmeni olarak Mardin'de başladığı öğretmenlik macerasında, idealistliği ve kararlılığı ile zorlukların üstesinden gelen bir eğitim gönüllüsü…
Zekeriya Ersoy, 2000 yılında Mardin'in, 7 köy ve 14 mezradan oluşan Pirinçli köyünde göreve başladığında, 8 yıllık kesintisiz eğitim yasasına rağmen 8 yıllık okulun bulunmadığı, öğrencilerin okula gidemediği bir manzarayla karşılaştı. Bu karanlık tabloyu aydınlatmak için çalışmalara başlayan Ersoy, bölgedeki aşiret reislerini ikna ederek, 250 çocuğu Yatılı İlköğretim Bölge Okulu'na (YİBO) yerleştirdi. YİBO'larda uyum sorunu yaşayan ve okuldan kaçan çocuklar için köydeki karakol lojman binasını okula çevirdi, Pirinçli köyünü 8 yıllık eğitim verecek bir okula kavuşturdu. Ardından, eğitim sistemi dışında kalan çocukları tespit etmek üzere alan taramaları gerçekleştiren Ersoy, okulu terk eden ya da hiç okumamış olan, "eğitim yaşı geçmiş" 1000 çocuğu ortaya çıkardı. Okul olmayan civar köylerde, köylüler şoförlüğe soyundu, aileler ikna edilerek taşımalı eğitime başlandı. Ersoy, eğitim yaşı geçmiş çocuklar için ise hızlandırılmış Yetiştirici Sınıf Öğretim Programını devreye soktu ve bu çocukları da eğitime kazandırdı.
Zekeriya Ersoy, Türkiye'deki eğitim politika ve uygulamalarını, Pirinçli köyüne etkin bir şekilde uyarlıyor. 2000 yılında 60 öğrenci, 2 öğretmen ve 1 derslikle yola çıkan Ersoy, bugün 9 derslikte 23 öğretmenin desteğiyle 924 öğrenciyi ilköğretime kazandırmayı, ilköğretimde okullaşma oranını yaşadığı bölgede yüzde 100'e çıkarmayı başarıyor.
Sıradışı kişilerin öyküleri her Perşembe ekrana taşınıyor
Birinci sezonda 54 ilden 500 aday gösterilen "Fark Yaratanlar" programının ikinci sezonu, CNN Türk ekranlarında her Perşembe saat 21:10'da izleyiciyle buluşuyor. 32 hafta sürecek programda her hafta yeni bir "Fark Yaratan"ın hikayesi yayınlanıyor. Sıradışı kişilerin olağanüstü etkilerini ekrana taşıyan program için, "Fark Yaratan" olduğunu düşünen ya da çevresindeki kişiler arasında "Fark Yaratan" olduğuna inananlar www.farkyaratanlar.org internet adresinden adaylık başvurusu yapabiliyor.
Kaynak: Hürriyet
Çubukçu: Anadolu Liselerine Kayıtla Öğrenci Alınacak
05.01.2011
Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu, sınav sisteminin kaldırılmasının ardından Anadolu ve meslek liselerinin kayıtla öğrenci alacağını açıkladı...
Çubukçu, Meclis Genel Kurulunda Seviye Belirleme Sınavının (SBS) kaldırılmasından sonra sınavla öğrenci alan ortaöğretim kurumlarına öğrencilerin nasıl alınacağını soran milletvekillerine yanıt verdi. Ortaöğretimdeki yeniden yapılandırmayla Anadolu liselerinin okul çeşitliliğinin en aza indirilmesinin planlandığını vurgulayan Çubukçu, "Böylece yoğun talep alan sınavla yerleştirme yapılan okul türleri ortadan kalkacağı için eğitim sistemi sınav merkezli olmaktan çıkacaktır" diye konuştu. Çubukçu, genel liselerin Anadolu ve meslek liselerine dönüşeceğini, niteliksel farklılığın kaldırılacağını ifade ederek, "Bunun ardından sınavla öğrenci alma sistemi de sona erecektir. Okulların nitelik ve nicelik açısından yeterli hale getirilmesinin ardından, kayıt sistemi ile öğrenci kabulü yapılacaktır" dedi. Çubukçu ülke genelinde 4 bin 156 özel dershane bulunduğunu da bildirdi.
Kaynak: Abbas Güçlü.com.tr
Çocuklar Facebook'tan Nasıl Korunur?
04.01.2011
Çocuklarınızın Facebook'ta sizden daha fazla zaman geçirmesi sizi rahatsız mı ediyor? Peki onları sınırsız paylaşımın tehlikelerinden nasıl koruyacağınızı biliyor musunuz?
Yetişkinler arasında şu zamanlar bayağı popüler hale gelen Facebook'un dünya çapında giderek büyüyen 500 milyondan fazla kullanıcıdan oluşan bir kitlesi var. Popülerliği sayesinde çocuklar bile Facebook'u kullanır hale geldi. Bu sayede onlar da fotoğraf paylaşabiliyor, arkadaş edinebiliyor ve çeşitli etkinliklere katılabiliyorlar fakat bu durum bazı problemleri de beraberinde getiriyor. Facebook sanal ortamda çocuklara eğlence ve güven sağlamasına karşın yılın başlarında çıkan haberlere göre artık Facebook'un çocuklar için tehdit unsuru taşıdığını iddia edebiliriz. Stratejik ebeveyn rehberliği ailelere; virüslerden korunma, kişisel bilgileri muhafaza etme ve diğer online tehditlerden korunma anlamında çocuklarını eğitme imkanı tanıyor.
Facebook'a üyelik "çocuk oyuncağı"
Üyelik için yaş sınırını 13 olarak belirleyen yasal düzenlemeye rağmen Facebook'ta kesin bir yaş doğrulama sistemi mevcut değil. Bu yüzden 13 yaşından küçük çocuklar da Facebook'a üye olabiliyor. Facebook'un güvenliği genç üyelerin varlığının farkında olduğundan özellikle 18 yaş altı üyeler için gizlilik ayarlarını devreye soktu. 13-17 yaş grupları arasındaki kullanıcıların "biraz değişik bir deneyim" olarak tanımladığı ağın gizlilik poliçesi, üyelerin Facebook dışında arama motorlarında hesaplarının ve yetişkinlerinkinin aksine, hesaplarında "Herkes" ayarlarının kapalı olmasını sağlıyor. Bu önlemlere rağmen, hesap sahibi kendisi değiştirmediği takdirde, reşit olmayan üyeyi Facebook'ta arayarak ona arkadaşlık daveti gönderebiliyor. Ayrıca "Arkadaşların Arkadaşları" adı altındaki üyeler onlarla mesajlaşabiliyor.
Facebook geçenlerde çocuklara bazı sınırlamalar getiren "Places" adlı konum tabanlı hizmet sundu. Gizlilikleri "Herkes" ayarlarını engellemesine karşın, Places hizmeti sayesinde çocuklar konumlarını arkadaşlarıyla paylaşabiliyor. Ayrıca Facebook, yaşları hakkında yalan söyleyen üyelere karşı yaş doğrulama sistemi geliştirdi. Mesela 19 yaşındaki biri genellikle 13-14 yaşındakilerle arkadaşsa ve birlikte çok sayıda fotoğrafları varsa Facebook bu kullanıcının da 12 ya da 13 yaşında olabileceğinden şüpheleniyor ve sayfasına hesabını kaldırması için uyarı gönderiyor.
Facebook'ta kişisel bilgiler çok önemli
Facebook'un çocuklar için yürürlüğe koyduğu güvenlik önlemlerine rağmen, onların kişisel bilgilerine ulaşmak çok basit. Genç bir üyenin sanal ortamda dikkate alması gerektiği bir şey varsa o da, hesabının sanal footprint'i için bir ilk adım olduğudur. Çünkü üyenin Facebook hesabı gelecekte üniversite ve iş başvurusu için gereken itibarı etkiler nitelikte. Çocuklarla iletişimi sürdürmenin onların Facebook kullanımında önemi olduğunu düşünen Facebook poliçe temsilcisi Nicky Jackson Colaco, ebeveynlere sanal kimliği koruma hususunda çocuklarıyla konuşmalarını tavsiye ediyor. Colaco "Ben asla oyun hakkında bilgi sahibi olmadan çocuğumu futbol sahasına götürmem, aynı şey Facebook için de geçerli" diyor.
Eğer bir Facebook profiliniz varsa çocuğunuza, sahtesine başvurmadan kendi hesabınızdan arkadaşlık daveti gönderin. Şayet yoksa, profilini göstermesini isteyin. Bu sayede güvenlik kontrolleri ve diğer uygulamalar konusunda bilgi sahibi olursunuz. Facebook'ta bir yetişkin olarak atfedildiğini unutmadan çocuğunuzun fotoğraflarına ve yaş uygunluğundan emin olmak için duvar yazılarına bakmakta yarar var. Böylece uygun bir sanal hesap, çocuğunuzun ileriki yaşamında saygın bir footprint edinmesinde rol sahibi olacak.
"Çocuklar online beyanların, birisine hitap edilmediği için önemli olmadığı görüşündeler."
Çocuğunuzun gerçekten sakladığı bir şey varsa, sizin için ve arkadaşları için farklı hesaplar açabilir. İçeriğe baktığınız zaman kafa karıştırabilir. Yani bilgisayar sizi oyuna getirir. Sonuç olarak, çocuğunuzla Facebook'un güvenlik ayarlarını iyice inceleyin ve onlara Facebook'un yabancılar için değil, arkadaşları için bir ortam olduğunu hatırlatarak ileri düzeyde güvenliğin nasıl etkinleştirileceği konusunda yol gösterin ve gizlilik ayarlarını "sadece arkadaşlar" olarak değiştirin. Unutmayın ki gerçek hayatta birtakım sonuçlara yol açacağından, durum güncellemelerine ne aktardığı hususunda çocuğunuzun dikkatli olması gerekir.
Sanal zorbalıkla savaş
Massachusetts'de yapılan araştırmalar (MARC) reşitlerin sanal aktifliklerini hafifletme taraftarıyken, çocukların gerçekte söylemeye cüret edemediği şaşırtıcı şeyleri paylaşma konusunda çok daha istekli olduğunu gösteriyor. Çocuklar online beyanların, birisine hitap edilmediği için önemli olmadığı görüşündeler. Bunun nedeni, gençlerin sanal eylemlerinden sorumlu olmadıklarına inanmaları. Bir yandan da Facebook, zulmedeceği kurbanlar yaratıyor ve çocuğunuzu sanal zorbalığa karşı korumanızın imkanı yok. Ama yine de tacizi sonlandırmada onlara yardım edebilirsiniz. MARC sanal zorbalıkla baş etme konusunda bazı fikirler sunuyor, (tinyurl.com/27bm6be sitesinden indirilebilir.) Bu fikrin başında da, böyle bir durum karşısında korkmamanız gerektiği yerini alıyor. Eğer çocuğunuz tacizle karşı karşıya kaldıysa onlara Facebook'ta daha az zaman geçirmesini ya da siteye durumu bildirmeyi önerme, diğer fikirler arasında.
Facebook taciz bildirisini olanaklı kılıyor bu da kullanıcıları bu hususta cesaretlendiriyor. Fakat ya çocuğunuz zorbalık yapanlardan biriyse? MARC'dan Elizabeth Englander ebeveynlere, çocuklarının arkadaş baskısına ya da aynı durumda duygularını inciten birisine tepki gösteriyor olabileceğini hatırlatarak, çocuklarıyla sanal zorbalığın zararlı bir şey olduğunu ve ilgili trajik çocuk suç dosyalarını paylaşmalarını öneriyor. Elizabeth Englander'ın bu önerisi durumu hafifletici bir güvence vermemesine karşın, en azından çocuğun bu konuya daha duyarlı yaklaşmasına yardımcı oluyor. "Çocuğunuzun, gerçek hayatta tanımadığı insanlardan uzak durmanın önemini dikkate almasını sağlayın."
Yabancı tehlike
Bu yılın başlarında Peter Chapman, Facebook üzerinden tanıştığı 17 yaşındaki bir kızı kaçırarak ona tecavüz etmek ve öldürmekten müebbet hapse mahkum edildi. Chapman aslında 32 yaşındaydı ama kurbanını kandırarak onu 17 yaşında olduğuna inandırmıştı. Facebook'un onca bu predatörleri siteden atma çabasına rağmen yine de sistem güvenli değildi. 2008'de, bilinen tüm cinsi sapıklar siteden kaldırılmıştı ve sonunda üyelikleri tamamen yasaklandı. Fakat Chapman olayı predatörlerin hâlâ sistemi aldatmada yeni yollar geliştirdiğini kanıtlar nitelikte. Daha önce bahsettiğimiz gibi, çocuğunuzun, gerçek hayatta tanımadığı insanlardan uzak durmanın önemini dikkate almasını sağlayarak sadece tanıdığı insanlarla irtibatta olması için gizlilik ayarlarını değiştirebilir, dahası doğrudan arkadaş olmadıkları insanlardan çocuğunuzun okul, yaş, isim gibi bilgilerini gizleyebilirsiniz. Çünkü yabancının profiline göre kişinin çocuğunuzla aynı yaşta hatta aynı okulda olması bir aldatmacadan ibaret olabilir. Bu durum karşısında çocuğunuz uygunsuz faaliyetlerde yer alan ve kendisiyle iletişime geçmeye çalışan şahsı Facebook'a ihbar edebilir.
Yazılımlar, çocukların internetteki hareketlerini gözlemlemekte yardımcı oluyor
İstediğiniz gözlemleme seviyesi konusunda bir karara varma durumu söz konusu olmasına rağmen eğer çocuğunuzun sanal ortamdaki aktifliğini daha fazla izlemek istiyorsanız, birkaç etkili araçtan herhangi birini kullanabiliyorsunuz. Mesela McGruff yazılımı anlık ileti günlüklerinden Google üzerindeki arama terimlerine kadar her şeyi koruyarak çocuğunuzun internet üzerinde yaptığı her hareketi kaydedebiliyor. Herhangi bir yazılım kullanıp kullanmadığınız göz önüne alınmaksızın, uzmanlara göre online kullanımla ilgili çocuğunuzla iletişimde olmak, onları güvence altına almak, internetteki tehlikeye karşı farkındalık yaratma hususunda en önemli unsur.
3. parti uygulaması
Facebook üzerindeki birçok 3. parti uygulaması doğrudan, sık sık oyunlara katılan, aşk itiraflarında bulunan ya da profillerini zenginleştiren gençlere yöneliktir. Fakat birçoğu değişik tarzda hizmetleri mevcut olan bu tür Facebook öğelerinin aslında Facebook tarafından oluşturulmadığını fark edemiyorlar. Daha kötüsü, bazı download'lar malware içerebiliyor. Sunbelt yazılımı, Texas hold'em poker ve başka birçok programdan birkaç şüpheli Facebook dolandırıcılığı tespit etti. Böyle durumlara karşı çocuklarla konuşma ve tanımadığı birinin duvarından gönderilen linki açmama uyarısının dışında malware'i tespit edecek bir yazılım ve güncellenmiş bir antivirüs programı yüklemek gerekiyor.
Kaynak: PC World
İngiliz Yükseköğretimindeki Gelişmelere Dikkat!
04.01.2011
İngiltere küresel krizden nasibini fazlasıyla alan ülkeler arasında. Üniversite eğitiminde Cambridge, Oxford gibi efsane isimleri barındıran İngiliz eğitim sistemi de kriz nedeniyle ciddi anlamda hasar gördü ve İngiltere son zamanlarda dünyada öğrenci olaylarının fitilini ateşleyen ülke oldu. Biraz bu nedenle, biraz da örneklemek amacıyla 2011’in ilk yazısında İngiltere’yi ele almam gerektiğini düşündüm.
Tüm dünya sıralamaları incelendiğinde, İngiltere ABD’nin ardından hep ikinci sırada yer alıyor. İkinci sırada bir süre daha barınabilecek mi, o da tartışma götürür. Ayrıca, dünyada uluslararası eğitimde 2010 yılında 470 bin yabancı öğrenciyle ABD’nin ardından yine ikinci sırada.
İngiltere’de yabancı (AB vatandaşları dışındakiler) öğrencilerin okul harcı olarak ödedikleri ücretler 8 bin-15 bin pound (19 bin-36 bin TL) arasında değişiyor. İngiltere krizden ötürü artık kendi vatandaşı ve Avrupa Birliği vatandaşı olan öğrencilere verdiği tüm desteği kaldırma ve ek olarak tüm üniversitelere verilen yılda toplam 15 milyar pound‘dan 900 milyon pound kesme kararı aldı. Bu kararın ardından 30 üniversitenin hayatta kalabilmesinin çok zor olduğunu da Oxford, Cambridge, Warwick ve Glasgow gibi üniversiteler ısrarla vurguluyor.
Ancak İngiliz hükümetinin başka çaresi de yok gibi.
Bütçe kesintilerinin Britanya ve AB vatandaşı öğrenciler açısından sonucu ise, yılda ortalama 3 bin 500 pound (8 bin 500 TL) öderken, bundan böyle yabancı öğrencilerle birlikte aynı ücreti (9 bin-15 bin pound) ödeme durumunda kalmaları oldu. O yüzden, bu kararın ardından öğrenci olayları başladı ve virüs gibi dünyaya yayılmaya başladı.
Halbuki, ABD’de Obama yönetimi krize rağmen yükseköğretime 21 milyar dolar, Fransa’da Sarkozy hükümeti 11 milyar euro ve Rusya hükümeti de 10 milyar dolar ek bütçe ayırmaya karar verdi.
Bu durumda İngiliz üniversitelerinin Britanyalı ve AB vatandaşı öğrenciler açısından kayba uğrayacağına kesin gözüyle bakılabilir. Dolayısıyla, yaşama savaşı içindeki İngiliz üniversitelerinin yabancı öğrenci çekebilmek için çok agresif davranacağını da tahmin edebiliriz. O zaman etme bulma dünyası deyimini kullanmak yerinde olacak; daha önce vize vermek için binbir dereden su getirten İngilizler yakında hep beraber göreceğimiz gibi, bilhassa bulunduğumuz coğrafyada daha cömert davranacaklar.
Bir diğer önemli husus da şu: İngiltere’de 14 bin yükseköğretim çalışanının işsiz kalacağı öngörülüyor.
Türkiye, YÖK’ün getirdiği kalite çalışmaları bağlamında daha fazla doktoralı eleman şartı ve yeni açılan üniversitelerin öğretim elemanı bulamayışına alternatif olarak bu durumu değerlendirebilir.
Öte yandan, Türkiye’nin 2011 Milli Eğitim Bakanlığı ve YÖK bütçeleri incelenirse; ayrılan kaynağın milli gelire oranının 2003 yılında yüzde 2.85 iken yüzde 2.80’e inmiş olması ve ilköğretimden üniversiteye kadar devletin bir öğrenci için ayırdığı kaynağın 1.615 TL ile OECD ortalamalarının çok altında olması düşündürücüdür.
Eğer Türkiye eğitime yapılan yatırımların veya sistemin önünü açamazsa İngiltere gibi olmamız kaçınılmazdır.
Rıfat Sarıcaoğlu
Kaynak: Vatan
Kadın Öğretmenler İdareci Olmak İstemiyor
04.01.2011
Türkiye'de kadın öğretmenler evlerine daha fazla zaman ayırmak için idareci kadrosuna katılmıyor.
Atatürk Üniversitesi (AÜ) Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Rıdvan Küçükali tarafından yapılan bir araştırmada, eğitim kadrosundaki kadın erkek dağılımı değerlendirilmeye çalışıldı. Çalışmada cinsiyet faktörünü de ele aldığını anlatan Küçükali, “Bu faktörü ele aldığımızda Türkiye'de kadın öğretmenlerin yönetime katılmak istemediklerini gördük. Kız öğrenciler açısından çok önemli olan bu ihtiyacın neden alt seviyelerde kaldığını tespit etmek için de bir çalışma yaptık” dedi.
Küçükali, kadın öğretmenlerin idareci kadrosu içerisinde müdür olarak yüzde 5 oranında, müdür yardımcısı olarak da yüzde 7 oranında yönetime katıldığını belirlediklerini söyledi. İlk etapta Erzurum merkez okullarını kapsayan bir çalışma yürüttüklerini anlatan Küçükali, “Çalışmamıza göre kadın öğretmenler müdür olarak yüzde 5 oranında, müdür yardımcısı olarak da yüzde 7 oranında yönetime katılıyor. Milli Eğitim Bakanlığından elde ettiğimiz verilerle kendi oranlarımızı karşılaştırdık, birbirine çok yakın olduğunu gördük” dedi.
Yöneticilik istememe nedenleri
Kadın öğretmenlerin yönetici olmak istememe nedenlerini de araştıran Küçükali, bu nedenleri şöyle sıraladı, “Sosyo-ekonomik nedenlerden dolayı kadın öğretmenler idareci olmayı tercih etmiyor. Aslında burada şunu önemle de vurgulamak lazım, 'kadınlardan yönetici olmaz' anlamında bir sonuç, çalışmamızda çıkmadı. Kadınların yönetime eşlik etmek istemedikleri doğrultusunda bir sonucu tespit ettik. Kadınların evlerini öncelikli olarak tercih ettikleri, yönetici oldukları zaman okulda daha fazla zaman geçirmeleri gerektiği için yönetime katılmadıkları ortaya konuldu.” Küçükali, yönetici olduğu zaman öğrenci gelmeden önce okulda bulunması ve öğrenci okulu terk ettikten sonra okulu terk etmesi gerektiği için kadın öğretmenlerin bu anlamda okul idaresinde yönetici olarak görev almak istemediklerini dile getirdi.
Milli Eğitim Bakanımız örnek alınmalı
Kadın öğretmenlerin yönetime katılması gerektiğini vurgulayan Küçükali, “Milli Eğitim Bakanımızın da bir kadın olması önemlidir. Kadın arkadaşlarımız, Sayın Bakanımızı örnek almalıdır” diye konuştu. Bu arada, Milli Eğitim Bakanlığından elde edilen verilere göre, Bakanlığa bağlı resmi eğitim kurumlarında görev yapan yöneticilerden, müdürlerin yüzde 94,32'si erkek, yüzde 5,68'i kadın; müdür başyardımcılarının yüzde 92,5'i erkek, yüzde 7,95'i kadın; müdür yardımcılarının ise yüzde 88,77'si erkek, yüzde 11,23'ü kadın.
Kaynak: Hürriyet Eğitim.com
Bu Öğrencilerin İtirazı Var!
03.01.2011
'Vatandaşlık ve Demokrasi' 8. sınıfta zorunlu ders oluyor. Pilot okuldaki ilk dersten çıkan sonuç: Bu çocuklar artık 'o dayakları' yemezler.
Avcılar Mareşal Fevzi Çakmak İlköğretim Okulu’nun 8-A sınıfında kız öğrenciler kışın etek yerine pantolon giyebilmek için imza toplayıp okul yönetimine dilekçe yazdı. Halit ve arkadaşları, ‘ayrımcılık’ yaptığını düşündükleri öğretmenlerine “Haksızlık yapıyorsunuz” dedi. İnadına yüksek sesle müzik dinleyen Salih, artık kulaklıkla müzik dinliyor. Giray, onu ‘üst düzey’dekilere itiraz etmekten alıkoyan tutukluğundan kurtuldu. Kadir Mert, inandığı bir konuda yanlışlık görürse uçan kuşa bile dilekçe yazarak konuyu gündemde tutabilecek güce sahip.
Bütün bunların ardında bu yıl almaya başladıkları ‘Vatandaşlık ve Demokrasi Eğitimi’ dersi var. Bu yıl ilk kez 20 ilde 40 okulda pilot olarak uygulanan ders, gelecek yıl tüm Türkiye’de zorunlu olarak okutulacak. Radikal, sınıfa konuk oldu ve dersi çocuklarla birlikte izledi.
‘Protesto haktır’
Öğretmen Endem Öztürk soruyor: “Okulun yan tarafındaki oyun parkının alışveriş merkezi yapılması için belediye usulsüz olarak izin verdi. Ne yaparsınız?” Sınıftan parmaklar kalkıyor teker teker. Kimi “Dilekçe toplarım” diyor, kimi “Protesto düzenlerim.” Sınıf, protesto üzerine tartışmaya başlıyor. Laf yumurta protestolarına geliyor, tartışma hararetleniyor. Kafalar karışık. Öğretmen Öztürk “Sizce bir şeyi protesto etmek normal mi?” diye soruyor. Oylama yapılıyor. Sınıf, protestonun bir hak olduğuna karar veriyor. Endem öğretmen başlıyor anlatmaya: “Toplumumuzda anormal olarak görülse de protesto herkese verilmiş bir haktır. Ancak seviyesi çok önemlidir.”
Bu kez özgürlüklerden, bir kişinin hakkını ararken başkalarının özgürlüklerine zarar vermemesi gerektiği konuşuluyor. Öğrenciler fikirlerini söylüyor, haksızlıklara karşı nereye başvuracaklarını, cevap alamazlarsa ne yapacaklarını öğreniyor. Bu hareketli dersin adı ‘Vatandaşlık ve Demokrasi Eğitimi.’
‘Artık susmuyorum’
İstanbul’da iki okulda pilot olarak seçmeli uygulanan dersten öğrenciler çok memnun. Ders sayesinde bakış açılarının değiştiğini, önyargılarının kırıldığını düşünüyorlar. Avcılar Mareşal Fevzi Çakmak İlköğretim Okulu 8-A öğrencilerinden Kadir Mert Aslan, dersi almadan önce demokrasinin anlamını bilmediğini anlatıyor: “Kardeşçe yaşamanın ne olduğunu öğrendim. Eskiden bu ülkede demokrasi olduğuna inanmıyordum. Herkes eşit tutulmuyor. Mesela ünlüler. Onlara daha iyi davranılıyor. Ama bu derste ben de haklarımı öğrendim. Haksızlığa karşı neler yapılacağını da biliyorum artık. Şikayet dilekçesi örnekleri yazdık, nereye yollanacağını biliyoruz. Çözüm üretebiliyoruz.”
Halit Kaya ise eskiden korktuğu için hakkını aramazmış: “Bu ders çok iyi oldu. Haklıysan hakkını arayacaksın. Mesela bir öğretmenimizin başarılı öğrencileri kayırdığını düşünüyorduk. Hep onlarla ilgileniyordu. Öğretmenimizle konuştuk. Bunun haksızlık olduğunu söyledik. Eskisine göre daha iyi şimdi durum.”
Salih Sömez “Eskiden müzik dinlerken komşum rahatsız oluyordu, inadına sesini açıyordum. Artık saygı duyuyor ve kulaklıkla dinliyorum” diyor. Tuğçe Kemal, aslında haklarını bildiğini ama haksızlığa karşı ne yapacağını bilmediğini söylüyor.
Ders, Giray Aslan’ı da değiştirmiş: “Eskiden üst düzey birilerini şikayet etmekten korkardım. Onlar güçlü biz güçsüzüz diye. Ancak şimdi korkmuyorum, hakkımı ararım.”
Ayrımcılık, öğrencilerin en hassas olduğu konu
Vatandaşlık ve Demokrasi dersinden yetişkinlere de pek çok ders çıkıyor. İlki, ilköğretim 8. sınıf öğrencileri ‘ayrımcılık’ konusunda çok hassas. Derslerdeki katılımın yüksekliği, tartışmaların canlılığı da dikkat çekici.
Haftada 1 saat Vatandaşlık ve Demokrasi Eğitimi dersi, gelecek yıl 8. sınıf müfredatına girecek. Haftada 1 saat zorunlu olarak okutulacak. Sosyal Bilgiler öğretmenlerinin vereceği derste ‘Her insan değerlidir’, ‘demokrasi kültürü’, ‘hak ve özgürlüklerimiz’, ‘görev ve sorumluluklarımız’ gibi konular işlenecek.
Pilot uygulama nedeniyle derslere başlayan öğretmen Endem Öztürk öğrencilerin en çok ‘ayrımcılık’ konusunun işlendiği derste konuştuğunu anlattı. Öztürk, dersin aslında daha önceden de ‘Vatandaşlık ve İnsan Hakları’ adı altında verilirken 2006 yılında kaldırıldığını anlatarak yeniden müfredata girmesinin çok önemli olduğunu söylüyor.
Öztürk’e göre böyle bir dersin müfredatta olması, Türkiye’de insan haklarının ve demokrasinin sorunlu olduğunun da kanıtı.
Umay Aktaş Salman
Kaynak: Radikal
Robot Öğretmen Göreve Başlıyor
29.12.2010
Güney Kore'de başlatılan R-Learning proje dahilinde 2012 yılında robot öğretmenler anaokullarında görev yapmaya başlayacak.
Robotlarla arası iyi olan milletlerden olan Koreliler, yakında eğitim sistemlerini de bu cihazlara teslim edecekler. Robot hizmetçiler, robot klonlar ve hatta robot hamamböceklerinden sonra şimdi de robot öğretmenler ortaya çıkıyor.
R-Learning adı verilen proje dahilinde 2012 yılında 500 anaokulunda ve 2013 yılında toplam 8000 eğitim merkezinde robot öğretmenler kullanılacak.
Sınıfı kontrol için henüz erken
Robot öğretmenlerin tüm sınıfı kontrol etmesi henüz mümkün değil. Bu yüzden bu robotlar, sınıftaki öğretmen için bir yardımcı olarak görev yapacaklar.
Hikaye anlatma, velilerle iletişim kurma ve öğrencilerin gelişimini takip etme gibi işleri robot yardımcılar yapacaklar.
Robotların her türlü işi yapabildiği bir gelecek, bilimkurgu eserlerinde sıkça rastladığımız bir olay. Güney Koreliler bu hayali gerçeğe çevirmek için ilk adımı şimdiden atıyorlar.
Emre Demiray
Kaynak: ShiftDelete.Net
Gates ve Weingarten’dan Sistem Hakkında Bir Özeleştiri...
28.12.2010
Milyarder hayırsever Bill Gates ve Amerikan Öğretmenler Federasyonu Başkanı Randi Weingarten, ortak bir zemin bulup Amerika’nın eğitim sistemini düzeltebilirler mi?
Okullarımız dünyanın gerisinde kalıyor. Bunun nedeni nedir? Nasıl bu kadar geriye düşebildik?
Gates: Evet, bu büyük bir sorun. Diğer ülkelerin birçoğu okul sistemleri için büyük çabalar harcadı. Yani bir bakıma rekabet daha fazla. Bizim zenginliğimizin sadece 10'da birine sahip olan Çin, mükemmel bir eğitim sistemi yürütüyor. Diğer sistemlerden öğrenebileceklerimiz var. Çoğu ülkede okul günleri daha uzun ve yine çoğu ülkede okul yılları da daha uzun. Ve bazılarının personel sistemlerinin öğrenilmeye değer unsurları var.
Weingarten: Gördüğümüz şu ki, Birleşik Devletler ileri gitmektense yerinde sayıyor. Esasında biz daha önce olduğumuz yerdeyiz, ama diğer ülkeler ileri gidiyor. Öğretmenlerin hazırlanması ve desteklenmesi konularına yatırım yapmak için çok zaman harcadılar. Çoğu, Bill Gates ve Gates Vakfı’nın desteklediği ortak standartlara benzer bir şekilde ortak bir müfredat öğretiyor ve öğretmenlerin gerçekten öğretmek için ihtiyaç duydukları araçları ve koşulları yaratıyorlar. Karşılıklı saygı ve güvenleri var. Çocukların eğitimde bir rolü var, ebeveynlerin eğitimde bir rolü var, öğretmenlerin eğitimde bir rolü var, politikacıların da öyle…
Gates: Tüm bunlara katılıyorum ama biz her konuda diğer sistemlere kıyasla daha fazla para harcıyoruz. Her nereden bakarsanız bakın, biz bu alanda çok daha fazla para harcadık. Yani bu bir ikilem. Yaptığımız yatırımlardan daha fazla sonuç elde etmek için ne yapacağız? Öğretmenlerin daha iyi olmasına yardımcı olmak açısından sistemimize uyumlandırabileceğimiz uygulamalar var mı? Öğretmenlerin daha iyi olmasına yardımcı olmak için ne yapabilirsiniz? Bildiğiniz gibi öğretmenlerimizin dörtte biri gerçekten çok iyi. Bütün öğretmenleri bu dörtte birlik dilim kadar iyileştirebilirsek, A.B.D. bu karşılaştırmanın zirvesine çıkacaktır. Öyleyse, çok iyi olan öğretmenlerin ne yaptığını anlamak için bir yol bulabilir misiniz? Bu iyi öğretmenlerin sınıfı sakinleştirmeyi nasıl başardığını araştırmak için neden daha fazla yatırım yapılmadığı beni şaşırtıyor. İyi öğretmenlerin bütün çocukların dikkatini toplamayı nasıl başardığını araştırmak için ne yaptıklarını öğrenmemiz gerekiyor ki sonra diğer öğretmenleri bunlardan bir şeyler öğrenebilmeleri için teşvik edebilelim.
Weingarten: Futbol takımları bunu her zaman yapıyor. Her maçtan sonra maçın kaydını izliyorlar. Bazen bunu maç sırasında bile yapıyorlar. Sürekli olarak neyin işe yaradığını, neyin yaramadığını sorguluyor; işe yaramayanlardan vazgeçip, işe yarayanları geliştiriyor ve bunu bir ekip yaklaşımıyla yapıyorlar. Biz bu yatırımı kamu eğitiminde hiç yapmıyoruz. Finlandiya’da bu yatırım, insanlar öğretmen olmadan önce yüksek lisans eğitim fakültelerinde yapılıyor. Son derece seçkin bir öğretmen grubunu işe alıyorlar. Finlandiya’nın yoksulluk oranının yüzde 5 ve Amerika'nın yoksulluk oranının yüzde 20 olduğu doğru. Ama en iyi öğretmenlerin ne yaptığını gerçekten keşfetme ve bunu büyütme düşüncesi var.
Bill, en iyi öğretmenlerimizin dörtte birinin gerçekten iyi olduğundan bahsettin. Ama Finlandiya’daki durum da büyük ihtimalle budur. Finlandiya’daki her bir öğretmenin harika olması söz konusu olamaz sanırım.
Gates: Aslına bakılırsa, harika bir personel sistemi yürütüyorlar. Bir değerlendirmeye tabi tutuluyorsunuz ve size nede iyi olduğunuz, nede ise iyi olmadığınız söyleniyor. Eğer belli bir dönem içinde gelişim göstermiyorsanız, sizi başka bir mesleğe yönlendiriyorlar. Finlandiya, Kore, Singapur; bu ülkeler öğretmen personel sistemleri yürütüyorlar. A.B.D.’de, insanoğlunun bulduğu en tahmin edilebilir personel sistemlerinden birini kullanıyoruz. Kaç yıldır çalıştığınızı hatırlayın, kendi maaşınızı bulursunuz.
Weingarten: Bugün okullarımız 100 yıl, 50 yıl önce oldukları hallerinden temel olarak çok daha farklı olmalılar. Ama okullarımız hâlâ bilgi ekonomisi yerine, sanayi çağı için düzenlenmiş şekilde. Birden çok ölçüte dayanan, öğretmene neyi doğru yaptığını, neyi yapamadığını söyleyen, birçok farklı ölçütü ele alan iyi bir değerlendirme sistemi bulmak için birlikte çalışmamız, öğretmene “Bunlar doğru yaptıkların, bunlar yanlışların. Bu kadar farklı ve çok sayıda dayanak varken nasıl gelişim kaydedebiliriz? Ve eğer gelişimi sağlayamazsak, sizi mesleği bırakmanız konusunda yönlendirmek için nasıl bir yol kullanacağımızı bulmalıyız” dememiz gerekiyor. Bizim yapmaya çalıştığımız da bu.
“İnsanları mesleği bırakması konusunda yönlendirmek” dediniz. Bu, şu anda yapamadığınız bir şey mi?
Gates: Colorado kanunu ve Washington D.C. sistemi kapsamında, ölçütler başarısız olduğunuzu gösterirse, sanırım iki yıl üstüste değerlendirmeye tabi tutuluyorsunuz ve kıdeminiz fark etmeksizin sizi gönderebiliyorlar.
Weingarten: Aslına bakılırsa, neredeyse her yerde, değerlendirme sistemi içinde başarılı olmazsanız sizi gönderebiliyorlar. Memuriyet sürecinin basitçe, adil bir süreç olması gerekiyor. Gerçek şu ki, yöneticiler işlerini yapmıyorlar.
Gates: Değerlendirme yok. Amerika’daki öğretmenlerin yüzde 90’ı için geribildirim yok. Şu anda bunun nasıl bu hale geldiğini tartışmamıza gerek de yok. Yönetim yüzünden mi? Sendika yüzünden mi? Önemli olan, şu anda bu halde olması. Ve bunun gibi işleyen meslek sayısı çok değil. Yani, bunun değişmesi gerekiyor. Öğretmenlere olumlu bir mesaj verecek şekilde değişmesi gerekiyor. Çok fazla ek yük getirmeyecek ve çok değişken olmayacak şekilde… Birçok insan sadece (öğretmen performansını ölçmek için), (öğrenci) test sonuçlarını kullanarak ilerledi ki bu hiçbir şey yapmamaktan çok daha iyi. Ama yine de, burada dersleri kaydetmek, meslektaş görüşmeleri ve öğrenci görüşmeleri gibi bir dizi başka ölçütü dahil ederek yaratmaya çalıştığımızdan daha iyi değil.
Weingarten: Ben öğretmenlik yaparken, bizim değerlendirilme şeklimiz, ‘geçerken değerlendirme’ diye adlandırdığım bir sistemdi. Elinde bir kontrol listesi ile biri 20 dakika için gelir ve bu sizin değerlendirmeniz olurdu. Yani anlık görüntü almak gibi bir şey. Testler de aynen öyle. Bunların hiçbiri sizi, öğretmenlerin kendilerini sürekli olarak iyileştirmelerine ve öğrencilerin öğrenmelerine yardımcı olmak için değerlendirme sisteminden faydalanabileceğiniz noktaya getirmiyor. Bu ancak işbirliği ile işe yarar hale gelebilir. Okul sistemleri işbirliği içinde çalışmıyor. Genellikle anlaşmazlıklarla uğraşmakla meşguller. Anlaşmazlık, eğitimdeki statükodur. Gates Vakfı’nın büyük yatırımlar yaptığı yerlerden Pittsburgh ve Hillborough County, Fla.’da, bu değişimi yaratmak için birlikte çalışan bir kültür görürsünüz.
Randi, sanayi çağından bilgi ekonomisine geçmekten bahsettin. Ama sendikalar da sanayi çağının yadigarları değil mi? Sendika kavramının kendisi bilgi ekonomisine uygun mu?
Weingarten: Elbette uygun. Bizden kat kat başarılı olan farklı ülkelere bakın, hepsi sendikalaşmış.
Gates: Evet, ama bizim gibi çalışma kuralları olan başka bir ülke de bulamazsınız. Gidin, Amerikan Öğretmenler Federasyonu'nun New York çalışma kurallarını okuyun. Akıllara durgunluk veren bir belge. Diğer ülkelerin hiç böyle bir belgeleri yok. Bu konu üzerine sadece bu kadar dakika çalışmalısın, şu konu üzerine sadece şu kadar dakika çalışmalısın diyen hiçbir şey yok. İlk ona giren ülkelerin hiçbirinde, böyle bir şey bulamazsınız. Gerçek bir personel sistemi olmayan tek biziz.
Weingarten: Bunların çoğunun nedeni, mevcut durumun bu anlaşmazlık olması. Bu durumdan çıkmalıyız. Öğretmenlere güvenilen bir işbirliği ortamı yaratırsanız, sanayi ekonomisi kalıbından ve bu sözleşmelerin özü olan fabrika modelinden çıkarsınız. Aynı zamanda okulların düzgün işlediği yerlerde kimse asla sözleşmeye bakmaz.
Birleşik Devletler’de ulusal bir müfredatımız olmalı mı?
Gates: Aslına bakılırsa, standartları paylaşmak için eyalet odaklı bir hareket var. Ulusal seviyede başlayan ve ulusal seviyede empoze edilene bir direnç söz konusu. Ama bu sorun değil. Çünkü birkaç eyalet öncülük yaptı, birlik oldu ve paylaşmak istiyoruz dedi. Ve şimdi 43 eyaletimiz ve buna ek olarak federal hükümet tarafından dayatılmamasına karşın bu standartları kullanmayı vadeden Kolombiya bölgesi var. Aslında öyle bir yola girmiş görünüyoruz ki, bundan beş yıl sonra birçok eyaletin ve bundan on yıl sonra neredeyse tüm eyaletlerin ortak bir müfredatı olacak. Ve bence bu iyi bir şey olacak. Verimliliği artıracak. Bu müfredat sadece bazı konuların keyfe keder seçildiği bir standart değil. Gerçekten daha iyi bir müfredat.
Weingarten: Geçmişte, derinleştirmeye değil, genişletmeye odaklandık. Diğer ülkelerin yaptığı ise derinleştirmeye odaklanmaktı. Yani Japonya veya Singapur’daki matematik üzerine yapılan bazı çalışmalara bakarsanız, çocuklar gerçekten kesirleri anlıyorlar. Sadece kesrin ne olduğunu ezberlemiyorlar. Sadece bir bölü iki eşittir yüzde elli demiyorlar ki bu zaten ezber. O sonuca nasıl ulaşıldığını anlıyorlar. Yeni ortak standartlarımız ise daha derin ve daha az… 21. yüzyılda, bilgi ekonomisi çağında çocuklarımıza yardımcı olmak için ne yapmamız gerekiyor fikri üzerinde tekrar tasarlandılar. Eğer bir çocuk bir yıl New York'ta, ertesi yıl da Washington D.C.’de okula gidiyorsa ne yapmamız gerekiyor? Çocukların yer değiştirebileceğini hesaba katan ortak bazı temel kavramların olduğundan nasıl emin olabiliriz?
Öğretmenlere imtiyaz hakkı verme nedir peki? Çok saçma görünüyor.
Weingarten: İmtiyaz hakkı adillik için bir vekalettir, öğretmenlerin keyfe ve kaprise bağlı muamelelere maruz kalmamasını sağlamak için bir vekalet. Ama bu, bir ömür boyu iş garantisi olmamalıdır ve bence nasıl gerçekten yasal haklara uygun iyi değerlendirme sistemlerine sahip olunacağını düşünmeye başlarsanız, ikisinden de yararlanırsınız. Kötü öğretmen salgınımız yok. Ama öğretmenlerimizi bize karşı rekabet üstünlüğü sağlayan ülkelerinki gibi desteklemiyoruz. Onlar, öğretmenlerini nasıl hazırlayacaklarını, onları nasıl destekleyeceklerini ve öğretmenlerin çalışmalarını çocukların yapmaları gerekenlere nasıl uygun hale getireceklerini düşünmek için fazlasıyla zaman harcıyorlar.
Gates: Hayır, biz mesleki gelişime onlardan daha fazla harcıyoruz. Maaşlara onlardan daha fazla harcıyoruz. Emekli aylığına onlardan daha fazla harcıyoruz. Emeklilik sağlık yardımlarına da onlardan daha fazla harcıyoruz. Ama onlardan daha az değerlendirme yapıyoruz. Çoğu bölgede, sınıfınıza herhangi biri girmeden önce size bildirilmesi gerekiyor. Bu, sözleşmenin bir parçası. Yani, diğer ülkelerde personel sistemi açısından gerçek bazı farklılıklar var.
Bill, konuşurken sesindeki hayal kırıklığını hissedebiliyorum. Bu konu seni bu kadar mı çileden çıkartıyor?
Gates: Herkesi çileden çıkartan tek şey, öğrenciler için sonuçlar. Kimse şu anda bunlardan mutlu değil ve herkes değiştirmek istiyor. Ama ne kadar hızlı değiştirmek istiyorlar ve neyi değiştirmek istiyorlar? Herkesin kendi fikri var. 1970’ten günümüze kadar harcamaları gösteren bir grafik var yanımda, harcamalar devamlı yukarı çıkıyor ama başarı neredeyse düz bir çizgide kalıyor. Önümüzdeki zaman diliminde başarı çizgisinin, harcama çizgisine daha çok benzemesine ihtiyacımız var. Ve ne yazık ki, mali gerçeklerden dolayı bu düz çizgiyi korumak adına bile K-12 harcamaları için mücadele etmek zorunda kalacağız.
Bill’in grafiği bana, sendikalaşmış işgücünün her tür endüstrideki etkisini gösteriyor gibi geliyor. Detroit’te de aynı şeyin olduğunu söyleyebilirsiniz.
Weingarten: Evet bu, ülkede orta sınıf yaratmada sendikalaşmış işgücünün ve diğerlerinin etkisi. Eninde sonunda orta sınıfı korurken istikrarlı olmamız, yüksek kaliteyi de nasıl garanti altına alacağımızı bulmamız gerekiyor. İşçiler için mücadele etmemiz gereken zorluk bu işte, çocuklar için mücadele etmemiz gereken de bu.
Gates: Bu işler zaman alır. En iyi senaryoda bile, öğretmenleri bugün iyileştirseniz de ülke bunun faydalarını 15 veya daha fazla yıl sonra ancak görebilir. Yani bu işte kalabilmek için uzun vadeli bir bakış açınızın olması gerekiyor. Bildiğiniz gibi, New York Belediye Başkanı Michael Bloomberg okullarla ilgilenmeye karar verdiğinde, faydaların ileride, çok ileride görüleceğini biliyordu. Yani sabırsız olamazsınız.
Daniel Lyons
Kaynak: Newsweek
KDU Dönem Sonu Değerlendirmesi Yapıldı
28.12.2010
Kazanım Değerlendirme Uygulaması’nın ikinci aşaması olan KDU Dönem Sonu Değerlendirmesi, 28 Aralık’ta yapıldı.
Üç aşamada tamamlanacak olan uygulamanın ilk aşaması, 29 Eylül’de öğrencilerin mevcut kazanımlarının değerlendirilerek, bir sonraki sınıf için eğitsel yeterlilik düzeyleri ve hazır bulunuşluklarının belirlenmesi amacıyla gerçekleştirilmişti.
Sebit Eğitim ve Bilgi Teknolojileri AŞ tarafından, 2010-2011 eğitim öğretim yılında Vitamin'i kurumsal olarak kullanan özel okullarda gerçekleştirilen üç farklı Kazanım Değerlendirme Uygulaması (KDU), öğrencilerin bireysel, okul yönetiminin ise ortak eksik kazanımlarının dikkate alınarak eğitim öğretim sürecinin planlanması amacını taşıyor.
Basılı bir uygulamanın online (çevirimiçi) bir ortamla desteklendiği ilk örnek uygulama olan KDU’da sonuçlar öğrencilere, Sebit’in Milli Eğitim Bakanlığı öğretim programına uygun olarak geliştirilmiş interaktif eğitim yazılımı Vitamin üzerinden, ‘kişiye özel’ bir değerlendirme raporu ile sunuluyor. Bu çalışmada öğrenciler, eksik oldukları kazanımları görme imkanına kavuşuyor ve bu kazanımları edinmeleri için Vitamin içerisindeki ilgili konu anlatımlarına yönlendiriliyorlar. Bunun yanı sıra öğretmenler, sınıflarının hangi kazanımlarda eksik kaldığı bilgisini edinerek, uygulamalarına bu bilgiye göre yön verebiliyorlar.
2010-2011 Kazanım Değerlendirme Uygulaması üç aşamada planlandı:
29 Eylül’de yapılan KDU-Hazır Bulunuşluk uygulamasında; öğrencilerin bir önceki yılda edinmeleri beklenen kazanımlar ve bu yıl öğrenecekleri konulara ne kadar hazır oldukları tespit edildi.
28 Aralık’ta yapılan KDU-Dönem Sonu Değerlendirmesinde; öğrencilerin eğitim öğretim yılının ilk döneminde o ana kadar işledikleri konulardan seçilen kritik kazanımları ne kadar edindikleri ölçülüyor.
Nisan 2011’de yapılacak olan KDU-Yıl Sonu Değerlendirmesinde ise; öğrencilerin eğitim öğretim yılının ikinci dönem konularından seçilen kritik kazanımları ne kadar edindikleri ölçülüyor. Aynı zamanda, bir önceki dönemde tespit edilen ortak eksik kazanımlar da değerlendiriliyor.
Kişiye özel değerlendirme raporu
KDU sonuçları, kapsamlı bir raporlama çalışması ile değerlendirilip, öğrenciye eksik kazanımlarının tespit edildiği “kişiye özel bir değerlendirme raporu” ile birlikte ulaştırılıyor. Öğrencilerinin kişisel eksiklerinin yanı sıra ortak eksik kazanımları konusunda bilgilendirilen öğretmen ise sınıfının ve öğrencisinin kazanım bazında profilini çok yönlü olarak görme şansına kavuşuyor, sunulan öneriler doğrultusunda doğru uygulamaları geliştirebiliyor.
KDU sonuçlarında;
· Sınav soruları,
· Soruların çözümleri ve çözüm videoları,
· Öğrencilerin tek tek soru bazında, kendilerine özgü eksik kazanımları,
· Kişisel eksiklerini gidermelerine yardımcı olacak Vitamin konu anlatımları ve
· Kişisel eksik kazanımlarını tamamlamaya yönelik, Vitamin’le bütünleştirilmiş çalışma önerilerinin sunulduğu kişisel raporlarda öğrenciler; her soruya ait eksiklerini nasıl giderebileceklerine ilişkin önerilere ulaşabiliyor ve anında gidermelerine yardımcı olacak konu anlatımlarına yönlendiriliyorlar.
Okul yöneticileri açısından KDU
KDU’da öğrenci, veli ve öğretmen, söz konusu raporlarla bilgilendirilip yönlendirilirken, okul yöneticileri de önemli veriler elde ediyorlar. Uygulama sayesinde okullarının ve sınıflarının başarı oranları ve eksik kazanımları okul müdürleri tarafından izlenebiliyor hatta okullarının ilçe ve il genelinde durumu belirleniyor.
İlki 6 Mayıs 2010 tarihinde, İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü ve Sebit işbirliği ile, 637 bin 704’ü İstanbul’da, 2 bin 391’i İstanbul dışında olmak üzere, 640 bin kadar öğrencinin katılımıyla gerçekleştirilen KDU; eğitim niteliğinin yükselmesi, eğitim profesyonellerine yeni bir bakış açısı getirmesi, eğitim sistemimizin “eksik kazanımlarını” tamamlaması adına önemli bir adım olarak kabul görmüş ve büyük ilgi toplamıştı.
Vitamin Öğretmen
KDU Dönem Sonu Değerlendirmesi Yarın!
27.12.2010
Kazanım Değerlendirme Uygulaması’nın ikinci aşaması olan KDU Dönem Sonu Değerlendirmesi 28 Aralık’ta.
Üç aşamada tamamlanacak olan uygulamanın ilk aşaması, 29 Eylül’de öğrencilerin mevcut kazanımlarının değerlendirilerek, bir sonraki sınıf için eğitsel yeterlilik düzeyleri ve hazır bulunuşluklarının belirlenmesi amacıyla gerçekleştirilmişti.
Sebit Eğitim ve Bilgi Teknolojileri AŞ tarafından, 2010-2011 eğitim öğretim yılında Vitamin'i kurumsal olarak kullanan özel okullarda gerçekleştirilen üç farklı Kazanım Değerlendirme Uygulaması (KDU), öğrencilerin bireysel, okul yönetiminin ise ortak eksik kazanımlarının dikkate alınarak eğitim öğretim sürecinin planlanması amacını taşıyor.
Basılı bir uygulamanın online (çevirimiçi) bir ortamla desteklendiği ilk örnek uygulama olan KDU’da sonuçlar öğrencilere, Sebit’in Milli Eğitim Bakanlığı öğretim programına uygun olarak geliştirilmiş interaktif eğitim yazılımı Vitamin üzerinden, ‘kişiye özel’ bir değerlendirme raporu ile sunuluyor. Bu çalışmada öğrenciler, eksik oldukları kazanımları görme imkanına kavuşuyor ve bu kazanımları edinmeleri için Vitamin içerisindeki ilgili konu anlatımlarına yönlendiriliyorlar. Bunun yanı sıra öğretmenler, sınıflarının hangi kazanımlarda eksik kaldığı bilgisini edinerek, uygulamalarına bu bilgiye göre yön verebiliyorlar.
2010-2011 Kazanım Değerlendirme Uygulaması üç aşamada planlandı:
29 Eylül’de yapılan KDU-Hazır Bulunuşluk uygulamasında; öğrencilerin bir önceki yılda edinmeleri beklenen kazanımlar ve bu yıl öğrenecekleri konulara ne kadar hazır oldukları tespit edildi.
28 Aralık’ta yapılacak olan KDU-Dönem Sonu Değerlendirmesinde; öğrencilerin eğitim öğretim yılının ilk döneminde o ana kadar işledikleri konulardan seçilen kritik kazanımları ne kadar edindikleri ölçülüyor.
Nisan 2011’de yapılacak olan KDU-Yıl Sonu Değerlendirmesinde ise; öğrencilerin eğitim öğretim yılının ikinci dönem konularından seçilen kritik kazanımları ne kadar edindikleri ölçülüyor. Aynı zamanda, bir önceki dönemde tespit edilen ortak eksik kazanımlar da değerlendiriliyor.
Kişiye özel değerlendirme raporu
KDU sonuçları, kapsamlı bir raporlama çalışması ile değerlendirilip, öğrenciye eksik kazanımlarının tespit edildiği “kişiye özel bir değerlendirme raporu” ile birlikte ulaştırılıyor. Öğrencilerinin kişisel eksiklerinin yanı sıra ortak eksik kazanımları konusunda bilgilendirilen öğretmen ise sınıfının ve öğrencisinin kazanım bazında profilini çok yönlü olarak görme şansına kavuşuyor, sunulan öneriler doğrultusunda doğru uygulamaları geliştirebiliyor.
KDU sonuçlarında;
· Sınav soruları,
· Soruların çözümleri ve çözüm videoları,
· Öğrencilerin tek tek soru bazında, kendilerine özgü eksik kazanımları,
· Kişisel eksiklerini gidermelerine yardımcı olacak Vitamin konu anlatımları ve
· Kişisel eksik kazanımlarını tamamlamaya yönelik, Vitamin’le bütünleştirilmiş çalışma önerilerinin sunulduğu kişisel raporlarda öğrenciler; her soruya ait eksiklerini nasıl giderebileceklerine ilişkin önerilere ulaşabiliyor ve anında gidermelerine yardımcı olacak konu anlatımlarına yönlendiriliyorlar.
Okul yöneticileri açısından KDU
KDU’da öğrenci, veli ve öğretmen, söz konusu raporlarla bilgilendirilip yönlendirilirken, okul yöneticileri de önemli veriler elde ediyorlar. Uygulama sayesinde okullarının ve sınıflarının başarı oranları ve eksik kazanımları okul müdürleri tarafından izlenebiliyor hatta okullarının ilçe ve il genelinde durumu belirleniyor.
İlki 6 Mayıs 2010 tarihinde, İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü ve Sebit işbirliği ile, 637 bin 704’ü İstanbul’da, 2 bin 391’i İstanbul dışında olmak üzere, 640 bin kadar öğrencinin katılımıyla gerçekleştirilen KDU; eğitim niteliğinin yükselmesi, eğitim profesyonellerine yeni bir bakış açısı getirmesi, eğitim sistemimizin “eksik kazanımlarını” tamamlaması adına önemli bir adım olarak kabul görmüş ve büyük ilgi toplamıştı.
Vitamin Öğretmen
2010 Eğitim Araştırmaları Yarışması Başladı
27.12.2010
Millî Eğitim Bakanlığı EARGED (Eğitimi Araştırma ve Geliştirme Dairesi Başkanlığı) ve Türk Telekom kuruluşu Sebit Eğitim ve Bilgi Teknolojileri ortaklığı ile düzenlenen 2010 Eğitim Araştırmaları Yarışması’na başvurular başladı.
“Eğitim Bilimleri ve Öğretmen Yetiştirme” ve teknolojinin eğitimde kullanılması ile ilgili bilimsel araştırmalar yapan araştırmacıları teşvik etmek, yeni ve özgün araştırmaları ödüllendirerek eğitim bilimleri ve öğretmen yetiştirme alanına bilimsel eserler kazandırmak, eğitim sorunlarını çözmeye yönelik yeni yöntem ve tekniklerin kullanılmasını desteklemek, eğitimle ilgili konuları kamuoyunda tartışmaya açmak, akademik ve bilimsel çalışmaların sonuçlarını eğitim sisteminin hizmetine sunmak, Millî Eğitim Bakanlığı ile üniversiteler ve iş dünyası arasındaki işbirliğini güçlendirmek amacıyla düzenlenen yarışmaya son katılım tarihi 18 Şubat 2011.
Yarışma koşulları ve ödüller
Gerçek kişiler (akademisyenler, araştırmacılar, öğretmenler, müfettişler vb.) tarafından son üç yıl içinde (2008-2010) yapılan araştırmaların eğitim bilimleri ve öğretmen yetiştirme alanlarını kapsaması gerekiyor. Değerlendirme sonucu ödüle layık görülen araştırmalar, 09 Mayıs 2011’de yazılı ve görsel basın ile internet ortamında kamuoyuna duyurulacak.
“Fen ve Matematik” ile “Sosyal/Beşeri Bilimler” alanlarında olmak üzere iki kategoride düzenlenen yarışmada dereceye giren araştırmalara her kategori için verilecek ödüllerin dağılımı ise şu şekilde:
Fen ve Matematik
Birinci 5000 TL
İkinci 3000 TL
Üçüncü 1500 TL
Mansiyon 1000 TL
Jüri Özel Ödülü 1000 TL
Sosyal/Beşeri Bilimler
Birinci 5000 TL
İkinci 3000 TL
Üçüncü 1500 TL
Mansiyon 1000 TL
Jüri Özel Ödülü 1000 TL
Ödüle değer bulunan araştırmalar, 23-26 Haziran 2011 tarihleri arasında düzenlenecek çalıştayla kamuoyunun dikkatine sunulacak, ödül töreni ise aynı tarihler arasında belirlenen bir günde gerçekleştirilecek.
Yarışma ile ilgili duyurulara portalımızdan http://www.VitaminOgretmen.com/ ve http://earged.meb.gov.tr adreslerinden ulaşabilirsiniz.
2010 Yılı Eğitim Araştırmaları Ödüllü Yarışması Uygulama Kılavuzunu indirmek için tıklayınız.
Sözleşmeli Öğretmenlik Başvuruları Başladı
23.12.2010
Milli Eğitim Bakanlığı'nın (MEB), 6 Aralık 2010 tarihinde yaptığı öğretmen atamalarında kadroya geçen öğretmenlerin yerine yapılacak sözleşmeli öğretmen görevlendirmesi için başvurular başladı...
Sözleşmeli Öğretmen Başvuru Kılavuzu için tıklayınız.
MEB, 6 Aralık'ta bilgisayar kurasıyla 30 bin öğretmen atamıştı. Bakanlık bu atamalarda, sözleşmeli olarak çalışırken kadroya geçenlerin sayısı kadar yeniden sözleşmeli öğretmen alacak.
Sözleşmeli öğretmenlik için başvuru süresi bugün başladı ve 29 Aralık'ta sona erecek.
Başvurular değerlendirildikten sonra görevlendirmeler 31 Aralık'ta yapılacak. Sözleşmeli öğretmenler 31 Aralık'ta görevlerine başlayacak.
Sözleşmeli öğretmenlik için görevlendirme yapılacak alanlar ile başvuruya esas olacak taban puan ve kontenjanlar, İl Milli Eğitim Müdürlüklerince yapılan çalışmalar tamamlandıktan sonra ilan edilecek.
Kaynak: Abbas Güçlü.com.tr
Elleri Öpülmez mi Bu Öğretmenlerin?
23.12.2010
Manisa Selendi’de, bacağı kırıldığı için okula gidemeyen ilköğretim öğrencisi Mehmet Ercan’a, arkadaşlarından geri kalmaması için öğretmenleri her gün evinde ders veriyor.
Manisa Selendi Cumhuriyet İlköğretim Okulu 6’ncı sınıf öğrencisi 12 yaşındaki Mehmet Ercan, 17 Ekim’de arkadaşlarıyla top oynarken düşüp sol bacağını kırdı. Yürüyemeyen Mehmet, evlerine 1 kilometre uzaklıktaki okulundan ayrı kaldı. Üç ay rapor verilen öğrencilerinin durumuna üzülen Türkçe öğretmeni İbrahim Balcı, Fen Bilgisi ve Teknoloji öğretmeni Nurullah Erol, İngilizce öğretmeni Dinç Sarayköylü, Matematik öğretmeni Mehmet Dağlı Alioğlu ve Sosyal Bilgiler öğretmeni Hüseyin Açıkalın, hiçbir ücret almadan her gün evine gidip Mehmet’e ders vermeye başladı.
‘Onlara layık olacağım’
Mehmet’in başarılı bir öğrenci olduğunu belirten İngilizce öğretmeni Dinç Sarayköylü, “Derslerinden geri kalmasını istemiyoruz. Çok da iyi sonuçlar aldık. Sınavlardan çok iyi puanlar alıyor. Öğretmenlik, fedakarlık isteyen, karşılığı ‘manevi’ olan, en kutsal mesleklerden biri. Öğrencilerimizin ileride üniversiteyi kazanıp, ülkeye faydalı bireyler olmaları bize yeter” diye konuştu.
Okulunu ve arkadaşlarını çok özlediğini söyleyen Mehmet ise “Öğretmenlerime çok teşekkür ediyorum. Onlara layık olmaya çalışacağım. Ben de öğretmen olmak istiyorum” diye konuştu. Anne Fadime Ercan, eğitimcilere, duyarlılıkları nedeniyle minnettar olduklarını dile getirdi.
Kaynak: Milliyet
Ödev Vermeyen Öğretmenin Öğrencisi de Başarılı Oluyor
23.12.2010
SBS'ye hazırlanan yaklaşık 5 bin ilköğretim 7. sınıf öğrencisiyle yapılan araştırmaya göre, ödevin başarıda katkısı yok. Ödev vermeyen öğretmenin öğrencisi de başarılı...
Ödev verme sıklığıyla ilgili yapılan araştırmaya göre, her gün öğrencilerini evlerine "yüklü ödevlerle" yollayan öğretmenlerin öğrencileri, sanıldığının aksine daha başarılı değil. Tam tersine, hiç ödev vermeyen öğretmenlerin öğrencileri onlara kıyasla daha başarılı. Bu iki öğretmenin öğrencileri arasında başarı açısından bir uçurum yok. Girdikleri sınavlardaki başarı grafikleri birbirine yakın.
Bahçeşehir Üniversitesi ile Uğur Dershaneleri'nin Prag'da düzenlediği ve sınavların geleceğinin tartışıldığı toplantıda, Bahçeşehir Uğur Eğitim Vakfı Yenilikçi Eğitim Araştırma Merkezi'nin (YEGAM) araştırması da açıklandı. Merkez Başkanı Mehmet Büge'nin sonuçlarını paylaştığı araştırma, 15 Bahçeşehir Özel ilköğretim Okulu ile 40 dershane şubesindeki SBS'ye hazırlanan 4 bin 582 7. sınıf öğrencisiyle 60 ilde yapıldı.
Öğrencilere SBS'de olduğu gibi Matematik, Fen ve Teknoloji, Türkçe, Sosyal Bilgiler ve Yabancı Dil soruları yöneltildi. Araştırmada, öğretmenlerinin ödev verme sıklıkları da soruldu ve bunun SBS deneme sınavında öğrenci başarısına nasıl yansıdığı incelendi. Buna göre, hiç ödev vermeyenle, her gün ödev veren öğretmenin öğrencisinin sınav başarısı arasında fark yok. Hatta hiç ödev vermeyenin öğrencisi, Matematik sınavı hariç diğer derslerde, diğerlerine nazaran daha başarılı.
En ideal saati 1-2
Araştırmada incelenen bir başka nokta da öğrencilerin okul dışında ödev için ne kadar zaman ayırdığı ve bunun sınav başarısına nasıl yansıdığı oldu. Öğrencilerin ortalama doğru yanıt yüzdeleri incelendiğinde, ödev için ayrılan en ideal zamanın Matematik ile Fen ve Teknoloji dersleri için yaklaşık l saat, Türkçe ve Sosyal Bilgiler için ortalama 2 saat olduğu görülüyor.
"Süreç yanlış işliyor"
YEGAM Başkanı Mehmet Büge, ödevlerin önemli olduğunu ancak öğretmenlerin ödev mekanizmasını doğru işletemediklerini söylüyor, "Bizde çocuklara sadece ödev verip yolluyorlar. Aslında ödev, öğrenme sürecinin takibidir. Bu takip yapılmıyor. Çocuklar ders çalışmayı da bilmiyorlar. Tek başlarına bırakıp onlardan öğrenme sürecini tamamlamalarını bekliyoruz."
Pervin Kaplan
Kaynak: HaberTürk
2023 Yılında Türkiye'de Eğitim Böyle Olacak
22.12.2010
MEB, "Eğitimde 2023 Vizyonu"nun belirlendiği 1-5 Kasım 2010 tarihleri arasında yapılan Şûra'da alınan kararları yayımlayarak, kararlara "resmiyet" kazandırdı. Kararlar, Bakanlığın bundan sonraki eğitim politikaları belirlenirken göz önünde bulundurulacak.
Şûra’da öğretmen yetiştirilmesi ile ilgili konuda öne çıkan bazı kararlar şöyle:
- Öğretmen yetiştirilmesi üniversite bazında ele alınmalı, öğretmenlik veya eğitim üniversitesi kurulmalıdır.
- Öğretmen alımında uygulanan sınavlarda, adaylara öğretmenlik meslek bilgisi ve genel kültür alanları yanında, mezun oldukları özel alanlara ilişkin sorular da sorulmalıdır.
- Öğretmenlerin gelir düzeyi ve statülerinin yükseltilmesine yönelik çalışmalara hız verilmeli, öğretmen istihdamında kadrolu, sözleşmeli, ücretli, vekil öğretmenlik gibi farklı uygulamalar kaldırılarak tüm öğretmenlerin kadrolu olarak istihdamı sağlanmalı, mevcut sözleşmeli öğretmenler kadroya geçirilmeli, başarılı öğretmenler ödüllendirilmeli ayrıca zorunlu hizmet bölgelerinde çalışanlara “zorunlu bölge hizmet tazminatı" ödenmelidir.
- Öğretmenliğin bir ihtisas mesleği olduğu gerçeğinden hareketle, uzaktan veya açıköğretim yoluyla okulöncesi öğretmenliği, İngilizce öğretmenliği vb. alanlarda öğretmen yetiştirilmesine izin verilmemelidir.
- Ortaöğretim alan öğretmeni ihtiyacı, öncelikle eğitim fakültesi ortaöğretim alan öğretmenliği programları mezunlarından karşılanmalı ve bu programların 5 yıllık öğretim süresi 4 yıla indirilmelidir.
- Öğretmenlik mesleğinin yıpratıcı bir meslek olması nedeni ile bazı meslek gruplarında olduğu gibi, yasalarca belirlenecek ölçülerde özel eğitim öğretmenleri başta olmak üzere tüm öğretmenlere meslek güçlüğü zammı verilmeli, bazı özendirici önlemler alınarak öğretmenlerin istemeleri halinde erken emeklilikleri sağlanmalıdır.
- Eğitimde niteliğin artırılması amacıyla özel okullar teşvik edilerek sayıları artırılmalı, teşvik kapsamında çocuklarını özel okullara gönderen ailelere resmi okullardaki bir öğrenci maliyetinin yarısı kadar destek verilmeli ve bu yolla devletin eğitim harcamaları azaltılmalıdır.
- Aday öğretmenler, tek başlarına derse girmemeli ve bir okula tek olarak atanmamalıdır.
- Öğretmen ve yöneticilerin ekonomik durumlarının iyileştirilmesi amacıyla her yıl Kasım ayında bir maaş tutarında ikramiye verilmeli, ek ders ücretleri 12 liraya çıkarılmalı, görev aldığı projeler için ek ders ücreti tahakkuk ettirilmeli, yöneticilere ek ders ücreti yerine makam tazminatı ödenmeli ve ek ders ücretinin maaşlara yansıtılmasına yönelik düzenlemeler yapılmalıdır.
Eğitim ortamları
Şûra’da eğitim ortamları ve kurum kültürünün ele alındığı bölüme ilişkin kararlar da şöyle:
- Öğrencilerin, çalışmalarından örnekler saklayacağı, sonraki sınıflara taşıyacağı bir e-portfolyo sistemi oluşturulmalı, okulda ve sınıfta çalışmalarını sergileyecekleri köşelere yer verilmeli, öğrenciler bu konuda özendirilmelidir.
- Okullar yapılırken daha verimli kullanılabilmesi için kullanıcıların fikirleri mutlaka alınmalı, akademik, sosyal ve kültürel altyapısı olmayan binalar okul olarak açılmamalı, illerdeki her eğitim bölgesinde bölge okullarının ortak kullanımına elverişli en az birer adet spor salonu, yüzme havuzu, tiyatro, gösteri ve etkinlik salonu inşa edilmelidir.
- Okul binaları için geliştirilen tipte projeler, bölgesel şartlara ve ihtiyaçlara uygun olarak tasarlanmalı, Türk mimari sanatının özelliklerini yansıtmalı. Estetik yönden çeşitli motiflerle süslenmiş mimari tasarımlarla öğrencilerde milli kimliğin oluşumuna katkı sağlanmalıdır.
- Sınıflarda klasik sıra düzeninden, esnek ve modüler bir yerleşim düzenine geçilmelidir.
- Okulların, kendine özgü bir kimlik, hafıza, aidiyet duygusu ve güçlü okul kültürü geliştirebilmeleri için geniş katılımlı özel günler, haftalar gibi etkinlikler düzenlenerek ortak kültürel değerlerin güçlendirilmesi sağlanmalıdır.
- Güçlü okul kültürleri geliştirebilmek için okullara özgü logo, amblem, rozet, marş, kahraman, hikaye, gazete, tablo, slogan vb. semboller oluşturularak okulların ortak kültürel değerlerini güçlendirmeleri desteklenmelidir.
- Ulusal ve resmi bayram törenleri ile belirli gün ve haftalarda yapılacak toplantılar ve kutlamalar toplumda bütünleşme, paylaşma, denetim ve kontrol mekanizmaları olup, yönetimlerce bu faaliyetler şenlik ve festival şeklinde kutlanmalı, yerel yönetimlerin ve sivil toplum kuruluşlarının desteği sağlanmalıdır. Bu faaliyetler kültürü etkilemeyi ve yeni değerlerden etkilenmeyi, ortak duygu ve değerlerin devamlılığını sağlayacak, ancak öğrencilerin derslerinden uzun süre ayrı kalmayacakları şekilde düzenlenmelidir.
- Güçlü okul kültürleri, okula dış çevreden gelebilecek olumsuz etkilere karşı koruyucu bir kalkandır. 2023 yılına kadar ülkemizdeki demokratikleşme eğilimlerini de dikkate almak suretiyle okulların kendilerine özgü kimlik ve okul kültürleri oluşturabilecekleri ve ’okula dayalı yönetim’ anlayışı doğrultusunda özerk yapılara kavuşturulmaları sağlanmalı, okul yönetimleri yetkilendirilmeli ve güçlendirilmelidir.
- Okulların kurumsal kültürlerine kaynaklık eden, kendilerine özgü bir tarihi olan okul adları, gerek olmadıkça geçmişle bağı koparacak şekilde değiştirilmemelidir.
- Okul müdürlerinin rotasyonu yeniden değerlendirilmeli, söz konusu uygulamaların başarılı okul yöneticilerinin motivasyonunu olumsuz şekilde etkileyen bir cezalandırma yolu olarak algılanmaması sağlanmalıdır.
Zorunlu eğitim ve ortaöğretime geçiş
"İlköğretim ve Ortaöğretimin Güçlendirilmesi, Ortaöğretime Erişimin Sağlanması" başlıklı bölüme ilişkin Şûra kararları da şöyle sıralandı:
- Zorunlu eğitim, öğrencilerin yaş grupları ve bireysel farklılıkları göz önünde bulundurularak; 1 yıl okulöncesi eğitim, 4 yıl temel eğitim, 4 yıl yönlendirme ve ortaöğretime hazırlık eğitimi ve 4 yıl ortaöğretim olmak üzere, öğrencilere farklı ortamlarda eğitim almaya fırsat verecek şekilde 13 yıl olarak düzenlenmelidir.
- İlköğretim ve ortaöğretimde orta vadede ikili öğretimden normal öğretime geçilmeli, öğle yemekleri okulda verilmeli, birleştirilmiş sınıf uygulamalarının sistematik bir değerlendirmesi yapılarak birleştirilmiş sınıf uygulaması, mümkün olan en alt düzeye çekilmeli, okullarda sınıf mevcutları çağdaş ölçütlere göre (20-25) düzenlenmeli, 2023 Vizyonu’na uygun olarak özel öğretimde okullaşma oranının yüzde 25’e çıkarılması için gerekli tedbirler alınmalıdır.
- Ortaöğretime geçişte öğrencilerin ilgi ve yetenekleri dikkate alınarak rehberlik ve yöneltme esas alınmalı, SBS bir plan dahilinde sadece özelliği olan ortaöğretim kurumlarını kapsayacak şekilde düzenlenmeli, diğer ortaöğretim kurumları ile yüksek öğretime öğrenci yerleştirmede okul başarısı ve süreç değerlendirmeye yönelik yaklaşımlar esas alınmalıdır.
- Kız öğrencilerin ortaöğretime devamlarına ilişkin teşvikler artırılarak sürdürülmeli, bu konuda 1739 sayılı yasanın 15. maddesi daha etkin hale getirilmelidir.
- Genel ortaöğretim ile mesleki ve teknik ortaöğretim kurumlarındaki dersler ve haftalık ders saati sayısı azaltılmalı, teneffüs süreleri artırılmalı, ayrıca mesleki ve teknik ortaöğretimde uygulama derslerine daha fazla ağırlık verilmelidir.
- Ortaöğretime erişimle ilgili daha sağlıklı politikalar geliştirebilmek için öğrencilerin devamsızlık ve terk nedenleri tespit edilerek öğrenciyi sistem içinde tutacak tedbirler alınmalı, okula devamı, okulu bitirmeyi, okuldan ayrılmayı, mezunları izlemeyi ve değerlendirmeyi sağlayacak sistem kurulmalı, ortaöğretim kurumlarını erken bitirme imkanı sağlayan düzenlemelere yer verilmeli, ilköğretimden mezun olanların e-okul üzerinden takibi yapılmalıdır.
- Mesleki ve teknik ortaöğretim öğrencileri için ÖSS akademik ve mesleki alanda yapılmalı, öğrenciler alanı ile ilgili yükseköğretim kurumlarına yerleştirilirken sonuçlar birlikte değerlendirilmeli, mezunların kendi alanlarındaki yükseköğretim programları yeniden belirlenerek yüksek öğretime geçişte ek puan verilmelidir.
- Milli Güvenlik Bilgisi dersi müfredatı diğer derslerin program mantığına paralel olarak yenilenmeli ve bu dersin kadrolu öğretmenlerce okutulması ile ilgili yasal düzenleme yapılmalıdır.
- Örgün, yaygın ve açık öğretim sisteminde genel ortaöğretim ile mesleki ve teknik ortaöğretim kurumları arasında bütün sınıflarda yatay ve dikey geçişlerin yapılmasına imkan sağlanmalıdır.
- Milli Eğitim Şûrası Yönetmeliği değiştirilmeli ve şûra katılımcılarının en az yüzde 25’i eşit sayıdaki kız ve erkek öğrencilerden oluşmalı ve öğrencilerin katılımı demokratik süreçle sağlanmalıdır.
- Öğrencilerin kitap taşıma yükünün azaltılması amacıyla e-kitap, fasikül, kopartılabilir sayfalı kitap, her kitaba MEB’in internet sayfasından ulaşılabilmesi vb. uygulamalar yapılmalıdır.
- Ülkemizde bütün derslerin eğitimi Türkçe olmalı, bazı derslerin yabancı dille eğitiminden vazgeçilmelidir.
"Ders saatleri azalsın, spor artsın"
"Spor, Sanat, Beceri ve Değerler Eğitimi" konulu bölüme ilişkin kararlar da şöyle:
- Üst düzeyde sportif başarıya ulaşmak için yetenekli öğrenciler erken yaşta tespit edilerek bu öğrencilere ait bilgiler, oluşturulacak merkezi bilgi sistemine işlenip takip edilmeli, il/ilçelerde bu sporcularla ilgili ortak eğitim planları hazırlanmalıdır.
- Şans oyunlarının hasılatından, okul spor ve sanat faaliyetleri için pay ayrılması konusunda mevzuatta düzenleme yapılmalıdır.
- Okul içi spor yarışmalarına katılan sporcu-öğrencilerin sigortalanması ile ilgili düzenlemeler yapılmalıdır.
- Normal eğitim yapan Sosyal Bilimler, Fen ve Anadolu Liseleri gibi ortaöğretim kurumlarında 45 dakika olan ders saatleri, spor, sanat ve beceri eğitimine daha fazla zaman ayrılması için 40 dakika olarak düzenlenmelidir.
- Milli Eğitim Bakanlığı tarafından, çocuklarımızın ve gençlerimizin sahip olduğu değerleri belirlemeye yönelik ülke çapında alan araştırması yapılmalı ve bu araştırma her 4 yılda bir güncellenmelidir.
- Değerler eğitimine, okulöncesinden başlayarak yaygın eğitim dahil olmak üzere eğitim öğretimin her kademesinde, tüm dersler ve okul kültürü içerisinde yer verilmeli ve bu konuda öğretmen, yönetici, öğrenci, aile ve çevre ile işbirliğine gidilmeli, farkındalık oluşturulması için kitle iletişim araçlarından faydalanılması amacıyla gerekli düzenlemeler yapılmalıdır.
- Ödüllendirme kriterlerinde, değerler eğitimi açısından örnek davranışlar sergileyen öğrencilere yönelik düzenlemeler yapılmalıdır.
- Değerler eğitimi konusunda önemli işlev gören "Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi" dersi çoğulcu bir anlayışla tüm öğretim kurumlarında daha etkin olarak okutulmalıdır.
- Anayasa’nın 24. maddesinin "Din kültürü ve ahlak eğitimi-öğretimi devletin gözetimi ve denetimi altında yapılır. Din kültürü ve ahlak öğretimi ilköğretim ve ortaöğretim kurumlarında okutulan zorunlu dersler arasında yer alır. Bunun dışındaki din eğitimi-öğretimi ancak kişilerin kendi isteğine, küçüklerin de kanuni temsilcilerinin talebine bağlıdır" hükmü gereğince, isteyen anne babaların çocuklarının ahlaki ve manevi değerlerini geliştirmelerine yardımcı olmak amacıyla seçmeli din eğitimi verilebilmesi için düzenlemeler yapılmalıdır.
"Psikoloji eğitimi 5 yıl olmalı"
Şûra’da "psikolojik danışma, rehberlik ve yönlendirme" konusunda ise şu kararlar alındı:
- Ortaöğretim ve yükseköğretime geçişte, öğrenim süreci boyunca sürekli ve sistematik bir biçimde derlenen nesnel bilgilere dayalı olarak kurulacak bir yöneltme, yönlendirme modeli hayata geçirilinceye kadar, SBS ile YGS ve LYS'de ezber bilgileri ölçen sorular yerine, yenilenen ortaöğretim programlarını da kapsayan; ortak düşünme becerileri ile derse özel sorun çözme becerilerini ölçen sorular düzenlenmelidir.
- Psikolojik danışma ve rehberlik alanında; üniversitelerin destek verdiği, kültürümüze özgü psikolojik ölçme araçları geliştirecek "Ulusal Test Geliştirme" veya "Ulusal Ölçme ve Değerlendirme" olarak isimlendirilebilecek akademik ve bağımsız bir birim kurulmalıdır.
- Risk altında ve dezavantajlı konumda olan çocukların tespiti yapılarak bu çocuklara yönelik eğitim çalışmaları artırılmalı, terör, göç, madde bağımlılığı, parçalanmış aileler, iletişim araçlarını kötüye kullananlar vb. risk faktörleri göz önünde bulundurularak önleyici rehberlik çalışmalarına ağırlık verilmeli, bu konuda bölgenin ve yörenin özelliğine uygun olarak disiplinler arası ekip çalışmaları mülki amirlerin koordinasyonunda hayata geçirilmelidir.
- Psikolojik danışma ve rehberlik mesleği, ciddi bir uzmanlık eğitimi gerektirdiğinden ve mevcut eğitim süresi, talep edilen uzmanlığı sağlamada yetersiz kaldığından, psikolojik danışma ve rehberlik alanında verilen eğitim süresi, son bir yılı uygulama ağırlıklı olmak üzere 5 yıla çıkarılmalıdır.
Kaynak: Milliyet
55 bin Öğretmen Atanacak
22.12.2010
Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu, atanamayan öğretmenlerin durumunun istismar edildiğini belirterek, "Tüm dünya ülkelerinde olduğu gibi, Türkiye’de de mezun olan öğretmen adaylarının kamuda görev alması, mevcut öğretmen açığı düşünüldüğünde mümkün gözükmemektedir. Öğretmenlerimize bu konuda her zaman gerçekçi ve dürüst davrandık. Bugün, mali göstergeleri hiçe sayarak, tam tersini savunarak 350 bin öğretmene ihtiyaç olmadığı halde atanacağının söylenmesi popülizmden öte bir şey değildir. Siyaset kurumu, gerçek ve reel politikalar üzerine dayalıdır" dedi.
Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu, TBMM Genel Kurulunda, Milli Eğitim Bakanlığı, YÖK ve ÖSYM ile 94 devlet üniversitesinin 2011 yılı bütçeleri üzerine konuştu.
AKP Hükümetleri döneminde okulöncesi eğitime büyük önem verildiğini, 2002’de yok denecek kadar okulöncesi eğitim kurumu varken, dönemlerinde okulöncesi okullaşma oranını artırdıklarını belirtti. Köylere 4 bin 788 yeni okul yaptıklarını bildirerek, mesleki eğitimi de yeniden yapılandırdıklarını kaydetti.
Çubukçu, "Yükseköğrenime geçişte mesleki eğitimde okuyanlara yönelik katsayı engelinin ortadan kalkması veya minimize edilmesiyle, mesleki eğitime olan talebin daha da artacağını biliyoruz. Ülkemizdeki her okulun yükseköğrenime geçişte elde ettiği başarı, hepimizin göğsünü kabartmalıdır" dedi.
2008-2009 eğitim öğretim yılında, özel öğretim kurumlarında okuyan öğrencilerin payının yüzde 2,7 olduğunu, bu konuda yapılan çalışmaları geniş geniş anlatan Çubukçu, "Engelli çocukların eğitime ulaşmasında olumsuzlukları sıfıra indirdik. Göreve geldiğimizde evlerinde hapsolmuş, bakım hizmeti alamayan bu çocuklar, Türkiye için artık önemli bireyler olarak görülmektedir" diye konuştu.
Yükseköğrenim alanında çok önemli gelişmeler yaşandığına dikkat çekerek, üniversite sayısını 76’dan 156’ya çıkardıklarını dile getiren Çubukçu, 489 fakülte, 150 yüksekokul, 152 meslek yüksekokulu, 220 yeni enstitü kurulduğunu ifade etti.
Vakıf üniversitelerini de yükseköğretim sisteminin bir parçası olarak gördüklerini belirten Çubukçu, 2002’de yüzde 27,2 olan yükseköğrenimde okullaşma oranının, bugün yüzde 53,4’e yükseldiğini dile getirdi.
Yaygın eğitimde, 1 milyon 274 bini kadın olmak üzere, 1 milyon 965 bin 51 kişiye okuma yazma öğretildiğini, 4 milyon 672 bin kişinin okuma yazma bilmediğini dile getiren Çubukçu, bu rakamın 2 milyonunu 65 yaş üstünün, 1 milyonunu da 55 yaş üstünün oluşturduğunu kaydetti. 2003’ten 14 Aralık 2010 tarihine kadar 198 bin 869’u kadrolu, 70 bini sözleşmeli olmak üzere 268 bin 869 öğretmen atadıklarını, yöneticilerle birlikte bakanlığında 679 bin 421 öğretmenin görev yaptığını ifade eden Çubukçu, 2011’de 55 bin öğretmen daha atayacaklarını açıkladı.
Kaynak: Milliyet
Öğretmen Yetiştirmeye Odaklanalım
22.12.2010
Eğitim sistemimize ait öngörülerimizin sadece sınavlarla ilgili olması, tüm toplumumuz gibi bu konuda kafa yoranların da sınavlara endeksli olmalarından kaynaklanıyor. Oysa sınavlar sistem içinde sadece bir parça.
Eğitimde yenilik denince akla ilk gelen, sınavlarda yapılacak değişiklikler. Biz bu yanlışa düşmeden, bu yazıda öğretmen yetiştirme sistemimizle ilgili geleceğe ait öngörülerimizden söz edelim.
Öğretmenlik, birçok özelliği bünyesinde toplayan bireylerin, yüksek donanım ve yetenekle yürütebilecekleri bir meslek. Buna meslek mensubunun insan ilişkileri konusunda yeterli, iletişim kurmada becerili ve bilgiyi aktarmada sabır ve sevgi dolu olması gerekliliği de eklenmeli. Bu nedenle öğretmenin eğitimi çok hayati bir konudur. Rastlantılara, hele plansızlığa bırakılamaz. Var olan sistem içinde ilk olarak ele alınması gereken, öğretmen liseleri olmalıdır.
Bu okullara, devamında bu mesleği yapacak adayların seçilmesine önem verilmelidir. Oysa bugün, öğretmen lisesi çıkışlı çok sayıda adayın başka meslek alanlarına kaydıklarını görüyoruz. Öğretmenlikleri seçmeleri için onlara sağlanan ek puan avantajı yeterli olmamakta. Oysa onlara lise öğrenimleri boyunca mesleğe dair daha yoğun bilgi aktarımı yapılsa, müfredatları bu konuda düzenlense sorunun önemli bir bölümü çözülecektir.
Bu adayların üniversite yaşamları boyunca özel bakanlık bursları ile desteklenmeleri de yönlendirici bir çözüm olacaktır. Atamaları yapılırken Öğretmen Lisesi ve Eğitim Fakültesi çıkışlı adaylara öncelik tanınması da bir başka özendirici etken olacaktır.
Tüm bunların başlangıcı da öğretmen liselerinin cazip merkezler haline getirilmesi ile olabilecektir. Öğretmen adaylarının akademik öğrenimlerini üniversitelerimize bağlı eğitim fakültelerinde yapmaları uygundur.
Bu süreç, üniversite sistemimiz içinde bugün olduğu gibi gelecekte de çözümlenebilir. Ancak eğitim fakültelerimizin de içerik ve staj anlamında elden geçirilmesi zorunluluğu vardır. Stajın mezuniyet yeterliliği içindeki önemi artırılmalı ve mümkünse sadece son sınıfta değil, her yıl yaptırılmalıdır.
Mezuniyet sonrası için atamalar düzenli ve planlı yapılandırılmalıdır. Kadrolu, sözleşmeli, ders ücretli gibi farklılıklar ortadan kaldırılmalı, tüm adaylar kadrolu olarak atanmalıdır. Atamaya kadar olan eğitim sürecinde gerektiği kadar seçici davranılmalı, konu sadece KPSS ile çözülmeye çalışılmamalıdır. KPSS’ye giren her öğretmen adayı gereken barajın üzerinde not alabilecek bilgiye ve donanıma zaten sahip olmalıdır. Bu durumda öğretmen adayları için KPSS gerekmeyebilir veya sadece sıralama yapmak amacıyla kullanılabilir. 4 yıl süren öğretmen lisesi ve ardından 4 yıl süren yükseköğretime rağmen barajı geçemeyen adayların var olması düşündürücüdür. Önlemler süratle alınmalıdır. Sınavda kopya çekilmesine dair alınan önlemler ne kadar doğru olursa olsun, sorunlar, nedenlerine inilerek kaynaklarında çözümlenmelidir.
Ülkemizin insan kaynağı genetik olarak ve sosyal yapı olarak yüksek nitelikli öğretmen yetiştirmeye çok uygundur. Yeter ki akılcı programlarla bu potansiyeli atağa geçirebilelim. Uzak geleceğin sorunlarının çoğu, yakın geleceğin eğitim sorunlarının içinde gizlidir. Bize düşen, akılcı öngörülerle geleceğin gençlerinin eğitimini gerçekleştirecek olan yakın geleceğin öğretmen adaylarına ilgiyi ve yatırımı aktarmamızdır.
Cihat Şener
Kaynak: Star
Öğretmenler Üretiyor Ders İşleyiş Yarışması Başladı!
21.12.2010
Vitamin Öğretmen, “Öğretmenler Üretiyor” Ders İşleyiş Yarışmasına aracılık etmenin mutluluğunu yaşıyor...
Vitamin Öğretmen’in misyonu ile paralel olarak yenilikçi, yaratıcı ve üretken öğretmen profilini desteklemek üzere MEB, SEBİT, TTNET, RADİKAL ve ÖRAV işbirliği ile düzenlenen yarışmanın amacı, öğretmenlerimizin farklı ve etkili ders anlatım yöntemlerini paylaşmak ve meslektaşlarına örnek oluşturmasını sağlamak.
Yarışmaya Türkiye genelinde kamu ilköğretim ve özel ilköğretim okullarında görev yapan tüm 4, 5, 6, 7 ve 8. sınıf Türkçe, Matematik, Sosyal Bilgiler, Fen ve Teknoloji ile T.C. İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük branş öğretmenleri katılabilir. Sınıf öğretmeni olup, bu branşların söz konusu sınıflar düzeyinde konu anlatımlarını gerçekleştirecek öğretmenlere de açık olan yarışmanın asıl hareket noktası, öğretmenleri etkili, yaratıcı ve sıradışı ders işleyiş stillerine yönlendirmek.
Ders işleyişinizi videoya çekin, gönderin
Öğretmenlerden beklenen, bu beş dersten kendi belirleyecekleri bir konuda maksimum 10 dakikalık bir ders işleyiş videosu çekerek, Vitamin Öğretmen üzerinden ulaşacakları yarışma web sitesine yüklemeleri. Videolar, özgün, farklı, etkili, yaratıcı anlatımlarının yanı sıra bilimsel yeterlilik, uygun ölçme değerlendirme, doğru kazanımlara ulaşma ve yapılandırmacı yaklaşıma uygunluk kriterlerine göre değerlendirilecek.
Yarışmaya son katılım tarihi olan 28 Şubat 2011’e kadar gönderilen tüm videolar üç aşamalı bir değerlendirme sürecinden geçirilecek. Dereceye giren öğretmenlerle birlikte, görev yaptıkları okulları ve öğrencileri de ödüllendirilecek.
5000 TL’lik para ödülünden meslekiçi eğitim çalıştaylarına, dizüstü bilgisayardan tatile kadar çok sayıda değerli ödülün yanı sıra mesleki heyecanlar tatmanın öğretmenlere, yeni öğrenim deneyimleri yaşamanın öğrencilere, bu değerli çalışmaları paylaşmanın ise eğitim öğretim hayatımıza en büyük ödül olacağı inancını taşıyoruz.
Değerli öğretmenlerimiz, şimdi en iyi bildiğiniz şeyi yaparak, tüm deneyiminizi ortaya koyun ve Öğretmenler Üretiyor’a katılın. Karşılıklı zor bir süreç olan öğrenme-öğretme deneyiminiz, yaratıcılığınızla ve kalıcı öğrenme sağlayan eğitsel yaklaşımınızla iz bıraksın.
Öğretmenler Üretiyor ana sayfasına gitmek için lütfen tıklayınız.
Adı Bilgisayar Olsun
17.12.2010
Aydın Köksal, 'bilgisayar', 'bilişim' ve bunun gibi belki de yüzü aşkın bilgisayar terim ve kavramının isim babasıdır. Sadece bir bilişim uzmanı değil, aynı zamanda iyi bir Türkçeci, sözcük üreticisidir. Hem bu özelliğiyle hem de geniş anlamda Atatürkçüdür Aydın Köksal. Geniş bir öngörüyle, "Bilişim teknik bilimini Türkiye'nin kalkınması için bir araç olarak kullanacağız" iddiasıyla yola çıkmış bir bilim insanının 40 yıllık serüveninin ana noktalarını, seçilmiş 41 yazıyla okurlarına sunuyor Cumhuriyet.
"Türkiye son 40 yılda öyle büyük değişimler yaşadı ki, her on yılda bir kendimi sanki yeni bir ülkede yaşıyormuş gibi duyumsadım..." diyen Köksal, Türkiye'nin bu alanda büyük bir atılım yaptığını ancak siyasi yönetim başarısızlığı nedeniyle, ülkemizin diğer önemli sorunlarının üstesinden gelemediğini de belirtir. İki yüz elli değerli yazısından seçtiklerini sekiz başlık altında toplamış Köksal;
1. Türkçenin Gücü: Bilişim sözleri
2. Düşgücü: Türk bilişim sektörünün yoktan varoluşu
3. Nitelikli Ulusal Eğitim: Türkiye'nin bağımsızlığını koruyabilmesi için önkoşul
4. Toplumsal/Ekinsel Sorunlar: Sanki kara gülmece...
5. Bilişim Toplumuna Doğru: Yeni bir uygarlık aşaması
6. Türkiye'nin Parlak Geleceği
7. İnanılır gibi Değil: Bizim insanlarımız
8. Yüzyüze Söyleşiler
Sonunda, yazarın özyaşam öyküsü, yayınları ve dizin bulunan kitapta ayrıca çizelgeler ve çizimler de yer alıyor.
Köksal, kitabı gençlere adadığını söylüyor: "Bu seçkiyi, yakın gelecekte Türkiye'yi bilimde, teknikte, sanatta, uygarlıkta en öne taşıyacaklarından emin olduğum gençlere adıyorum."
Köksal, kitabın başına, 1995 yılında yazdığı "Benim Ütopyam Türkiye" başlıklı yazısını koymuş. Bir bilim insanının kendi ütopyası peşinde başarılı koşusunun öyküsü var bu seçkide...
Kaynak: Cumhuriyet Bilim Teknoloji
Kadrolu Öğretmenler için Yer Değiştirme Başvuruları
17.12.2010
Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), kadrolu öğretmenler için özür durumuna bağlı yer değiştirme başvurusu alacak.
MEB’den yapılan yazılı açıklamada, bakanlığa bağlı eğitim kurumlarında görev yapan kadrolu öğretmenler için 2011 yılı yarıyıl tatili dönemi özür durumuna bağlı yer değiştirme başvuru ve atama işlemlerinin yapılacağı bildirildi.
Buna göre, öğretmenlerin yer değiştirme başvuru ve atama işlemleri 27 Aralık 2010-20 Ocak 2011 tarihleri arasında yapılacak.
Kaynak: Milliyet
Öğretmenin Başucunda ‘Şu Çılgın Türkler’ Var
17.12.2000
Milli Eğitim Bakanlığı tarafından öğretmenlerin okuma alışkanlıkları üzerine yapılan araştırmaya göre, eğitimcileri en çok etkileyen kitaplar sıralamasında ilk sırada Turgut Özakman’ın “Şu Çılgın Türkler” adlı eseri başı çekiyor. En son okunan kitaplar sıralamasında da Özakman’ın kitabı birinci...
Milli Eğitim Bakanlığı Eğitim Araştırma ve Geliştirme Dairesi Başkanlığınca “İlköğretim ve Ortaöğretim Okullarında Görev Yapan Öğretmenlerin Okuma Kültürlerinin Değerlendirilmesi” araştırması yapıldı.
Araştırma on dört ilde, ilköğretim ve ortaöğretim okullarında görev yapan bin 348 sınıf öğretmeni, 2 bin 690 branş öğretmeni olmak üzere, toplam 4 bin 308 öğretmen üzerinde gerçekleştirildi.
“En son okuduğunuz kitap nedir?” sorusuna öğretmenlerin büyük bir kısmı “Şu Çılgın Türkler” yanıtını verdi. Bu kitabı sırasıyla “Secret”, “Küçük Şeyler”, “Efendi”, “Da Vinci Şifresi”, “Latife Hanım”, “Ferrarisini Satan Bilge”, “Mutluluk” isimli kitaplar takip ediyor.
Listenin tamamı incelendiğinde öğretmenlerin okuduğu kitapların en çok satanlar listesinde yer aldığı ve daha çok tarihi ve kişisel gelişimle ilgili konuları işleyen kitaplar olduğu belirlendi.
“Sizi en çok etkileyen kitap hangisidir?” sorusuna da yine öğretmenlerin büyük kısmı “Şu Çılgın Türkler” yanıtını verdi. Öğretmenlerin kitap seçmede birinci öncelikleri “kitabın bilgi edinmeye yönelik olması”, ikinci öncelikleri “kitabın birisi tarafından tavsiye edilmesi”, üçüncü öncelikleri ise “gündemde bir kitap olması” olarak belirlendi.
Öğretmenlerin gazete okuma ile ilgili görüşlerinin de değerlendirildiği araştırmaya göre, öğretmenlerin yüzde 46.9’u gazetenin “köşe yazarları” bölümlerini okuduğunu belirtti.
Kaynak: Hürriyet
Özel Okullara Sınavsız Öğrenci Alma Yolu
16.12.2010
Milli Eğitim Bakanlığı'nın yeni düzenlemesine göre, özel liseler, yönetmelikte belirtmek kaydıyla, OYP ve SBS puanını esas alarak veya almadan öğrenci kabul edebilecek.
Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), özel liselere öğrenci alımında yeni düzenleme yaptı. Özel liselere, "Ortaöğretime Yerleştirme Puanı (OYP)" veya "Seviye Belirleme Sınavı (SBS) Puanı" esas alınarak veya alınmadan öğrenci kaydı yapılacak.
Milli Eğitim Bakanlığının Özel Öğretim Kurumları Yönetmeliğinde yaptığı değişiklikte, özel liselere öğrenci alımına ilişkin madde yeniden düzenlendi. Eski düzenlemede 'Fen ve sosyal bilimler lisesi programı uygulayan özel ortaöğretim okullarına, bakanlığın resmi benzeri okullarına geçişteki sistemle öğrenci alınır. Özel ortaöğretim okulları, kurum yönetmeliğinde belirtilmek kaydıyla, ilköğretim öğrencilerinin OYP sonuçlarını esas alarak veya almadan kayıt yapabilirler" hükmü yer alıyordu.
100 metre kuralı değişti
Bu hüküm, "Özel ortaöğretim okulları, kurum yönetmeliklerinde belirtmek kaydıyla Ortaöğretime Yerleştirme Puanı OYP veya SBS Puanını esas alarak ya da almadan kayıt yapabilirler" şeklinde değiştirildi. Ayrıca eski yönetmelikte, "Meyhane, kahvehane, kıraathane, bar, elektronik oyun merkezleri gibi umuma açık yerler ile açık alkollü içki satılan yerlerin okulöncesi ilköğretim ve ortaöğretim okulu binalarından, kapıdan kapıya en az 100 metre uzaklıkta bulunması zorunludur. Ölçüm yapılırken binaların varsa bahçe kapıları, yoksa bina kapıları esas alınır" maddesi de değiştirildi. Yeni yönetmelikte bu maddeye, "100 metre uzaklığın ölçümünde, yaya yolu kullanılarak, yaya kurallarına göre gidilebilecek en kısa mesafe dikkate alınır" hükmü eklendi.
Eski düzenlemedeki, "Özel Türk ilköğretim okullarının bünyesinde anasınıfı açılması zorunludur. Ancak aynı kurucuya ait aynı ilde anaokulu bulunan kurucuların ilköğretim okullarında anasınıfı açması, isteğe bağlıdır. Anasınıfı öğrenci sayısı okulun kontenjanı dikkate alınarak belirlenir" hükmü, "Özel Türk ilköğretim okullarının bünyesinde anasınıfı açılabilir" şeklinde değiştirildi.
Kaynak: Akşam
Türk ve Amerikalı Eğitimciler Ankara’da Buluştu
15.12.2010
‘Türk ve Amerikan Lise Eğitim Sistemlerinde Global Yaklaşımlar’ konulu toplantı Türk ve Amerikalı eğitimcilerin bir araya gelmesiyle gerçekleşti.
ABD Büyükelçiliği Kültür Bölümü, Fulbright Eğitim Komisyonu, ISE World Kültürlerarası Lise Değişim Programları ve Milli Eğitim Bakanlığı desteğiyle Türkiye’de ilk kez Türk ve Amerikalı eğitimcilerin davetli olduğu, Bursa’dan Antalya’ya, Erzurum’dan Düzce’ye kadar farklı okullardan eğitimcileri bir araya getiren “Türk ve Amerikan Lise Eğitim Sistemlerinde Global Yaklaşımlar" konulu TAEM’10 organizasyonu, 4 Aralık’ta 10:00-18:00 saatleri arasında, Ankara Sheraton Hotel’de, Face to Face Events&Fairs tarafından düzenlendi.
Milli Eğitim Bakanlığı Yurtdışı Eğitim Öğretim Genel Müdürü Hasan Kaplan, ülkemizde TAEM’10 gibi karşılıklı anlayışların geliştirilmesi ve sunulması için fırsat veren toplantıların ne kadar önemli olduğu konusuna değinerek, benzerlerinin yapılması için teşvik edici bir konuşmayla TAEM’10 açılışını gerçekleştirdi.
Açılış konuşmasının ardından, ABD Büyükelçiliği Kültür Bölümünden Stefanie Altman Winans ve Brad Horn, elçilik bünyesi içerisinde temelleri atılan, geliştirilen ve uygulamada olan gençlere yönelik programları tanıtarak, eğitimcilerimizi bilgilendirdi.
TED Ankara Koleji Genel Müdürü Sevinç Atabay ise, Global Lise ile önümüzdeki yarıyıl itibarıyla başlayacakları Akademik Partnership Programı ve bu program dahilinde yapmış oldukları ABD ziyaretlerindeki izlenimlerini anlattı.
ABD’nin en seçkin ve önde gelen liselerinden TAFT School’dan Peter Frew, Northfield Mount Herman School’dan Lea Emery, The Master’s School’dan Mary Schellhorn, Cheshire Academy’den Alan Whittemore, Pomfret School’dan Rachel Tilney, Meritas okullar zincirinden Nathan Wright hem okullarını kısaca tanıtmak hem de okullarında iddialı oldukları yönleri eğitimcilerle paylaşmak için Ankara’daydılar.
Amerika’nın önde gelen test hizmetleri ve ölçme değerlendirme kuruluşu ERB (Educational Records Bureau) Başkan Yardımcısı Dr. Sidney Barish ERB yabacı dil öğreniminde uygulanan en yeni ve gelişmiş sistemleri ve ABD’deki uygulamaları Türk eğitimcilerle paylaştı. Ayrıca WPP adlı sistem hakkında Türk eğitimcilere bilgi verdi.
ISE World, Türkiye Merkez Ofis Müdürü Nuran Akman, Kültürlerarası Lise Öğrenci Değişim Programları hakkında katılımcılara ayrıntılı bilgi verdi.
İbrahim Kutluay Basketbol Akademisi kurucularından Devrim Kıvanç hem sporun öğrencilerin eğitim hayatına yaptığı katkı ve sporun önemi hem de yeni yetenekleri dünyayla nasıl tanıştırabileceğimiz hakkında etkileyici bir konuşma yaptı.
Fulbright Komisyonundan Dr. Yaprak Dalat Ward, komisyonun program seçeneklerinden bahsederek, aynı zamanda global bireyler, öğrenciler ve vatandaşlar yetiştirebilmek için öngörülen ve geliştirilen programları eğitimcilere tanıtan bir sunum gerçekleştirdi.
Son olarak, EducationUSA temsilcisi Amy McGoldrick, ABD’deki yabancı öğrenciler için program olanakları ve bu programların sistemleri hakkında yaptığı konuşmasıyla Türk-Amerikan eğitim sistemleri arasındaki benzer ve farklı konulara değinerek, burslar konusunda bilinmeyen püf noktaları aktardı.
Kaynak: Abbas Güçlü
Malezyalı Öğrenciler Vitamin’i Çok Sevdi
13.12.2010
Vitamin’in Malezya öğretim programı için geliştirilen sürümünün Kuala Lumpur’daki pilot uygulaması sonuçlandı. Vitamin’e büyük ilgi gösteren Malezyalı öğretmen ve öğrenciler, yazılıma kısa sürede adapte oldular.
Klasik eğitimin yenilenmesi ve daha verimli hale gelmesi amacıyla Malezya Eğitim Bakanlığı için, ilköğretim Matematik ve Fen derslerine yönelik geliştirilen e-öğrenme içerikleri, yaklaşık beş yıl önce ülke çapındaki okullarda uygulamaya konulmuştu.
Sebit, Malezya Milli Eğitim Bakanlığının Form 2 (13 yaş) olarak adlandırdığı eğitim seviyesine yönelik Öğretmen Eğitimi Yazılım Projesini üstlenerek, Matematik ve Fen dersleri için öğretmen eğitim içerikleri geliştirdi. 2300 okulda kullanılan Form 2 projesinin başarılı sonuçlarının ardından, Malezya Eğitim Bakanlığı tarafından açılan ihale sonucu Sebit bu kez, 14 yaşa yönelik Form 3’ün Matematik içeriklerini geliştirdi. Matematik öğretmenleri için hazırlanan bu bilgisayar destekli eğitim içerikleri ise 3000 okula ulaştı.
Malezya öğretim programı için geliştirilen bu ürün, 2005 yılında CODiE Ödülleri "6-8. Sınıflara Yönelik En İyi Matematik" kategorisinde finalist olmuştu.
Online Vitamin Malezya’da
Malezya’da MEB için MEB işbirliğiyle gerçekleştirilen bu projede içerikler CD ortamında idi. Beş yıl sonra Vitamin, yine aynı coğrafyada. Bu kez online ortamda ve Malezyalı mobil iletişim servis sağlayıcı firma Maxis işbirliği ile okullarla buluşuyor.
10-11 Kasım 2010 tarihlerinde Sebit’ten bir ekip, pilot uygulama yapmak üzere Kuala Lumpur’da idi. Uygulamaya yirmi Form 2 öğrencisi, iki öğretmen ve Maxis yöneticileri katıldı. Öğretmenler, yalnızca bir gün önce gerçekleştirilen öğretmen eğitimi ve öğretmen kılavuzlarından edindikleri bilgilerle ders işlediler.
Bilgisayar laboratuvarında yapılan bu çalışmada öğrenciler, dağıtılan pilot formlarındaki soruları cevaplamak üzere önce Vitamin anasayfasını incelediler, sonra pilot için açılan alanlarda özgürce dolaştılar. Moderatörlerle birlikte, projeksiyonla Fen ve Matematikten birer etkinlik gerçekleştirildi, hazır bulunuşluk soruları soruldu, etkinlikler uygulandı ve değerlendirme soruları cevaplandı. Çocuklar, oyun oynar gibi işledikleri derse karşı ilgi ve sempatilerini, dersi sık sık alkışlarla bölerek gösterdiler.
Diğer aşamada ise Fen ve Matematik öğretmenleri Vitamin’i kullanarak birer ders işlediler. Fotosentez konusunu işleyen Fen öğretmeni, sınıfa getirdiği malzemeler ve klasik yöntemlerle “Starch” deneyini yaptı, sonra öğrencileri tahtaya çağırarak, aynı testi onlara Vitamin üzerinden yaptırdı ve sonuçlarını gözlemlemelerini istedi. Tüm ders işleyişi süresince öğrenciler derse aktif katılım gösterdiler. Bütün ek materyaller kullanıldı, sistem içindeki sorular cevaplandı. Öğretmenin projektör aracılığı ile ders anlatımının yanı sıra öğrenciler, bilgisayarlarında da bireysel çalışmalarını yaptılar.
Aynı şekilde Matematik öğretmeni de çocukları tahtaya kaldırıp sorular sorarak etkileşimleri gerçekleştirdi. Öğrenciler, Vitamin etkinlik kağıtları ve bağımsız çalışma kağıtlarındaki sorular üzerinde önce bireysel çalıştılar sonra öğretmenleri ile birlikte bazı soruların üzerinden geçtiler.
Öğretmenlerin olumlu tepkileri ve yaklaşımları da en az öğrencilerinki kadar görülmeye değerdi. Klasik ders işleyiş yöntemleri ile bilgisayar destekli eğitim unsurlarının dengeli bir şekilde harmanlandığı Uzakdoğu’daki bu dersler de kayıtlarımıza, ideal Vitamin kullanımının en güzel örneklerinden biri olarak geçti.
Çubukçu: Şubatta Öğretmen Ataması Yok
10.12.2010
Milli Eğitim Bakanı Çubukçu, yüzbinlerce öğretmenin dört gözle beklediği Şubat ataması konusunda çok net açıklama yaptı. Çubukçu, önümüzdeki yıl 55 bin öğretmen alınacağını ve tamamının Ağustos ayında atanacağını söyledi. KPSS'nin içeriğinin değiştirilmesine yönelik olarak da, "İçerik mutlaka değişecek ve branşlara yönelik sorular yer alacak" dedi. Milliyet'in Baba Beni Okula Gönder kampanyası çerçevesinde Erzurum'un Aziziye ilçesinde açılan Üçer Kız Öğrenci Yurdunun açılışına katılan Bakan Çubukçu, ilköğretimdeki okullaşma oranının yüzde 99'a ulaştığını; kız ve erkekler arasındaki farkın da yüzde l'e kadar indiğini söyledi.
Ağustosta tek atama
Bakan Çubukçu, ara atama dönemlerinin eğitim öğretimi aksattığını ve bu yüzden tek atama döneminde kararlı olduklarını dile getirerek, Şubat'ta atama olmacağını özellikle vurguladı. Beklentiler konusunda ise yapılacak bir şeyin olmadığını ve tek atama döneminde kararlı olduğunu söyledi. Çubukçu, yılbaşından sonra YÖK ile toplantı düzenleneceğini ve öğretmen yetiştirme konusunda ileriye yönelik ciddi adımların atılacağını da hatırlatarak "Aslında KPSS'ye hiç gerek kalmadan öğretmen ataması yapılması gerekir. Ama bugünkü koşullarda bu mümkün değil. İhtiyaç duyulan alanların kontenjanlarının artırılarak, fazlalık olan alanlarda da daha az alım yapılması için YÖK ile görüşmelerde bulunacağız" dedi. Önümüzdeki yıllarda en fazla ihtiyaç duyulacak olan öğretmenliklerin ise okulöncesi öğretmenliği, PDR ve İngilizce olduğuna dikkat çekti.
Kız öğrencilere pozitif ayrımcılık
İşadamı Erol Üçer ve eşi Mine Üçer tarafından yaptırılan 100 yataklı kız öğrenci yurdunun açılışında konuşan Bakan Çubukçu, kız öğrencilere pozitif ayrımcılıktan yana olduğunu söyledi. Babasının kendisini çok sevdiğini ve güvendiğini hatırlattı, bugün bu göreve gelmesinde bu sevgi bağı ve güvenin çok önemli olduğunu anlattı. Bakan olduktan sonra kız öğrencilerin önce hukukçu, ardından da avukat olmak için hedef koymalarından büyük bir memnuniyet duyduğunu da dile getirerek, "Kız öğrencilerimizin önünü mutlaka daha fazla açmalıyız" dedi. Çubukçu, son 8 yılda eğitimde çok mesafe kaydettiklerini ama buna rağmen yapılacak daha çok işin bulunduğunu söyledi.(...)
Abbas Güçlü
Kaynak: Milliyet
Anadolu Liselerine Sınavsız Girilecek
09.12.2010
Milli Eğitim Bakanı Çubukçu, 'Herkese Anadolu Lisesi' projesinin ayrıntılarını anlattı: 2014’e kadar düz liseler peyderpey Anadolu lisesi olacak; öğrenciler ortaöğretim başarı puanına göre Anadolu ve meslek liselerine yerleştirilecek; sosyal ve fen liseleri sınavla öğrenci alacak.
Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu, 2014’e kadar düz liselerin Anadolu liselerine dönüştürülmesi projesini, bakanlık görevine gelmesinden 6 ay sonra başlattığını söyledi. Çubukçu, “Anadolu liseleri düz liseler gibi vasıfsız olacak” eleştirilerini haksızlık olarak nitelendirdi. Sistemin başarısı için okulların altyapısına ve İngilizce eğitimine yatırım yaptıklarını anlatan Çubukçu, şunları söyledi:
Her yıl üçte bir değişim
“Bu nedenle İngilizce öğretmeni sayısını artırdık. Dersliklerin altyapısını iyileştirmeye çalıştık. Şimdi yapmak istediğimiz, her yıl üçte bir oranında düz liseyi, Anadolu lisesine dönüştürerek, 2014 sonunda projeyi tamamlamak.”
'Eleştirileri biliyorum'
“Eleştirileri biliyorum. ‘Düz liseleri Anadolu lisesi yapmayacak. Anadolu liseleri düz liseye dönüşecek’ deniyor. Biz böyle olmaması için her türlü önlemi alıyoruz. Amacımız, çocuğun ortaöğretim başarı puanına göre Anadolu liseleri veya meslek liselerine yönlendirilmesini sağlamak.”
Dershanelere kötü haber
“Avrupa’da olduğu gibi başarı puanına göre Anadolu lisesi veya meslek lisesine gidecek öğrenci ayrımı yapılacak. Sadece fen liseleri ile sosyal bilimler liseleri için sınav yapılacak. Diğer sınavlar kalkacağı için öğrencilerin sınav sayısı ve dershaneye gitme oranı düşecek. Meslek lisesinde eğitim alan öğrenci, başarılı olursa Anadolu lisesine, burada eğitimi sürenler başarısız olursa, meslek lisesine geçme olanağına sahip olacak. Çünkü lise 9-10’uncu sınıflarda aynı dersleri görecekler.”
Seneye 45 bin atama
“2011 Ağustosunda en az 45 bin öğretmen atayacağız. Anasınıfı öğretmeni, rehber öğretmen, sınıf öğretmeni ve İngilizce öğretmenine ihtiyacımızın yüksek olacağını düşünüyoruz. Bu yıl 1000 özürlü eğitimi veren öğretmene ihtiyacımız vardı, yeterli öğretmen bulamadık.”
‘Muhbir değil koordinatör’
Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu, okul güvenliği projesi yürütülürken polis ile bilgi paylaşımını sağlayacak okul idarecileri için “emniyet ajanı” yakıştırmasına, “Okul idarecilerini veya öğretmenleri, koordinasyon görevi yürüten bir idareciyi, muhbir olarak nitelendirmek için çarpık düşünmek gerekir” yanıtını verdi. Çubukçu, dün Nevzat Ayaz Kız Meslek Lisesinde düzenlenen Beyaz Bayrak ödül töreni öncesinde, “Okullarımızın güvenliğini çok önemsiyorum, bu projeyi çok önemsiyorum. Burada ne bir muhbir uygulaması vardır ne de koordinasyon sağlayan idareci, muhbir olarak nitelendirilir” diye konuştu. Çubukçu, iptal edilen KPSS Eğitim Bilimleri Sınavında tam puan alan kopyacıların öğretmen olarak atandığı iddialarına ilişkin de, “KPSS bütün iddialar nedeniyle yenilendi. Sınavda başarılı sonuç alanlar adil, objektif bir şekilde atandı” dedi.
Nuray Babacan
Kaynak: Hürriyet
İşitme Engellilere Ücretsiz Dershane
09.12.2010
"Fark Yaratanlar"a konuk olan Kenan Zülaloğlu, işitme engellilerin eğitimi konusundaki çalışmalarını izleyicilerle paylaştı.
Programı izlemek için tıklayınız.
Sabancı Vakfı'nın desteğiyle hayata geçen "Fark Yaratanlar" programı, 3 Aralık Dünya Engelliler Gününü takiben, önemli bir farkındalık yarattı. "Fark Yaratanlar"a konuk olan Kenan Zülaloğlu, işitme engellilerin eğitimi konusundaki çalışmalarını izleyicilerle paylaştı.
Kenan Zülaloğlu, 30 yıllık dershane öğretmenliğinin ardından, kendini özellikle engelli gençlerin eğitimine adayan bir eğitim gönüllüsü… "Bakırköy Gençlik Merkezi"ni kuran Zülaloğlu burada, hem maddi hem de fiziksel açıdan imkanı olmayan gençleri eğitim hayatına hazırlıyor. Bir yandan da kendisi gibi diğer gönüllü branş öğretmenlerini bu merkezde toplayarak, gençlerin üniversite ve iş eğitimleri için fırsatlar yaratıyor.
Eğitimdeki fırsat eşitliğinin yaşamdaki fırsat eşitliğini de beraberinde getirdiği ülkemizde, geçmişlerinde, eğitimlerinde yaşadıkları dezavantajlar ve seçimler nedeniyle pek çok genç hayat yarışına bir adım geride başlıyor. Kenan Zülaloğlu ekonomik ve fiziksel dezavantajların eğitimde ve yaşamda başarısızlığa neden olduğu bu ortamda kurduğu gençlik merkezi ve örgütlediği meslektaşlarıyla, gençlerin önünü açmak, onları bu yarışa dahil etmek ve başarılı olmalarını sağlamak için mücadele veriyor. Bakırköy Gençlik Merkezi'nde eğitim alan işitme engelli gençler işaret dili bilen öğretmenlerle sınavlara hazırlanıyor.
Kenan Zülaloğlu, ekonomik açıdan dezavantajlı gençlere gazete ilanları, afişler ve broşürlerin yanı sıra, belediye ve muhtarlıklar kanalıyla, işitme engelli gençlere, engelli dernekleri aracılığıyla ulaşıyor. Zülaloğlu'nun kurduğu merkezde üniversiteye hazırlanan 45 öğrencinin 40'ı üniversitelerin lisans ve önlisans programlarına kayıt olma hakkı kazanırken, KPSS sınavlarına hazırlanan 25 işitme engelli genç, heyecanla sonuçları bekliyor.
Kaynak: Hürriyet
Anadolu Liselerine Sınavsız Girilecek
09.12.2010
Milli Eğitim Bakanı Çubukçu, 'Herkese Anadolu Lisesi' projesinin ayrıntılarını anlattı: 2014’e kadar düz liseler peyderpey Anadolu lisesi olacak; öğrenciler ortaöğretim başarı puanına göre Anadolu ve meslek liselerine yerleştirilecek; sosyal ve fen liseleri sınavla öğrenci alacak.
Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu, 2014’e kadar düz liselerin Anadolu liselerine dönüştürülmesi projesini, bakanlık görevine gelmesinden 6 ay sonra başlattığını söyledi. Çubukçu, “Anadolu liseleri düz liseler gibi vasıfsız olacak” eleştirilerini haksızlık olarak nitelendirdi. Sistemin başarısı için okulların altyapısına ve İngilizce eğitimine yatırım yaptıklarını anlatan Çubukçu, şunları söyledi:
Her yıl üçte bir değişim
“Bu nedenle İngilizce öğretmeni sayısını artırdık. Dersliklerin altyapısını iyileştirmeye çalıştık. Şimdi yapmak istediğimiz, her yıl üçte bir oranında düz liseyi, Anadolu lisesine dönüştürerek, 2014 sonunda projeyi tamamlamak.”
'Eleştirileri biliyorum'
“Eleştirileri biliyorum. ‘Düz liseleri Anadolu lisesi yapmayacak. Anadolu liseleri düz liseye dönüşecek’ deniyor. Biz böyle olmaması için her türlü önlemi alıyoruz. Amacımız, çocuğun ortaöğretim başarı puanına göre Anadolu liseleri veya meslek liselerine yönlendirilmesini sağlamak.”
Dershanelere kötü haber
“Avrupa’da olduğu gibi başarı puanına göre Anadolu lisesi veya meslek lisesine gidecek öğrenci ayrımı yapılacak. Sadece fen liseleri ile sosyal bilimler liseleri için sınav yapılacak. Diğer sınavlar kalkacağı için öğrencilerin sınav sayısı ve dershaneye gitme oranı düşecek. Meslek lisesinde eğitim alan öğrenci, başarılı olursa Anadolu lisesine, burada eğitimi sürenler başarısız olursa, meslek lisesine geçme olanağına sahip olacak. Çünkü lise 9-10’uncu sınıflarda aynı dersleri görecekler.”
Seneye 45 bin atama
“2011 Ağustosunda en az 45 bin öğretmen atayacağız. Anasınıfı öğretmeni, rehber öğretmen, sınıf öğretmeni ve İngilizce öğretmenine ihtiyacımızın yüksek olacağını düşünüyoruz. Bu yıl 1000 özürlü eğitimi veren öğretmene ihtiyacımız vardı, yeterli öğretmen bulamadık.”
‘Muhbir değil koordinatör’
Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu, okul güvenliği projesi yürütülürken polis ile bilgi paylaşımını sağlayacak okul idarecileri için “emniyet ajanı” yakıştırmasına, “Okul idarecilerini veya öğretmenleri, koordinasyon görevi yürüten bir idareciyi, muhbir olarak nitelendirmek için çarpık düşünmek gerekir” yanıtını verdi. Çubukçu, dün Nevzat Ayaz Kız Meslek Lisesinde düzenlenen Beyaz Bayrak ödül töreni öncesinde, “Okullarımızın güvenliğini çok önemsiyorum, bu projeyi çok önemsiyorum. Burada ne bir muhbir uygulaması vardır ne de koordinasyon sağlayan idareci, muhbir olarak nitelendirilir” diye konuştu. Çubukçu, iptal edilen KPSS Eğitim Bilimleri Sınavında tam puan alan kopyacıların öğretmen olarak atandığı iddialarına ilişkin de, “KPSS bütün iddialar nedeniyle yenilendi. Sınavda başarılı sonuç alanlar adil, objektif bir şekilde atandı” dedi.
Nuray Babacan
Kaynak: Hürriyet
29 bin 347 Kadroya Öğretmen Atandı
06.12.2010
Atamalar için başvuran toplam 92 bin 65 adayın 90 bin 134'ünün başvurusu kabul edildi. Bu adaylar için ayrılan 30 bin kadroya 29 bin 347 atama yapıldı. Atamaların 26 bin 934'ü ilk atama olarak gerçekleşti.
Öğretmen atamaları dolayısıyla MEB Başöğretmen Salonunda düzenlenen törende Bakan Çubukçu, dünyadaki gelişmelere paralel olarak Türkiye'de de müfredatların yenilenmesinden, bilişim teknolojilerinin eğitimde kullanılmasına kadar çok geniş bir yelpazede bir dönüşüm süreci yaşandığını belirtti. Bakan Çubukçu, şunları kaydetti, "Öğretmenlerimizin yüzde 73'ünün 40 yaşın altında olduğu düşünüldüğünde, eğitimin tüm bileşenlerinde yaşanan değişim, dönüşüm sürecine genç öğretmenlerimizin daha çabuk uyum sağlayacaklarını düşünüyorum. Genç bir nüfusa, genç bir öğretmen kadrosuna sahip olmamız iyi değerlendirildiği takdirde gerçekten de ülkemiz için çok büyük bir zenginliği ve çok büyük bir avantajı oluşturuyor. Öğretmenlerimiz eğitimde arzu ettiğimiz hedeflere ulaşmamızda çok önemli bir role sahip."
Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu, bugün artık bilgi elde etmeyi öğretmenle sınırlamanın mümkün olmadığını belirterek, "Öğretmenlerden artık bilgi aktarmalarını değil, öğrencilerine bilgiye ulaşma, anlama, analiz etme ve problem çözme becerilerini kazandırmalarını bekliyoruz" dedi.
Bakanlığa bağlı resmi eğitim kurumlarında halen 538 bin 817'si kadrolu, 69 bin 212'si sözleşmeli olmak üzere 608 bin 29 öğretmenin görev yaptığını belirten Bakan Çubukçu, öğretmenlerin yüzde 45'inin hükümetleri döneminde göreve başladığını söyledi. Bu yılın, bugün yapılacak atamalarla en çok öğretmen atanan yıl olma özelliği taşıdığını söyleyen Bakan Çubukçu, 2010 yılında 40 bin 561 öğretmenin eğitim ordusuna katıldığını ifade etti.
Kadrolu öğretmenliğe atanan sözleşmeli öğretmenlerden boşalan pozisyonlara yeniden sözleşmeli öğretmen görevlendirileceğini kaydeden Bakan Çubukçu, adayların başvurularını 23-29 Aralık 2010'da yapacaklarını ve atamaların 31 Aralık 2010'da gerçekleştirileceğini bildirdi. Bakan Çubukçu, ayrıca 47 kadroya da engelli öğretmen ataması yapılacağını, başvuruların 7-17 Aralık 2010 tarihleri arasına alınacağını, 20 Aralıkta da bilgisayar kurası çekileceğini duyurdu.
96 branştan öğretmen atandı
Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu, bugün gerçekleştirilen atama için 96 branştan başvuru alındığını, ihtiyaçlar ve hedefler doğrultusunda en fazla sınıf öğretmenliği olmak üzere, okulöncesi öğretmenliği, İngilizce öğretmenliği, rehber öğretmenlik ve Türk Dili ve Edebiyatı branşlarından öğretmen alınacağını söyledi. Bakan Çubukçu, göreve yeni başlayacak öğretmenlere de şöyle seslendi, "Tıpkı 20. yüzyılda olduğu gibi, 21. yüzyılın Türkiyesini şekillendirecek olan nesli sizler yetiştireceksiniz. Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, 'Öğretmenler, yeni nesil sizin eseriniz olacaktır' diyerek öğretmenlere duyduğu güveni dile getirmiş, ayrıca öğretmenlere ülkenin geleceğini emanet etmiştir. Öğretmenlerimiz bu emaneti bugüne kadar büyük bir onurla ve inançla taşıdılar. Eğitim ailemize yeni katılan çalışma arkadaşlarımın da omuzlarına yüklenen bu sorumluluğun farkında olduklarını düşünüyorum. Her biriniz öğretmenlik mesleğine ve ülkemizin yarınlarına hem kendinizi hem de öğrencilerinizi yenileyerek, yetiştirerek katkıda bulunacaksınız." Bakan Çubukçu'nun konuşmasının ardından salonda bulunan öğretmen adaylarından birer numara söylemeleri istenerek kura işlemi başlatıldı.
Atamalar için başvuran toplam 92 bin 65 adayın 90 bin 134'ünün başvurusu kabul edildi. Bu adaylar için ayrılan 30 bin kadroya 29 bin 347 atama yapıldı. Atamaların 26 bin 934'ü ilk atama olarak gerçekleşti.
Atamalar, MEB'in http://personel.meb.gov.tr internet adresinden öğrenilebilir.
Kaynak: MEB
7. Sınıflar da SBS’ye Girecek
03.12.2010
Danıştay’ın son kararı: 6. sınıfta SBS’ye giren öğrenciler bu yıl halen okudukları 7. sınıfta SBS’ye katılacak, 8. sınıfta da SBS’ye girecek. 7. sınıf SBS 5 Haziran 2011’de yapılacak.
Milli Eğitim Bakanlığı’nın, üç yıla yayılan SBS’nin yalnızca 8. sınıfta gerçekleştirilmesi yönündeki düzenlemesinin yarattığı karmaşa, itirazlar üzerine alınan yargı kararlarıyla hem öğrencilerin hem de velilerin başını döndürdü. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, daha önce 8. Daire’nin iptal ettiği 7. sınıf SBS’nin yapılmasına vize verdi.
Yeni SBS sistemine göre, 2009-2010 öğretim yılında 6. sınıfta olup SBS’ye katılanların 7 ve 8. sınıfta da sınava girecekleri açıklandı, bir öğrenci velisi de itiraz ederek Danıştay 8. Daire’de dava açtı. Daire, 6. sınıfta okuyanların kapsam dışında bırakılmasını anayasanın eşitlik ilkesine aykırı bularak, bu yıl yapılacak 7. sınıf SBS’nin yürütmesini durdurdu. Karar üzerine MEB, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’na itiraz etti. MEB’in yaptığı itirazı kabul eden kurul, 7. sınıf SBS’nin yapılmasına vize verdi. Buna göre, 6. sınıfta SBS’ye giren öğrenciler bu yıl halen okudukları 7. sınıfta ve gelecek yıl 8. sınıfta SBS’ye katılacak. 7. sınıf SBS 5 Haziran 2011’de yapılacak.
Karara tepkiler farklı
Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk: Daha büyük kargaşaya yol açacağını düşünüyorum. MEB’in itirazının kabul edilmesini doğru buluyorum. Eğer sınav yapılmazsa ciddi kaos olacaktı. Çocukların sınava girecek olması sevindirici değil ama 6. sınıftaki SBS’den çok yüksek puan alan çocukların puanlarının sıfırlanması ihtimali vardı.
Eğitim-Sen Genel Başkanı Zübeyde Kılıç: Karar kaos yaratacak. Mahkeme kararı esastan görüşüp yeni bir karar alabilir, MEB yine itiraz edebilir ve kurul itirazı yeniden değerlendirebilir. Bu süreç sınav yapılana kadar devam edebilir. Bu durum hem öğrenci, hem veli psikolojisini bozacaktır.
Eğitim İş Genel Başkanı Yüksek Adıbelli: 8. Daire’nin kararının ardından 7. sınıflar için SBS yapılmayacak diye hazırlık yapıldı. Bakanın, veliler ve öğrencilerin aklındaki soru işaretlerini giderecek bir açıklama yapması lazım.
Türkiye Özel Okullar Birliği Derneği Başkanı Cem Gülan: Bazı ailelerin SBS için yaptığı harcamanın sınırı yok. Çok ciddi anlamda kafayı sınava takan aileler çocuğunu 15 bin liraya kadar olan butik dershanelere gönderiyor. Haftada 20 saat özel ders aldıran aileler var. Son karar üzerine bir grup veli Danıştay’a dava açarsa ne olacak? Kısır döngü içine girilecek.
Tüm Özel Öğretim Kurumları Derneği (TÖDER) Yönetim Kurulu Başkanı Enver Yücel: Sağlıklı bir karar. Maçın tam ortasında kurallar değişmemeli. Nasıl bir başlangıç yapıldıysa o şekilde devam etmeli.
Sevinelim mi üzülelim mi?
Merve Sena Taşçı: Geçen yıl SBS’den 475 puan aldım. Bu yıl için de dershaneye başladım. Sonra 7’lerde SBS’nin olmayacağı söylendi. Ben de dershaneyi bıraktım. Şimdi ‘olacak’ deniyor. Yarım dönemim boşa gitti. Buna mı üzüleyim yoksa geçen yıl aldığım puan boşa gitmeyecek buna mı sevineyim, şaşırdım.
Çağla Sipahi: Geçen yıl SBS’den 496 puan aldım. Bizimle kobay gibi oynamasınlar. Geçen yıl iyi puan almama rağmen bu yıl sınav yapılmayacağını öğrenince en azından stres yaşamayacağım diye kendimi rahatlattım. Sınav hazırlığını boşladım. Şimdi ‘sınav var’ diyorlar. Ve ben de kendi kendime soruyorum, acaba tökezler miyim?
Sena Öğrünç: Sağolsunlar, büyüklerimiz bize güven duymamayı öğretti. Bu sınavın yapılacağını biliyordum. Öyle denir böyle denir, sonuçta yine sınav yapılır diye düşündüm. Yapılsın daha iyi. Artık sınavlarla derdimiz kalmadı. Bizim sıkıntımız sürekli sistemlerle oynamaları, sürekli kararsızlık yapmaları.
Bahar Atakan
Kaynak: Milliyet
Öğretmen Yemini
26.11.2010
Türkiye ekonomisi gelişiyor ama insani yatırım indeksinde gerilerde. Neden?
Çünkü para insana yatırım için harcanmıyor. Adamın evi ve arabası oluyor ama becerisi, görüşü, fikirleri, kitap okuması değişmiyor. Yani gelişmiyor.
İşte bu yüzden eğitim çok önemli.
İşte bu yüzden öğretmen çok önemli. Öğretmene çok iş düşüyor.
Bu yüzden öğretmenler hak ettiği profesyonellik statüsünü kazanmalı.
Ben de bu sürece katkıda bulunmak için bir öğretmen yemini hazırladım. Hipokrat yemini gibi.
Umarım öğretmenler, müdürler, veliler, öğrenciler, sendikalar ve MEB bu yemini gündeme alır. Okullarda bu yemin tartışmaya açılır. Geliştirilir ve bir MEB politikası olur.
Umarım eğitimi önemseyen her kişi bu yeminin çıktısını alıp en yakın okula götürür.
İşte öğretmen yemini.
Öğretmen Yemini
Öğretmenliği sadece bir meslek değil, bir yaşam tarzı olarak seçtiğim için, bir öğretmen olarak aşağıda belirtilen ilkelere ve değerlere uyacağıma şerefim ve namusum üzerine ant içerim.
Öğrencilere karşı sorumluluğum:
Her öğrencimin benliğine bir birey olarak saygı gösteririm,
Öğrencilerimi topluma ve insanlığa yararlı bir birey olarak yetiştiririm,
Her öğrencinin öğrenme kapasitesi olduğuna inanırım,
Öğrencilerime milli bilinç ve insan sevgisi aşılarım,
Öğrencilerimi doğru, adil, dürüst ve onurlu bir birey olarak yetiştiririm.
Topluma karşı sorumluluğum:
Toplumun yükselmesinden ve gelişmesinden bizzat kendimi sorumlu tutarım,
Topluma davranışlarımla yön verir ve örnek bir vatandaş olurum.
İş arkadaşlarıma karşı sorumluluğum:
Bilgimi ve deneyimlerimi diğer meslektaşlarım ile paylaşırım,
Eğitim sorunlarına çözüm üretmek için diğer meslektaşlarım ile işbirliği yaparım,
Meslektaşlarımı daha iyi bir öğretmen ve vatandaş olmaya özendiririm.
Mesleğime karşı sorumluğum:
Gelişen dünyaya ayak uydurmak için kişisel ve mesleki gelişimime önem veririm,
Öğrencilerimden sürekli bir şeyler öğrenirim,
Öğretmenliğin kutsal bir meslek olduğunu bilir, mesleğimi küçük düşürecek davranışlardan kaçınırım.
Ailelere karşı sorumluluğum:
Öğrencilerimi daha iyi tanımak için aileler ile iletişime geçerim,
Öğrencilerin daha iyi öğrenmesi ve daha iyi bir birey olması için onlar ile işbirliği yaparım.
Yukarıda belirtilen sorumlulukları bazı koşullar altında uygulamanın zor olduğunu bilirim. Ama asıl erdemin, en zor koşullarda bu sorumlulukları yerine getirmek olduğunu kabul ederim. Onun için bu sorumlulukları en zor koşullar altında bile yerine getireceğime tekrar şerefim ve namusum üzerine ant içerim.
Bir öğretmen olarak “sözüm namusumdur” derim.
Özgür Bolat
Kaynak: Hürriyet
Yemeden Büyümek Zorunda Olan Çocuklar...
25.11.2010
PKU (Fenilketonüri) kalıtsal, metabolik bir hastalık ve ne yazık ki ülkemizde oldukça yaygın. Çok büyük özen ve dikkat gerektiren bir diyetle yaşamaları gereken PKU’lu çocuklarla ilgili öğretmenlerinin de bilgilenmesi ve yardımcı olması çok önemli. PKU rahatsızlığı olan bir kız çocuk annesi Deniz Yılmaz Atakay, bu zorlu süreci paylaştığı bir kitap yazdı. Zekâm Senin Elinde Beni Doğru Besle, bir annenin müthiş mücadelesini anlatan etkileyici bir çalışma.
Deniz Atakay, genç bir hostesken mutlu bir evlilik yapıyor. Bir süre sonra bu mutluluğun bir bebeğin dünyaya gelmesi ile katlanacağı beklenirken, doğumla birlikte bir şok yaşanıyor. Artık bu aile, PKU hastası bir bebek sahibidir ve bu hayati hastalığın gölgesi hepsinin üzerine düşecektir.
Kalıtsal ve metabolik bir hastalık olan PKU’nun tıbbi açıklaması şu şekilde: “Bu hastalıkla doğan çocuklar, fenilalanin amino asidini başka bir amino asit olan tirozine dönüştüremezler. Bu dönüşümü sağlayacak olan fenilalanin hidroksilaz enzimi bu hastalarda eksiktir. Fenilalanin diğer amino asitler gibi proteinin yapıtaşlarından biridir. Fenilketonürili hastalarda besinlerle alınan ve tirozine dönüştürülemeyen fenilalanin, kanda ve diğer dokularda birikir. Biriken fenilalanin geri dönüşümsüz ve ilerleyici beyin hasarına neden olur. Bu hastalığın yenidoğan tarama testi ile erken tanı ve tedavisi mümkündür.”
Çocuğun hasta olması için hem anne hem de babanın hastalık bilgisi için taşıyıcı olması gerekiyor. Taşıyıcı anne babadan hasta çocuk olma riski ise yüzde 25. Ne yazık ki ülkemizde akraba evliliği halen çok yaygın olduğundan, Türkiye fenilketonüri hastalığının en sık görüldüğü ülkelerden biri. Rakamlar, yenidoğan her 3 bin-4 bin 500 çocuktan birinin PKU’lu olduğunu gösteriyor.
Zihinsel ve gelişimsel gerilik riski
Doğumdan sonraki ilk aylarda aile kadar hekimin de fark edemeyebileceği hastalıkta, aylar ilerledikçe bebeğin normal gelişim sürecini izlemediği görülür. Havaleler başgösterebilir. Erken teşhis şansının kaçırıldığı, tedaviye geç başlandığı ya da tedavi sürecinin sağlıklı uygulanmadığı durumlarda, zamanla gelişimsel geriliğin yanında zihinsel gerilik görülme riski çok yüksektir.
PKU’lu hastalar ne yazık ki yaşam boyu sürecek, oldukça sıkı bir diyetle yaşamak zorundadır. Süt ve süt ürünlerinin, et ve et ürünlerinin, yumurta, ekmek gibi sık tüketilen besin maddelerinin bütünüyle yasak olduğu kadar sıkı bir diyet... Bu diyet tedavisinde, diyetin protein, enerji, vitamin, mineral ve fenilalanin bakımından yeterli ve dengeli olması gerekiyor.
Erken teşhisin önemi
Tablo buraya kadar karanlık. İyi haber ise; ilk bir ay içinde tedavisine başlanan ve düzenli olarak sürdürülen durumlarda, fenilketonurüli çocuklar tamamen sağlıklı olarak büyüyorlar. Normal ilköğretime yaşıtları gibi zamanında başlayabilme, eğitimlerini sürdürebilme, yükseköğretim ve sonrasında meslek sahibi olma şansları var. Bütün bunlar için tek zorunluluk; erken teşhis.
İhmal edilmemesi gereken en önemli nokta, doğumdan sonraki ilk hafta içerisinde ‘Yenidoğan Tarama Testi’ yaptırmak. Sağlık Bakanlığı, 1993'ten bu yana tüm Türkiye kapsamında fenilketonüri tarama programını başlattı. Doğum yapılan tüm kuruluşlar, hastaneden taburcu edilmeden bebeğin topuğundan özel bir filtre kağıdına birkaç damla kan örneği almakla görevlendirilmiş durumda.
Türkiye’de bir ilk...
Her konuda, dikkat çekmek ve öğrenmek üzere, yaşayanların tanıklığı çok önemlidir. Deneyimler, başkalarına yol göstericidir. Deniz Atakay da yaşadıklarını paylaşarak duyarlı ve örnek bir davranış sergiliyor. Kitap tüm anne babaları olduğu kadar, öğrencileri arasında bu durumdaki çocuklara yaklaşım ve destek anlamında ilgi göstermesi beklenen öğretmenleri de ilgilendiriyor.
Bu konuda ailelerinin öğretmenleri bilgilendirmesi de son derece önemli. Belki bu hastalıktan muzdarip bir öğrencileri olduğunun farkında bile değildirler. Eğer ailelerin onlarla paylaştığı ölçüde bilgilenirlerse, öğretmenler de bu çocuklarla ilgili bazı aksaklıkların nedeninin PKU olabileceğini bilir, desteklerini o yönde sağlar, onların gelişimine, yaşam tarzlarına, özellikle de diyetlerine özen gösterebilirler.
İngilizce’ye de çevrilen ve üniversitelerin çocuk gelişimi bölümlerinde okutulan Zekâm Senin Elinde Beni Doğru Besle adlı kitabıyla Atakay, Türkiye’de bir ilke imza attı. Fedakar anne, “Bir damla kan aldırın, çocuğunuzun zekasını şansa bırakmayın!” diyor.
Harabe Binayı Modern Bir Okul Haline Getirdi
24.11.2010
Ordu'nun Akkuş ilçesi Çayıralan beldesi Belalan İlköğretim Okuluna iki yıl önce atanan öğretmen Hülya Eyigün, çabaları ile harabe halindeki okula Türkiye'nin her yerinden ve yurt dışından yardım gönderilmesini sağladı.
Ağrı'nın Eleşkirt ilçesine 20 kilometre uzaklıktaki okulda görev yapan, öğrencilerini düzenledikleri kampanya ile giydirip, kırtasiye ihtiyaçlarını gideren Eyigün, 2008 yılında Ordu'nun Akkuş ilçesi Çayıralan beldesine atandı. Yeni görev yerinde harabe görünümlü okul ile karşılaşan Hülya Eyigün, belde yöneticileri ve İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü ile temasa geçti, okula yardım gelmesi için yardım kuruluşları ile bağlantı kurdu.
Eyigün, kısa sürede çabalarının karşılığını aldı. Okula Norveç, Ağrı, Şanlıurfa, Erzurum, Zonguldak, Antalya, Trabzon, Uşak, Ordu, Ankara gibi birçok bölgeden yardım geldi. Hülya Eyigün, Akkuş İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü ve Çayıralan Belediyesi'nin de desteğini alarak ‘Kardeşini Seç' kampanyası ile öğrencilere gönüllü abla ve ağabeyler buldu. Hayırseverler ve Akkuş esnafından alınan desteklerle okulu boyattı. Boyama işinde öğretmen Hülya Eyigün, öğrenci ve veliler gönüllü çalıştı. Duvarlara pano yaptırıldı, pencerelere tül, sıralara örtü diktirildi. Okula kütüphane kurup Türkiye'nin birçok ilinden kitap yardımı aldı. Öğrencilerin ayaklarındaki kara lastiklerin yerini kışın bot, yaz dönemi ayakkabılar aldı. Öğrencilerin diş fırçası ve diş macunu ihtiyaçları giderildi. Sınıflara askılık yaptırılıp, tüm okula yer tabanı döşendi. Dolaplar yenilendi, bahçeye parke taşı döşendi, lojman boyandı, kullanılamaz haldeki tuvaletler yeniden düzenlendi. Bilgisayar, fotokopi makinası geldi.
O dönemde Tokat'taki terör saldırısında şehit olan Kemal Bide'nin adı okula verildi. Böylece okulun adı ‘Şehit Kemal Bide İlköğretim Okulu' oldu.
Kıskandıran ana sınıfı
Bu arada öğretmen atanmasına rağmen ana sınıfı olmayan okula ana sınıfı yapmak için kollar sıvandı. Yapılan yardımlar, halkın imece usulü çalışması ile kısa sürede ana sınıfı da tamamlandı.
Büyük kentlerdeki birçok ana sınıfında bile bulunmayan oyuncaklar ve malzemeler Çayıralan Şehit Kemal Bide İlköğretim Okuluna gönderildi. Öğrenciler oyuncaklarla eğitim yapmaya başladı.
Bölgede okula kaydı olmayan çocukları araştırırken, Sinan Karacür ve Servet Karacür adlı kardeşlerin beyaz saçlı, beyaz kirpikli, ‘pigment hastası' oldukları belirlendi. Hastalıklarından dolayı güneşli havalara çıkamayan, normal ışıkta yardımla ihtiyaçlarını görebilen iki çocuktan büyük olan Sinan Karacür, ailesinin ikna edilmesi ile okula gönderildi. Sinan Karacür, amcasının kızlarıyla birlikte okula ara sıra da olsa gelip gitmeye başladı. Bu çocuğun durumunu öğrenen Norveç'ten yardım yapan bir hayırsever, Sinan Karacür'ü, Ordu'daki Özel Gözde Lazer Tıp Merkezine götürterek muayene ettirdi. Çocuğa 5 numara gözlük yazılırken, göz merkezi, kardeşinin de tedavisini üstlendi. İki kardeş böylece gözlüklerini takarak ışığa kavuştu.
İlk kez denizi gördüler
Denize kıyısı olan Ordu'nun bir ilçesinde olmalarına rağmen denizi hiç görmeyen öğrenciler, öğretmen Hülya Eyigün'ün çabaları ile temin edilen otobüsle Ordu'ya geziye götürüldü.
Eleşkirt'ten ‘memleketim' dediği Ordu'ya geldiğinde sevindiğini belirten Hülya Eyigün, burada harebe halinde bir okulla karşılaştığını bildirerek, şöyle dedi: “Kısa sürede bölge halkı, Milli Eğitim yöneticileri, Belediye, Türkiye ve dünyaya yayılmış hayırseverleri harekete geçirerek okulu bu hale getirdik. Öğretmenlik mesleğinin asla ders giriş ziliyle başlayıp ders çıkış ziliyle bitmediğine inanıyorum. Öğrencilerimin gözlerindeki ışığı gördükçe daha da mutlu oluyorum.”
Abdullah Köse
Kaynak: Milliyet
Kötü Öğrenci Yoktur, İyi Öğretmen Vardır
23.11.2010
Sınıfınız da, okul numaranız da hep o duyguyu çağrıştırır: "Onun öğrencisiyim." Sınıfa girdiği andan itibaren her şey değişmeye başlar. Hiçbir şey de eskisi gibi olmayacaktır; siz de...
En fazla iki üç ders sonra not alırken yazınıza daha çok özen gösterdiğinizi, onu dinlerken dikkatinizin hiç dağılmadığını fark edersiniz. Dersinin adıysa, artık sadece o bilimdalını veya disiplini tanımlayan bir sözcük değil; insanları, hayatı ve kendinizi keşfedeceğiniz, çok dikenli ama çok hoş kokulu ve göz alıcı çiçeklerle dolu bir bahçeye açılan sihirli kapının da adıdır.
Öğrenci muzipliğinin sevimli yaratıcılığı en çok bahşedilmiş afacanlar dahi onlara ad takamaz; o, Nazan Hanım, Fikret Hanım, Hüseyin Bey, Ülker Hanım, Özden Hanım, Süheyla Hanım, Behçet Bey veya Rauf Bey'dir ve hep öyle kalır. Hızla sevilmeye başlanan o isim, sadece, ona "öğretmenim" diyebilmenin mutluluk ve onuruyla yanyana getirilir. Öğrencileri, bir ömür sonra bile, onu ilk gördükleri gün başlayan saygı, sevgi ve bağlılığın, hayatın bütün yorgunluklarından güçlü ve uzun olduğunu fark edeceklerdir.
Sevgili öğretmenleriyse ilk günden itibaren onlara "sen" deme hakkından feragat etmiş, hep "siz" demiştir. Artık onun öğrencisi olmak bütün meslek, unvan ve rütbelerden önce gelecektir onlar için.
Sınıf başkanının yaptığı yoklamayı kontrol etme gereği duymaz, yoklama kağıdını sınıfı saymadan imzalar o; "Siz saydıysanız gerek yok başkan!" Güvenilmenin en önemli sorumluluk olduğunu tek bir cümleyle, tek bir davranışla hissettirme inceliği... Sınıf başkanına, bu göreve seçildiği andan itibaren bir daha adıyla da hitap etmez, o "başkan"dır hep. Bu, sınırları olmayan bir sorumluluğun da tanımıdır; başkan doğal olarak kendi derslerinden ve başarılarından önce arkadaşlarını, sınıfını, okulunu düşünür. Ama öğretmeniniz kısa süre sonra durumu fark edip dikkatinizi çeker. Uyarısındaki incelikte, çabanızı ve iyi niyetinizi fark ettiğini hissettiren övgülü bir destek de vardır; toplumsal sorumluluğun insanın kendinden başladığını gösterme özeni de, sahiplenme de; "Derslerinizle de bu kadar ilgileniyor musunuz?"
Çok uzun zaman sonra dahi, çağrışım yaratacak bir şey yokken bile, bir cümlesi, bir davranışı ya da önlüğünün rengi çıkıp geliverecektir anıların arasından. Ödevlerinize attığı imza da, hatalarınızdan sonra sizi bütün eleştirilerden kat kat fazla etkileyen sitemkar bakışı da silinmez zihninizden. O sınıf öğretmeninizse veya kol çalışmasında da yanında bulunduysanız çok şanslısınızdır. Her ayrıntının önemini, herkesin sorumluluğunu bir kez bile dile getirmeden sezdirir. Yanlışı en zarif biçimde hissettirir, düzeltilmesine fırsat tanır. En yanlış davranışı düzeltirken bile o davranışı tanımlamaz; bu tutumuyla, yanlışın dile getirildikçe yeniden üretildiğini de, suçlamanın, yanlışı sahiplenmeye yol açtığını da anlarsınız hatanızın yanı sıra. En büyük ayrıcalığın eşitlik olduğunu çok yeri geldiği için söylediği bir cümlesinden öğrendiğinizi hiç unutmazsınız; "Hepiniz benim için ayrı birer değersiniz."
Ve okuldan ayrıldığınızda sudan çıkmış balığa dönersiniz. Önünüzde uzun sandığınız bir hayat vardır; tatlı, acı sürprizler beklemektedir ama yaşadıklarınızı bir daha yaşayamayacağınızı bilirsiniz. Öğretmeninizle, arkadaşlarınızla karşılık beklemeden paylaşmışsınızdır her şeyi. Münazara ve yarışma sevinçleri ve üzüntüleri de, okul gezisi aksaklıklarının mahcubiyeti de aynı duygularla anılaşmıştır.
Öğretmemiş, eğitmiş; anlatmamış, hissettirip benimsetmiştir o. Öğretisi; en doğru, en iyi ve en güzeli aramak, bulmak, elbirliğiyle oluşturmak ve herkesle paylaşmak üzerine kuruludur. Bu, bir kez bile ifade edilmeyen, bir kez bile sloganlaştırılmayan ama bütün davranışlarını, tutumunu ve duruşunu açıklayan, bütün ideolojilerin üzerinde yer alan ve önüne hiçbir sıfat getirilemeyecek bir öğretidir.
Hayatın hayal gücüyse insanınkinden çok daha uçsuz bucaksızdır; öyle yol ayrımları çıkarır ki karşınıza, birkaç yanlıştan birini tercih etmek durumunda bile kalabilirsiniz. Örneğin "öteki"ler üretilmiş, silahlar çekilmiş, toplumsal cinnet hayatı sarmıştır. En değerli kavramlar ve ilkeler adına ama en yanlış yöntemlerle, hatta şiddet kullanarak harekete geçmenizi bekleyenler bile vardır. Daha "acemisi" bile değilsinizdir hayatın; bunu fark edecek zaman dilimi dahi yoktur geride. Kendi kendinize görevden kaçıp kaçmadığınızı sorgulamaktasınızdır; yaşıtlarınız beşer onar kırılırken. O yol ayrımında mutlaka gözünüzün önüne gelir öğretmeninizin yüzü; biraz merak, kuşku, endişe ama daha çok güvenli bir ifadeyle ve belli belirsiz gülümseyerek bakmaktadır. O bakışta, gözlerinde her zaman görmeye alıştığınız yıldızlardan birinin bile parıldamadığını fark edince kararınızı verirsiniz. Yanlışları düzeltebilecek, gösterilen hedeflerden daha iyisini, daha doğrusunu tek başınıza arayabilecek güce, akla, güvene, cesarete, sabra, bilgiye ve isteğe sahipsinizdir onun sayesinde ve o da sadece bunların ne kadar farkında olduğunuzu görmek için bakmaktadır sağ omzunuzun üzerinden. Daha sonra da; yanlışlarınızda ya da haksızlık ettiğinizde de hep orada olacaktır, gönül huzuru duyuracak bir çabanın karşılığını aldığınızda da.
Ondan öğrendiğiniz en önemli şey, insanın çok değerli olduğu; insan olmanın ömür boyu sürecek öğrencilikten geçtiğidir. Mutlak ve değişmez doğru olmadığını, her şeyin nedenleri ve sonuçları olduğunu, doğrunun zamanla değişebileceğini görmenizi sağlamıştır o. Hiçbir şeyi "olduğu kadar" diyerek vermemiştir; sıradana boyun eğmeye gönlünüz razı olmaz. "Mükemmel iyinin düşmanıdır" aforizmasını bile tersine çevirebileceğinizi, bedelini öderseniz başaracağınızı bilirsiniz; en iyi örnek, öğretmeninizdir.
Onun öğrencisi, yargıç olduysa suçluyu kazıyınca altından insan çıktığını; askerse, savaşı kaybeden komutandan sonra en üzgün kişinin savaşı kazanan komutan olduğunu bilir. Hekim arkadaşlarınızın, çalıştığı hastanenin çevresinde gece saatlerce dolaşıp o günkü ameliyatı defalarca gözden geçirdiğine tanık olursunuz.
Öğrencilerinin her emek ürünü, bir kağıt parçasına en okunaklı harflerle yazıp, bir şişeye koyup ona ulaşması için denize attığı mesajdır. Çünkü o, ömrünü adadığı öğrencilerini günü geldiğinde kendi elleriyle açık denizlere doğru yolcu etmiştir, bir daha geri dönüp "nasılsınız" demelerini bile beklemeden. Her bitişte, her sonlanmada onu en çok ayakta tutan şeylerin başında yeni öğrencilerinin de geldiğini anlarsınız.
Er veya geç ama hiç beklemediğiniz anda o soru karşınıza çıkıverir: Ona layık olabildim mi? Daha önce bu soruya yanıt aramak aklınızdan geçmediyse, sorduğunuz gün fark edersiniz; okuldayken, hiç farkında olmadan, tereddütsüz, bu soruya yanıt oluşturmak için çırpınmışsınızdır bütün acemiliğinizle. O sırada her şeyin her zaman öyleymiş ve başka türlüsü yapılamazmış gibi yaşandığını hatırlarsınız.
O soruyla bir şey daha öğrenirsiniz; en zor iştir öğrencisi olmak ve o soruya asla olumlu yanıt veremezsiniz. Bilirsiniz; sonraki başarılarınızda da, iyiliklerinizde de sizin payınız; onun öğrettiklerinin, bilgisinin, fedakarlığının, hoşgörüsünün, sabrının, emeğinin ve özeninin yanında hiçtir. Yaptıklarınız da, o, pencerelerinizi açmayı başardığı için gerçekleşmiştir.
Dahası o soruya yanıt vermek, hep erkendir; her insana en az ona duyduğunuz kadar sorumlusunuzdur son gününüze dek...
Sevgili öğretmeninizden hiçbir zaman mezun olamazsınız.
Pendik Lisesi, 6 Edebiyat A (1976-1977), 625
Ferruh Yazıcı
Kaynak: Newsweek Türkiye
'Hababam Sınıfı' 24 Kasım'da Canlanacak
23.11.2010
Bu kez film olarak değil!.. Türk sinemasının efsanelerinden, Rıfat Ilgaz'ın en önemli eseri 'Hababam Sınıfı'nın çekildiği Adile Sultan Kasrı, beş yıllık restorasyon çalışmasının ardından 24 Kasım Öğretmenler Günü'nde öğretmenevi ve kültür merkezi olarak kullanılmak üzere yeniden hizmete açılacak.
354 dönüm arazi üzerinde Validebağ Tesisleri içinde bulunan ve 1916 yılından bu yana eğitim amaçlı kullanılan Adile Sultan Kasrı, 1975 yılında 'Hababam Sınıfı'na ev sahipliği yaparak herkesin merak ettiği bir mekan haline dönüştü.
Restorasyon çalışmaları beş yıl sürdü
Hababam Sınıfı Müzesi olarak da kullanılan Adile Sultan Kasrı, yıprandığı için 2005 yılında restorasyona alındı. 157 yıllık tarihi bina, 24 Kasım Öğretmenler Günü'nde yenilenmiş yüzüyle öğretmenevi ve kültür merkezi olarak kullanılmak üzere yeniden hizmete açılacak. Kasrın açılışına 'Hababam Sınıfı'nda rol alan oyuncuların da katılması bekleniyor.
Validebağ Öğretmenevi Müdürü Meral Veziroğlu, öğretmenevi ve kültür merkezi olarak hizmet verecek tarihi yapının, restorasyon çalışması nedeniyle bir süre kapalı tutulduğunu söyledi. Onarımı biten tarihi yapının 24 Kasım Öğretmenler Günü'nde İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu ve Milli Eğitim Müdürü Muammer Yıldız'ın vereceği resepsiyonla halka tanıtılacağını anlatan Veziroğlu, "Uzun zamandır onarım nedeniyle öğretmenlerin özlem ve merakla beklediği tarihi bina, öğretmenevi ve kültür merkezi olarak konuklarını ağırlayacak" dedi.
Misafirlerini bekliyor
2. Mahmut'un kızı Adile Sultan adına 1853 yılında yaptırılan kasrın 1916 yılından bu yana eğitim amaçlı kullanıldığını söyleyen Veziroğlu, şöyle konuştu: "1916 yılında Marif Vekaletine tahsis edilen tarihi bina, o yıllarda yetim kız ve erkek çocukların okulu olmuş. Bina, 1926'da da eğitimcilere hizmet etmek üzere Milli Eğitim Bakanlığına tahsis edilerek 'Validebağ Prevantoryumu' adıyla uzun yıllar öğretmen ve öğrencilerin verem öncesi tedavileri için kullanılmış. 1975 yılında Türk sinemasının efsanelerinden Hababam Sınıfı'nın çekimlerinde kullanılarak Türk sinemasına önemli bir hizmette bulunan bina, o günden sonra güzelliğiyle herkesin aklında yer etti. Tarihi bina, 2005 yılından itibaren kapsamlı bir onarıma alındı."
24 Kasım itibarıyla tarihi binanın eşsiz güzelliğiyle halkın hizmetine sunulacağını bildiren Veziroğlu, "Eğitim camiasının gönlünde yer etmiş özel bir yer olan, Üsküdar ile Kadıköy ilçelerinin birleştiği Altunizade ile Koşuyolu arasında geniş bir bahçe içinde yer alan Adile Sultan Kasrı'nın bulunduğu Validebağ bahçesi uzun yürüyüşler yapmak, temiz hava solumak isteyenleri misafir etmeyi bekliyor. Burada anıt ağaçlar arasında İstanbul'un karmaşasından uzak, aile, arkadaş ve dostlarınızla çayınızı yudumlarken bir taraftan da kuşların sesini dinleyebilirsiniz" diye konuştu.
Kaynak: Haber Türk
F@tih Projesi için İmzalar Atıldı
23.11.2010
"Fırsatları Artırma ve Teknolojiyi İyileştirme Hareketi", kısa adıyla F@tih Projesi’nin imza töreni Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu ve Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım'ın katılımıyla gerçekleştirildi.
Fatih Projesi imza töreninde konuşan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, on yıllar boyunca hükümetlerin, milli eğitime “idare edilmesi gereken bir hadise” olarak baktıklarını ve sadece “idare etmekle yetindiklerini” söyledi. Hatta “Okullar olmasa milli eğitimi idare etmek ne kadar kolaydı” şeklinde bir nükte ortaya çıktığını anımsatan Başbakan Erdoğan; “Bizde müfredatın tartışma konusu olduğunu göremezsiniz ya da çok nadir şahit olursunuz. Eğitim metotları, eğitim teknolojileri, eğitimde fırsat eşitliği, imkanlar konuşulmaz. Varsa yoksa şekil konuşulur, varsa yoksa şekil tartışılır. Öğrencinin neyi öğrendiği, neyi öğrenemediğinden ziyade, ne giydiği, ne okuduğu, hangi okulu tercih ettiği ya da etmesi gerektiği gündemi işgal eder. Dikkatinizi çekiyorum; 2002 öncesinde eğitim sistemi çok ciddi şekilde tartışma konusuydu. Gündemden hiç düşmedi. Ama hiç kimse çıkıp, 85 öğrenciye bir bilgisayar düşmesini sorgulamadı. 60-70 kişilik, 120 kişilik sınıfları sorgulamadı. Okulsuzluğu, öğretmensizliği, eğitim kalitesini sorgulamadı. Avrupa ülkelerindeki çocuklar sınıflarında, okullarında bilgisayarla, internet aracılığıyla eğitim görürken, akıllı tahtalar kullanırken, okul eğitimini bırakınız, yaşam boyu eğitimi tartışırken; bizde meslek liseleri, üniversite öğrencilerinin kılık kıyafeti, zorunlu eğitimin süresi konuşuldu. Bununla kaybettik biz yıllarımızı. Şimdi biz bu kaybolan yılları geri almak istiyoruz. Onun için ciddi bir heyecana, gayrete ihtiyacımız var” dedi.
Türkiye'de de dünyada da en az bir yabancı dil bilmeyen, bilgisayar kullanamayan kişilerin iş bulmasının neredeyse imkansız hale geldiğini anımsatan Başbakan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: "Biz hükümet olarak, 'işte bu vebali taşıyamayız' dedik. Şimdi bunun üzerine gidiyoruz. Yakında bu konuda çok önemli adımları da inşallah atacağız. Zira çocukların gözündeki umut ışığını körelten, genç nesillerin geleceğini karartan bir anlayışın yanında yöresinde asla yer alamayız. Etkisi, sonuçları, orta ve uzun vadede görülecek diye eğitimi kendi haline bırakamayız. 'İdare-i maslahata başvurmayız' dedik. Eğitimde Cumhuriyet tarihimizin köklü reformlarını, en büyük yatırımlarını gerçekleştirdik. 2005 yılından itibaren milli eğitime bütçeden ayrılan payı diğer tüm kalemlerin üstüne çıkardık.''
Fatih Projesi Protokolü imzalanmadan önce konuşma yapan Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu, projenin Türkiye'ye bilgi toplumuna ulaşma konusunda büyük güç kazandıracağını belirtti. Başbakan Erdoğan'ın “Eğitime yapılan her yatırımı Türkiye'nin aydınlık geleceğine yapılan bir yatırım” olarak değerlendirdiğini ve buna yönelik önemli çalışmaların yapıldığını dile getiren Bakan Çubukçu, bu dönemde bütçeden en fazla payın eğitime ayrıldığını söyledi. Bu durumun yeni nesillere verilen önemi gösterdiğine işaret eden Bakan Çubukçu, Fatih Projesi'yle okulların bilişim teknolojileri laboratuvarlarındaki bilgisayar, internet bağlantısı ve teknolojik donanımın daha ileri bir aşamaya taşınacağını ifade etti.
Ortaöğretimde başlayan, 3 yıl içinde okulöncesi eğitime inmesi planlanan projeyle, eğitimde fırsat eşitliği ve kalitenin artırılmasının amaçlandığını belirten Bakan Çubukçu, projeyi “adından çok söz ettirici, örnek bir proje” olarak nitelendirdi. Günümüz şartlarında eleştirel düşünce, etkin problem çözme yeteneği, bilgisayar okuryazarlığı gibi özelliklere sahip olmayanların diplomalarının çok fazla bir önem taşımadığını kaydeden Bakan Çubukçu, “Fatih Projesi'nin, bir anlamda eğitimde bir çağı kapatıp bir çağı açacağına, gençleri teknolojiyle, bilgiyle, dünyayla buluşturacağına inanıyorum. Ana hedefimiz olan Cumhuriyetimizin 100. yılında istikrarı, bölgesel ve küresel ölçekte ekonomiye sahip lider Türkiye'nin nitelikli, donanımlı bireylerinin yetiştirilmesinde, eğitim ortamlarının iyileştirilmesinin sağlanmasında yeni bir adımı daha arkada bırakıyoruz” dedi. Çocukların çağın gerektirdiği donanıma, bilgi ve beceriye sahip olmasını, yaratıcı, üretken ve bilgiyi hayatlarında kullanan bireyler olarak yetiştirilmesini amaçladıklarını anlatan Bakan Çubukçu, teknolojide hızlı bir değişim olduğunu, bu değişimi yakalayabilen toplumların bilgi toplumu olabileceğini söyledi.
Bakanlık olarak Türkiye'nin bilgi toplumuna dönüştürülmesi için yoğun çalışma yürüttüklerini vurgulayan Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu, bu konudaki en büyük gücün genç insan kaynağı olduğunu belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü: "Amacımız, dinamik ve genç insan kaynağımızı çağın gerektirdiği teknolojik donanıma sahip, soran, sorgulayan, geleceği şekillendiren nesiller olarak yetiştirmektir. Tüm okulları bilgisayar ile donattık, bilişim teknoloji sınıflarını kurduk. 2002'de 85 öğrenciye bir bilgisayar düşerken 2010'da 15 öğrenciye bir bilgisayar düşüyor. 2003'te çok az okulda, sınırlı internet erişimi varken, bugün ilköğretimde okulların yüzde 96'sında, orta öğretimde de yüzde 100'ünde internet erişimini sağladık. Okullarımızın tamamını her türlü bilişim teknolojisi araçlarıyla donatmak istiyoruz. Amacımız, Türkiye'nin her yerinde öğrencilerin sosyoekonomik durumu ve şartları ne olursa olsun, bilişim teknolojisi olanaklarından yararlanmasıdır.”
Fatih Projesi'nin tüm öğrencileri kucaklayacağını, bilgiye çok daha hızlı ulaşmalarını sağlayacağını belirten Bakan Çubukçu, proje sayesinde öğretmenlerin çok daha zengin bir ortamda ders yapabileceğine işaret etti. Projenin öğretmen ve öğrencilerin motivasyonlarının artmasına olumlu katkı sağlayacağını da vurgulayan Bakan Çubukçu, proje kapsamında donanım altyapısının iyileştirileceğini, eğitsel e-içeriğin sağlanacağını, öğretim programlarının bilişim teknolojisini içerecek hale getirileceğini, öğretmenlerin hizmet içi eğitiminin, bilinçli, güvenli ve izlenebilir bilişim teknolojisi kullanımının sağlanacağını söyledi. Bakan Çubukçu, 40 bin okula projeyle ilgili cihazların kurulacağını, her dersliğe geniş bant internet erişim ağı sağlanarak okullara yeni bir internet omurgası yükleneceğini belirtti.
Bakan Çubukçu, ayrıca okullara akıllı tahta ve çok amaçlı ağ yazıcısı kurulacağını da açıkladı. “Teknolojinin eğitimde kullanımı ne kadar gelişirse gelişsin, eğitimin ana unsuru öğretmenlerimizdir” diyen Bakan Çubukçu, öğretmenlerin etkin olmadığı bir eğitim sisteminin başarılı olamayacağını vurguladı. Fatih Projesi'nin bileşenlerinden birinin öğretmenlerin hizmet içi eğitimi olduğunu hatırlatan Bakan Çubukçu, okullarda görev yapan 608 bin öğretmenin yüzyüze ve uzaktan eğitimle sisteme, eğitim içi hizmete hazır hale getirileceğini söyledi. Bakan Çubukçu, projeyle öğretmenlerin Türkiye'nin her yanında aynı teknolojik altyapıyı kullanabileceğini anlatarak, “Projenin sonunda öğretmen eğitimine yönelik Türkiye'nin her ilinde en az bir hizmet içi eğitim sınıfı kurulmuş olacak, bu yöntemle mekan ve zaman konusunda da ayrıca tasarruf yapmış olacağız” dedi. İnternetin güvenli kullanımının en az bilgi kadar önemli olduğuna işaret eden Bakan Çubukçu, Fatih Projesi'yle öğrencileri her türlü zararlı içerikten korumak ve istismarı önlemek için gerekli altyapının oluşturulacağını da belirtti. Bakan Çubukçu, projenin 3 yılda bitirilmesinin hedeflendiğini, proje kapsamında projeksiyon cihazları, 38 bin 688 çok amaçlı fotokopi makinesi ve akıllı tahtaların 40 bin okula dağıtılacağını ifade etti.
Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım da yaptığı konuşmada, Milli Eğitim Bakanlığı'nın çalışmalarına kendilerinin de Evrensel Hizmet Fonu kaynaklarıyla katkı sağladıklarını belirtti. Bakan Yıldırım, tüm okullarda bilgi teknolojileri sınıfı kurulduğunu ve kütüphanelere, kışlalara, havaalanı ve otobüs terminallerine kamu internet erişim merkezi kurduklarını, ayrıca e-Devlet Projesini başlattıklarını anımsattı. Bakan Yıldırım, “Bugün artık okulların hemen hemen tamamında bilgisayar sınıfları bulunuyor, ayrıca bin 500 okulda bilgisayar destekli fen laboratuvarı, 18 bin 500 okulda yazarlık yazılım programı, 12 bin okulda da geniş bant internet erişimi bulunuyor” dedi. Bakan Yıldırım şöyle devam etti; “Bu protokolle birlikte yaklaşık 1,5 milyar TL'ye malolacak Akıllı Sınıf Projeleri’ni başlatmış oluyoruz. Böylece artık öğretmenlerimiz ve öğrencilerimiz tebeşir tozu yutmaktan kurtulmuş olacak. İnteraktif bir eğitim öğretim sürecini okullarımızda başlatmış olacağız. Proje, dört yıl gibi bir sürede tamamlanmış olacak, böylece tüm okullarımız akıllı sınıflara sahip olacak." Sekiz yılda çevirmeli internetten geniş bant internete geçildiğini vurgulayan Bakan Yıldırım, bilgi iletişimde Avrupa beşincisi olunduğunu ifade etti. Bakan Yıldırım, eğitime yapılan yatırımın “taşa, toprağa” yapılan yatırımlar gibi olmadığını, etkisinin nesilden nesile ulaştığını dile getirdi.
Konuşmaların ardından, Fatih Projesi’nin uygulanmaya başlandığı Sincan İl Genel Meclisi İlköğretim Okulu ile telekonferans bağlantısı yapıldı. Canlı yayında Milli Eğitim Bakanlığı Müsteşarı Esengül Civelek, öğretmenler ve öğrenciler duygu ve düşüncelerini dile getirdiler. Başbakan Erdoğan ise hayırlı olsun dileklerini iletti.
Fatih Projesi ile bilişim teknolojisi araçlarıyla birlikte internetin de bilinçli ve güvenli kullanımını sağlamak için mevzuat düzenlemesi de yapılacak. Milli Eğitim Bakanlığı’nca yürütülecek ve Ulaştırma Bakanlığı’nca desteklenecek projenin ilk yılında ortaöğretim, ikinci yılında ilköğretim ikinci kademe, üçüncü yılında ilköğretim birinci kademe ve okulöncesi kurumlarında bilişim teknolojisi donanım altyapısı, e-içerik, öğretim programı, hizmet içi eğitim ve bilinçli güvenli internet kullanımı aşamalarının tamamlanması amaçlanıyor.
Kaynak: MEB
Öğretmenlerin 'Öğrenci Sevgisi' Ölçüldü
23.11.2010
Ankara’da ilköğretim okullarında görevli 828 öğretmen üzerinde yapılan araştırma, orta yaş grubundakilerin, evli olanların ve sınıf öğretmenlerinin çocuk sevgisinin daha yüksek olduğunu ortaya çıkardı.
Ankara Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Sosyal Hizmet Bölümünden Prof. Dr. Veli Duyan ile Hacettepe Üniversitesi Eğitim Fakültesinden Prof. Dr. Selahattin Gelbal, "İlköğretim öğretmenlerinin çocuk sevme durumlarına etki eden değişkenlerin incelenmesi" konulu bir çalışma yaptı. İlköğretim öğretmenlerinin bazı sosyo-demografik özellikleri ve eğitim yaşamına ilişkin özellikleri ile çocuk sevme durumu arasındaki ilişkiyi incelemeyi amaçlayan araştırmaya, Ankara’da görevli yüzde 43’ü sınıf, yüzde 57’si branş, yüzde 53’ü kadın, yüzde 47’si erkek 828 öğretmen katıldı.
Araştırmanın amacı doğrultusunda hazırlanan soru kağıdı ve insanların çocuklara yönelik tutumlarını ölçmek amacıyla geliştirilen "Barnett Çocuk Sevme Ölçeği"nin kullanıldığı araştırmada, ölçeğe göre alınan puanın yüksekliğinin sevme düzeyinin fazlalığını gösterdiği belirtildi.
"Orta yaşlardaki öğretmenlerin tahammül sınırı yüksek"
Araştırma sonuçlarına göre, kadın ve erkek öğretmenlerin çocuk sevme durumu bakımından aralarında fark bulunmadığı saptandı.
Yaş durumuna göre, 41-45 yaş grubundaki öğretmenlerin çocuk sevme puanlarının en yüksek, 20-25 yaş grubundakilerin en düşük olduğunun tespit edildiği araştırmada, şu değerlendirmelerde bulunuldu: "Orta yaş döneminde, benliğin en önemli işlevi üretme, yaratma ve üretilen, yaratılan nesnelere sevgiyle bağlanmadır. Ayrıca öğretmenlerin yaşları ilerledikçe olaylara bakış açıları, dayanma, tahammül etme düzeyleri de artıyor olabilir. Yaşın ilerlemesiyle öğretmenler, öğrencilerin yaptıkları gürültü, yaramazlık, ilginç sorular, anlamsız ve yersiz konuşmaları olağan görmeye başlayabilir.
20-25 yaş grubunda bulunanların ise karşı cinsten, sevilen bir eşle güven duygusunun paylaşılabilmesi, iş, üreme, eğlence alanlarında düzen kurulabilmesi ve yeni yetişecek kuşaklara birlikte yeterli gelişme olanaklarının sağlanabilmesi gibi gelişimsel görevleri yerine getirmesi beklenmektedir. Sonuç olarak, sevme puanlarının bu şekilde olması, gelişimsel bakış açısıyla uyumludur."
"Evli öğretmenler çocukları daha çok seviyor"
Evli öğretmenlerin çocuk sevme puanlarının yüksek, bekar ve dul öğretmenlerin düşük olduğunun saptandığı araştırmada, genel olarak, evlilerin çocuk sahibi olmaları ya da buna sıcak bakmaları nedeniyle çocukları daha çok sevebileceği, ayrıca sınıftaki öğrencilerle kendi çocukları arasında bağlantı kurmalarının sevgilerini artırıcı etmen olabileceği belirtildi.
Çocuk sahibi olan ve olmayan öğretmenlerin çocuk sevme durumu bakımından aralarında fark bulunduğunun belirlendiği araştırmada, çocuk sahibi olmanın çocuk sevgisinde belirleyici etmen olabileceği değerlendirmesinde bulunuldu. Sahip olunan çocuk sayısı ile çocuk sevme durumu arasında ise ilişki olmadığı tespit edildi.
"Ergenlik ve otorite çatışması"
Sınıf ve branş öğretmenlerinin arasında, çocuk sevme durumu bakımından fark olduğunun tespit edildiği araştırmada, sınıf öğretmenlerinin branş öğretmenlerine göre daha fazla çocuk sevgisi taşıdığı görüldü.
Sınıf öğretmenlerinin ilgi alanına giren çocukların yaş gruplarının daha küçük olması, aldıkları eğitimin farklı ve çocuklarla geçirdikleri zamanın fazla olması, her gün yalnızca kendi sınıflarındaki öğrencileri görmelerinin bunda etkili olduğu ifade edildi.
Ergenlik dönemindeki çocukların ise gelişimsel özellikleri nedeniyle sürekli kendini kabul ettirme, branş öğretmeninin de otoritesini koruma çabasında olduğuna dikkat çekilen araştırmada, bu nedenle kimi gerginliklerin ortaya çıkmasının branş öğretmenlerinin çocukları sevme durumuna olumsuz etki etmiş olabileceği belirtildi.
"Öğrenci sayısı azaldıkça öğretmenin sevgisi artıyor"
Öğretmenlerin hizmet süresine göre çocuk sevme puanları arasında fark bulunmadığının belirlendiği araştırmada, çocukları sevip sevmeme durumunun öğretmenin yaşama bakışı ve kişilik özellikleriyle yakından ilişkili olduğu bildirildi.
Sınıftaki öğrenci sayısı azaldıkça öğretmenlerin çocuk sevme puanlarının arttığının saptandığı araştırmada, öğrenci sayısı arttıkça öğretmenin sınıfta çocuklara tek tek ayıracağı zamanın ve göstereceği ilginin azaldığı kaydedildi.
Araştırmada, çocuk kitapları okuyan ve çocuklarla ilgili haber takip eden öğretmenlerin çocuk sevme ölçeğinden aldıkları puanın yüksek olduğu tespit edildi.
Bununla ilgili değerlendirmede ise "çocuk kitabı okuyan öğretmenlerin, onları daha iyi anlayabilme, dünyalarını keşfetme olasılığının daha yüksek olduğuna" ve "insanların bilmedikleri, tanımadıkları şeyleri daha az sevdiğine" dikkat çekildi.
"Çocuk oyunu bilenlerin puanları yüksek"
Çocuk oyunlarını bilen öğretmenlerin çocukları daha çok sevdiğini ortaya koyan araştırmada, bilinen oyun sayısıyla birlikte öğretmenlerin çocuk sevme puanlarının da arttığı tespit edildi.
Çocuk oyunlarını bilen öğretmenlerin, onların nelerden hoşlandığını kavrayabildiği, öğrencilerin de bu tür öğretmenleri daha çok sevmesinin, öğretmenin daha fazla doyum sağlamasına katkı sağladığı ifade edildi.
Araştırmada, çocuklara hizmet veren kurum ve kuruluşlarda gönüllü çalışan öğretmenlerin çocuk sevme ölçeğinden aldıkları puan ortalamasının da yüksek olduğu belirlendi.
Araştırmacılar, sonuç bölümünde, herhangi bir eğitim programının başarısı konusundaki anahtar unsurlardan birinin öğretmen olduğuna dikkati çekti.
Öğretmenin sahip olduğu bilgi, beceri ve değer temelinde çocukları sevmenin özel ve çok önemli yeri bulunduğuna işaret eden araştırmacılar, öğretmenlerin olumlu özelliklerinin desteklenmesi, geliştirilmesi ve çocukların dünyalarını daha iyi anlamaları bakımından "çocuk kitapları okumaları, onlarla ilgili haberleri takip etmeleri, oyunlarını öğrenmeleri ve çocuklara hizmet veren kurum ve kuruluşlarda gönüllü çalışmalarının uygun olabileceği" vurguladı.
Kaynak: Milliyet
Sınıflar 'Akıllı' Olacak
22.11.2010
Milli Eğitim Bakanlığı’nın, Türk eğitiminde devrim yaratacak nitelikteki yeni projesiyle, her sınıfta internet bağlantılı dizüstü bilgisayar ile elektronik projeksiyonlar olacak. Öğrenciler evlerinde de okulun bilgisayar ağına bağlanarak ödevlerini güncelleyebilecek...
Eğitim ve öğretimde niteliği artırmak ve fırsat eşitliğini sağlamak amacıyla geliştirilen “Fırsatları Artırma ve Teknolojiyi İyileştirme Hareketi (F@tih) Projesi”nde sona gelindi. Üzerinde uzun süredir çalışılan ve eğitimde reform sayılacak köklü değişiklikler içeren projenin tanıtımı, Pazartesi günü Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu ve Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım’ın katılımıyla gerçekleştirilecek. Milli Eğitim Bakanlığı Eğitim Teknolojileri (EĞİTEK) Genel Müdürü Mahmut Tuncer, projenin, teknolojik gelişmeleri eğitime yansıtacak bir proje olduğunu belirterek, tüm öğrencilere aynı imkanı sunmayı istediklerini, eşitliği sağlamak amacıyla proje kapsamında okullarda teknolojiyi kullanacaklarını söyledi.
Tüm okulları kapsayacak!
Projenin ülke genelinde tüm okullarda uygulanacağını kaydeden Tuncer, bilişim teknolojisi araçlarının öğrenme-öğretme sürecinde daha fazla duyu organına hitap edilecek şekilde etkin kullanımı için, okulöncesi, ilköğretim ile ortaöğretim okullarındaki 570 bin dersliğe dizüstü bilgisayar, projeksiyon cihazı ve internet altyapısı sağlanacağını söyledi.
Tuncer, şöyle devam etti: “Proje kapsamında artık okullarda bilgisayar sınıfı olmayacak. Her sınıfta bir bilgisayar olacak. Her sınıfta internet olacak. Her sınıfta projeksiyon cihazı bulunacak. Sadece şehir merkezleri değil, köy okullarında da uygulanacak olan proje, kademeli olarak üç yıl içinde tamamlanacak. Öğretmenlerin hizmet içi eğitimi, donanım ve yazılım altyapısının tamamlanması da projenin amaçları arasında bulunuyor.”
Sınıflar ‘akıllı’ olacak!
Proje kapsamında her okulda akıllı tahta bulunacağını söyleyen Tuncer, getirilecek yenilikleri şöyle sıraladı: “Akıllı e-kitaplar kullanılacak. Her okula en az bir adet çok amaçlı fotokopi makinesi, doküman kamera ile mikroskop kameranın bulunduğu akıllı sınıf oluşturulacak.
Öğretim programlarında yer alan ders içerikleri için öğrenme nesneleri hazırlanacak ve e-kitap formatında elektronik ortama aktarılacak. Bu e-içeriklere öğretmenler ve öğrenciler web tabanlı ortamlarda hem çevrimiçi hem de çevrimdışı biçimde ulaşabilecek. Öğretim programlarının BT içerecek hale getirilmesi proje bileşeni kapsamında, öğretmen kılavuzlarının programları okullarımızın dersliklerine sağlanan donanım altyapısının ve eğitsel e-içeriğin etkin kullanımını kapsayacak şekilde yinelenmesini içermektedir.”
Proje 3 yılda tamamlanacak
Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yürütülecek olan projenin Ulaştırma Bakanlığı tarafından üç yılda tamamlanacağını söyleyen Tuncer, “Birinci yıl ortaöğretim okulları, ikinci yıl ilköğretim ikinci kademe, üçüncü yıl ilköğretim birinci kademe ve okulöncesi kurumlarının BT donanım altyapısı, e-içerik, öğretim programı, hizmetiçi eğitim ve bilinçli güvenli internet kullanımı aşamalarının tamamlanması amaçlanmaktadır” dedi. Tuncer, okullarda görev yapan yaklaşık 600 bin öğretmenin sınıflara sağlanan donanım altyapısını etkin bir şekilde kullanabilmeleri için eğitileceğini de söyledi.
Bu yıl okulların yüzde 40’ında uygulanacak
Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu, F@tih Projesi ile ilgili yaptığı açıklamada, “Bu yıl itibarıyla okullarımızın yüzde 40’ında uygulamayı hedefliyoruz" demişti.
Kaynak: Gazete Vatan
KPSS Eğitim Bilimleri Sınavı Sonuçları Açıklandı!
12.11.2010
10 Temmuz’da yapılan KPSS Eğitim Bilimleri Sınavı iptal edilmiş ve 31 Ekim’de yeniden yapılmıştı. Ve 31 Ekim KPSS sonuçları açıklandı.
Sınavı düzenleyen Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi (ÖSYM), sınav sonuçlarını değerlendirme çalışmasını tamamlandı.
31 Ekim 2010 KPSS Eğitim Bilimleri Sınavı sonuçları için tıklayınız.
Kaynak: Hurriyetport
Beden Eğitimi Yerine Spor, Sanat ve Kültür Dersi
12.11.2010
Devlet Bakanı Faruk Özak, Beden Eğitimi dersinin kaldırılacağını açıkladı. Bu dersin yerine spor, kültür ve sanat dersi getirilecek.
Hükümet, sporda şiddetin önlenmesi için önemli bir adım atma hazırlığında. Devlet Bakanı Faruk Özak, Bakanlar Kurulunda imza aşamasında olan tasarıyla ilgili bilgi verdi. Buna göre, maçlarda olay çıkaranların doğrudan sevk edileceği bir mahkeme kurulacak. Mahkeme bu kişilerin maçlara gitmesini engelleyebilecek.
Müfredata göre haftada 45 dakika verilen Beden Eğitimi dersinde de değişiklik yapılacak. Bu dersin yerine, haftada beş saatlik Spor, Sanat ve Kültür dersi konulacak.
Kaynak: NTVMSNBC
Öğretmenler Günü Sürprizi!
05.11.2010
18. Milli Eğitim Şûrası Genel Kurulunda 24 Kasım Öğretmenler Günü'nün kutlandığı ay öğretmenlere birer maaş ikramiye verilmesi ve ek ders saat ücretinin 12 TL'ye çıkarılması önerisi benimsendi.
"Eğitimde 2023 Vizyonu"nun tartışıldığı 18. Milli Eğitim Şûrasında çeşitli konuları ele alan beş komisyon çalışmalarını tamamladı ve bu komisyonlarda kabul edilen kararların görüşüleceği Genel Kurul toplantısına geçildi. Çalışmalarına Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu'nun başkanlık yaptığı Genel Kurulda ilk olarak, "Öğretmenin Yetiştirilmesi, İstihdamı ve Mesleki Gelişimi"ni ele alan komisyonun kararları üzerinde, şûra üyeleri görüşlerini dile getirdi.
Öğretmenler Günü için bir maaş ikramiye
Genel Kurulda, öğretmenlere her yıl 24 Kasım Öğretmenler Günü'nde bir maaş ikramiye ödenmesi, ek ders ücretinin, saat ücretinin 6-7 liradan 12 liraya yükseltilmesi önerileri kabul edildi. Milli Eğitim Bakanı Çubukçu'nun, önerileri oylatırken bu maddelerin herkes tarafından kabul görmesi üzerine, "Anlaşılan, maddi konularda bir mutabakat var" diye espri yapması üzerine salonda gülüşmeler oldu.
Sözleşmeli öğretmenlik ile ilgili komisyon önerisi olarak Genel Kurula iletilen "Öğretmenlerin istihdamında kullanılan 'kadrolu', 'sözleşmeli', 'ücretli' gibi farklı uygulamaların kaldırılarak tek tip istihdam modeline geçilmesi, bir perspektif plan çerçevesinde eğitim personelinin performansa dayalı, özendirici yöntemlerle ve isteğe bağlı olarak sözleşmeli hale geçirilmesi için çalışmalar yapılması" kararı, özellikle sendika temsilcilerinin tepkileri üzerine rapordan çıkarıldı.
5 yılda bir test önerisi kabul edilmedi
Komisyon kararı olarak Genel Kurula gelen maddelerden biri olan "Öğretmen olarak atanacakların uzmanlık alanları da dikkate alınmak suretiyle, öğretmenlik yapmalarını engelleyecek nitelikte fiziksel ve ruhsal rahatsızlıkları olup olmadığının, ilgili fakülteye kayıt olmadan önce ve atama öncesinde detaylı bir şekilde tetkik edilmesi ve mesleğe atandıktan sonra her 5 yılda bir psikoteknik testten geçirilmesi" önerisi de "öğretmenlik mesleğinin saygınlığını yitireceği" gerekçesiyle kabul edilmedi.
Genel Kurulda, "Ortaöğretim alan öğretmeni ihtiyacının öncelikle eğitim fakültesi ortaöğretim alan öğretmenliği programları mezunlarından karşılanması ve bu programların 5 yıllık öğretim süresinin 4 yıla indirilmesi, öğretmen atamalarının zorunlu durumlar dışında yılda bir kez eğitim öğretim dönemi sonunda yapılması ve emeklilik işlemlerinin atama döneminden önce tamamlanarak atama dönemine kadar boş kadroların net bir şekilde belirlenmesi, bu işlemlerin standartlaştırılması, aday öğretmenlerin tek başına derse girmemesi ve tek öğretmen olarak bir okula atanmaması, öğretmenlik sınavında adaylara öğretmenlik meslek ve genel yetenek sorularının yanı sıra özel alan bilgisi soruları da yöneltilmesi" kararları benimsendi.
Resimler çatık kaşlı olmasın
"Eğitim Ortamları, Kurum Kültürü ve Okul Liderliği" komisyonun raporu oylanırken de tartışmalar yaşandı. Kilis Üniversitesi öğretim üyesi Yard. Doç. Dr. Mustafa Cinoğlu'nun, "Okullarda Atatürk, Türk büyükleri gibi resimlerin çatık kaşlı yerine, güleryüzlü resimlerden seçilmesini, bu resimlerin küçük yaştaki öğrencilere örnek olmasını istiyoruz. Hatta bu salondaki Atatürk resmine bakın, güleryüzlü değil" sözleri katılımcılar tarafından da onaylanırken, Cinoğlu'nun, "okullara askeri anlayışın yansıtılmamasını" savunan görüşü, salonda katılımcıların çoğunluğunun "Bu konunun ne alakası var şimdi" şeklinde tepkilerine neden oldu. Bunun üzerine Çubukçu araya girerek, "Lütfen kürsüye müdahale etmeyin. Burayı ben yönetiyorum" dedi. Cinoğlu, konuşmasını protesto alkışlarıyla tamamladı.
Bu komisyonun raporunda yer alan "okullardaki güvenlik sorunlarını çözebilmek için eğitimden geçirilmiş güvenlik görevlileri istihdam edilmesi, okullara büyüklüklerine göre bütçe verilmesi, güçlü okul kültürleri geliştirebilmek için okulların kendine özgü sembolleri (logolar, amblemler, rozetler, marşlar, kahramanlar, hikayeler, gazeteler, tablolar, sloganlar, üniformalar vb.) oluşturularak okulun ortak kültürel değerleri güçlendirilmeli" konularında görüş birliğine varıldı.
Kaynak: Radikal
Zorunlu Eğitimde 1+4+4+4 Dönemi
05.11.2010
18’inci Milli Eğitim Şûrası Genel Kurulunda zorunlu eğitim uygulamasının 1+4+4+4 şeklinde 13 yıla çıkarılması önergesi, oybirliği ile kabul edildi.
Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu’nun da katıldığı 18’inci Milli Eğitim Şûrası, çeşitli konularda ele alınan komisyon kararlarının görüşüldüğü Genel Kurul toplantısına bugün de devam edildi. Genel Kurulda, Eğitim-Bir-Sen Genel Başkanı Ahmet Gündoğdu’nun, zorunlu eğitimin 1+4+4+4 olmak üzere 13 yıl olarak düzenlenmesi teklifi kabul edildi.
Komisyon kararı olarak, Genel Kurula gelen maddelerden biri olan "Gelişim özellikleri bakımından farklı düzeylerdeki öğrencilerin bir arada bulunmasının ortaya çıkardığı pedagojik sorunların ortadan kaldırılması için ilköğretim okullarında sekiz yıllık zorunlu eğitimin, öğrencilerin yaş ve gelişim özellikleri dikkate alınarak kademelendirilmesi, fiziksel mekanların bu kademelere göre öğrencilerin ayrı alanlarda eğitim görmelerini sağlayacak biçimde bölümlendirilmesi, okulların öğrenme alanları olmanın yanında, bir kültür merkezi ve yaşam alanları olarak düzenlenmesi" önerisi, Eğitim-Bir-Sen Genel Başkanı Ahmet Gündoğdu’nun teklif ettiği önergeyle değiştirildi.
Gündoğdu, ikinci maddenin "Eğitim süreleri 1 yıl okulöncesi eğitim, 4 yıl temel eğitim, 4 yıl yönlendirme ve ortaöğretime hazırlık eğitimi, 4 yıl ortaöğretim olmak üzere, zorunlu eğitim 13 yıl olacak" şeklinde düzenlenmesini önerdi. Bu önerge, kurulda oylanarak kabul edildi.
Gündoğdu’nun söz konusu önergesinin okunmasının ardından, Eğitim İş Genel Başkanı Yüksel Adıbelli, konunun kesintisiz eğitim noktasında çok önemli olduğunu belirterek, lehte ve aleyhte söz hakkı verilmesini talep etti. Adıbelli, "Neden olsun, neden olmasın? Bilimsel mi? Pedagojik mi? Kimse bunu söylemiyor" diyerek teklife tepki gösterdi.
Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu ise 60’a yakın genelge bulunduğuna dikkat çekerek, bu konuda yeni bir usul tartışması açılmamasını istedi. Salondaki herkesin, önergeyi okuyarak anlayabilecek durumda olduğunu söyleyen Çubukçu, ardından oylamaya geçti. Çubukçu, oylama sonucunda önergenin kabul edildiğini açıkladı.
Yabancı dil dersi dışındaki dersler Türkçe verilecek
"İlköğretim ve Ortaöğretimin Güçlendirilmesi, Ortaöğretime Erişimin Sağlanması" komisyonunda alınan kararlar da genel kurul toplantısında tartışıldı. Adana Milli Eğitim Müdürü Abdulgaffur Büyükfırat, yabancı dil eğitiminin başarısız olduğunu belirterek, yabancı dilde neden başarısız olunduğunun araştırılması gerektiğini ifade etti.
Kurulda söz alan Gaziantep Üniversitesi Eğitim Fakültesi Öğrencisi Zakir Elçiçek, "Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesinde çeşitli etnik gruplar var. Özellikle anadili farklı olan vatandaşlar var. Bunlar dikkate alınmadan eğitim verilmeye çalışılıyor. Bu da öğrenciler ve öğretmenler açısından sıkıntı doğuruyor. Bu anlamda bazı düzenlemelerin yapılmasını istiyorum" önerisinde bulundu. Elçiçek’in bu önerisi genel kurulda kabul edildi.
Demokrat Eğitimciler Sendikası Genel Başkanı Gürkan Avcı da, okullarda yabancı dil eğitimi konusuna değindi. Avcı, "Bizler Türkiye’de yabancı dilde eğitime hayır demeliyiz. Bütün gençlerimiz iki-üç dil bilsin ama bu, eğitim dili olarak kalsın diyorum. Okullarda Türkçe eğitim verilsin" diye konuştu. Yabancı dil dersi dışındaki derslerin Türkçe verilmesi önerisi kabul edildi.
Din dersi seçmeli olsun
Şûrada "İsteyen anne babaların çocuklarına seçmeli din eğitimi verilerek ahlaki ve manevi değerlerin korunması" görüşü kabul edildi. Değerler eğitimi kapsamında, "Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersinin ilköğretim ve ortaöğretimin tüm sınıflarında okutulması" önerisi reddedildi. "Anayasa’nın 24. maddesi gereğince, isteyen anne babaların çocuklarına seçmeli din eğitimi verilerek ahlaki ve manevi değerlerin korunması" önergesi kabul edilirken, "Ortaöğretimde din dersinin iki saate çıkartılması" önergesi kabul edilmedi.
Değerler eğitimi komisyonunda önerilen "Değerler eğitimi konusunda önemli işlev gören Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersinin çoğulcu bir anlayışla tüm öğretim kurumlarında daha etkin olarak okutulması" görüşü aynen benimsendi.
Şûra, yarın komisyon raporlarının genel değerlendirmesinin yapılmasıyla sona erecek.
Kaynak: Milliyet
Zorunlu Eğitim 13 Yıla mı Çıkarılacak?
03.11.2010
18. Milli Eğitim Şûrası'nda, zorunlu eğitim süresinin lise dahil 13 yıla çıkarılması, ortaöğretimde sınıf geçme yerine, ders geçme sistemi getirilerek okulu erken bitirme olanağı verilmesi, haftalık ders saatlerinin azaltılarak teneffüslerin süresinin uzatılması konuları komisyon kararı olarak benimsendi.
"İlköğretim ve Ortaöğretimin Güçlendirilmesi, Ortaöğretime Erişimin Sağlanması" konularını tartışan komisyon, raporunu tamamladı.
8 yıllık zorunlu eğitimin tartışıldığı komisyonda, "Gelişim özellikleri bakımından farklı düzeylerdeki öğrencilerin bir arada bulunmasının ortaya çıkardığı pedagojik sorunların ortadan kaldırılması için ilköğretim okullarında 8 yıllık zorunlu eğitim, öğrencilerin yaş ve gelişim özellikleri dikkate alınarak kademelendirilmeli. Fiziksel mekanlar bu kademelere göre öğrencilerin ayrı alanlarda eğitim görmelerini sağlayacak biçimde bölümlendirilmeli" önerisi kabul edildi.
Komisyon ayrıca, zorunlu eğitimin süresinin lise dahil 13 yıla çıkarılması kararını da aldı.
Komisyonda dün tartışılan "Milli Güvenlik dersi müfredatı yenilenmeli, derse branş öğretmenleri girmeli" önerisi, "Milli Güvenlik dersi müfredatının yenilenmesi ve derse öğretmenlerin girmesi için yasal düzenleme yapılması" şeklinde değiştirildi.
Komisyonda, öğrencileri sevindirecek bazı maddeler de kabul edildi. Bu çerçevede, ortaöğretimde haftalık ders saatlerinin azaltılması, teneffüs süresinin uzatılması, ortaöğretimde sınıf geçme yerine ders geçme sisteminin getirilerek okulu daha erken bitirmeye imkan sağlanması" gibi konularda görüş birliğine varıldı.
Kız öğrencilerin okullaşma oranlarının artırılmasının da tartışıldığı komisyonda "kız öğrencilerin ortaöğretime devamlarına ilişkin teşviklerin artırılması, yeni yatılı liseler açılması ve kız çocuklarının okula erişimi için pozitif ayrımcılık yapılması" benimsendi.
"Ortaöğretimde forma yerine, kıyafetin serbest olması" konusunun da tartışıldığı komisyonda, Milli Eğitim Bakanlığı'nın serbest kıyafet uygulaması yönünde bir çalışması bulunduğu belirtilerek, karar alınmasına gerek bulunmadığı ifade edildi.
Sözleşmeli öğretmenlik
"Öğretmenin Yetiştirilmesi, İstihdamı ve Mesleki Gelişimi" konulu komisyonda da sözleşmeli öğretmenlik uygulaması nedeniyle yapılan tartışma, gerginliğe yol açtı.
Komisyonda, öğretmen adaylarına yönelik Kamu Personeli Seçme Sınavı'nda veya bununla ilgili yapılacak sınavlarda, "Öğretmenlik mesleğiyle ilgili genel kültür sorularının yanında, mezun oldukları özel alanlarla ilgili sorular da yöneltilmesi" konusu karara bağlandı.
Komisyon ayrıca, "Öğretmenlerin istihdamında kullanılan 'kadrolu', 'sözleşmeli' ve 'ücretli' gibi farklı uygulamaların kaldırılarak tek bir istihdam modeline geçilmesi, bir perspektif plan çerçevesinde özendirici yöntemlerle personelin kademeli olarak sözleşmeli hale getirilmesi" maddesi de kabul edildi ve komisyon çalışması tamamlandı.
Tüm öğrencilere enstrüman
"Sanat ve Beceri" ile ilgili oluşturulan alt komisyonda da ilköğretim sonuna kadar her öğrencinin bir enstrüman çalması önerisi yapıldı. İlköğretimde resim ve müzik ders saatlerinin yeni öğretim yöntem ve teknikleri dikkate alınarak artırılmasının istendiği alt komisyonda, ders dışı eğitim faaliyetlerinin artırılması ve "Sanat İnsanı Yetiştirme Projesi" hazırlanarak uygulamaya konulması önerildi.
18. Milli Eğitim Şûrası'nın bir sonraki aşamasında Genel Kurul çalışmalarına geçilecek.
Kaynak: CNNTürk
Eğitim Kalitesinde Uçurum Nasıl Kapatılır?
08.11.2010
Dünyanın en iyi okullarından önemli dersler...
Hem okulda hem de hayattaki başarıyı etkileyen en önemli unsur, ailevi şartlar. Ebeveynleri bir meslek sahibi olan üç yaşındaki bir çocuk, fakir bir ailede doğmuş yaşıtlarına göre tam bir yıl ileride. Bu çocukların kelime dağarcığı iki kat daha geniş ve zeka testlerinde 40 puan fazla alıyorlar. On yaşında, aradaki fark üç yıla çıkıyor. O yaşa gelen fakir çocukların bir kısmı ise henüz temel düzeyde okuma yazma ve matematik becerisini kazanmamış oluyor, ki pek çoğu da asla kazanamayacak. 10 yaş, başarısızlığın telafisinin imkansız hale gelmeye başladığı bir dönem.
Bazı eğitim sistemlerinde bu uçurumu ortadan kaldırmanın yolu bulunmuş. Finlandiya'da her çocuğun mutlaka temel eğitimi tamamlaması ve sağlam bir standarda ulaşması sağlanıyor. Kendisine, yaşadığı şehirde okulu bitirmeyen öğrencilerin sayısı sorulan Finli bir ilçe yetkilisinin cevabı, "Dilerseniz size isim isim söyleyebilirim" oldu. Amerika'da KIPP (Knowledge Is Power Program - Bilgi Güçtür Programı) devlet okulları en yoksul ailelerin çocuklarını kaydediyor ve hemen hepsinin en azından liseden mezun olmasını sağlıyor. Bunların yüzde 80'i üniversiteye giriyor. Singapur son 20 yılda etnik azınlıklar arasındaki başarı uçurumunu yüzde 17'den yüzde 5'e düşürdü.
Bu başarı hikayelerinde dersler var. Birincisi, çocukları okula erken yollayın. Yüksek kalitede okulöncesi eğitim, çocuğun okul ve hayattaki başarısına eğitim sürecindeki başka bir adımdan daha fazla katkı sağlıyor. 1960'larda başlayan bir çalışmada yoksul ailelerden gelen iki grup çocuk izlendi. Bir gruba çok kaliteli bir okulöncesi eğitim alma şansı sağlandı; diğerlerininse böyle bir şansı yoktu. Otuz beş sene sonra, okulöncesi eğitim alan çocuklar daha fazla para kazanıyordu, daha iyi işlerde çalışıyorlardı, hapse girmiş ya da boşanmış olma ihtimalleri daha düşüktü ve evlilik dışı çocuğu olanlar daha azdı.
İkincisi, ortalama bir çocuk 18 yaşına kadar uyku dışı zamanının neredeyse yarısını okul dışında geçirir, bu zamanı göz ardı etmeyin. KIPP sistemindeki öğrenciler, ortalama bir Amerikalı öğrenciye göre okulda yüzde 60 daha fazla zaman geçiriyor. Okula daha erken geliyor, okuldan daha geç çıkıyor ve okula devamları daha düzenli; hatta iki haftada bir cumartesi günleri de okula gidiyorlar.
Üçüncüsü, öğretmenlerin çok iyi bir eğitim almasını sağlayın. ABD'deki araştırmalar en yetkin öğretmenlerin öğrencilerinin, en verimsiz öğretmenlerinkilere göre üç kat daha fazla öğrendiklerini ortaya koydu. Singapur'unki gibi sistemlerde, öğretmen seçimi konusunda seçici davranılıyor. Sistem, öğretmenin eğitimine ve eğitimin sürekliliğine kaynak ayırıyor, performansları düzenli değerlendiriliyor ve sadece en iyi performansı gösterenler ikramiye ve terfi ile ödüllendiriliyor.
Son olarak, her bir öğrenciye ayrı ilgi gösterilmesinin önemli olduğunu unutmayın. Finlandiya'da öğretmenler okulda zorluk yaşamaya başlayan çocuklarla birebir ilgileniyor. Kabaca, her üç öğrenciden biri, her yıl bir öğretmenden özel ders alıyor.
Mona Mourshed, Fenton Whelan (McKinsey danışmanları)
Kaynak: Newsweek Türkiye
Vitamin, ABD’de 100 bin Öğrenciye Ulaştı
03.11.2010
Türk Telekom bünyesindeki eğitim ve bilgi teknolojileri şirketi Sebit, internet tabanlı eğitim destek ürünüyle ABD pazarına Kızılderililerin anayurdu Arizona’dan girdi. Sebit Genel Müdürü Ahmet Eti, “Arizona’da Sebit LLC. şirketini kurduk. Vitamin’i, ABD versiyonu Adaptive Curriculum olarak piyasaya sunduk. Bu ürünle, bir yıl içinde 15 eyalette 100 bin öğrenciye ulaştık” dedi.
Türk Telekom’un iştiraki olan Sebit Eğitim ve Bilgi Teknolojileri şirketi, ABD pazarına, ilköğretim sınıflarındaki öğretmen ve öğrencilere yönelik hazırlanan, internet tabanlı eğitim destek ürünü Adaptive Curriculum ile Arizona eyaletinden girdi. Şirket, ABD’de son bir yılda 100 bin öğrenciye ulaştı.
Sebit Eğitim ve Bilgi Teknolojileri’nin kurucusu ve Genel Müdürü Ahmet Eti, “ABD’de başarılı olan, her yerde başarıyı yakalar. Biz de bu düşünceyle, eğitim ve bilgi teknolojileri şirketi Sebit’in ABD ayağını Arizona’da kurup, harekete geçtik” dedi.
40 Amerikalıya iş imkanı
ABD eğitim pazarına bir süre önce Kızılderililerin vatanı olarak bilinen Arizona’dan giren Sebit Eğitim ve Bilgi Teknolojileri, Arizona’nın başkenti Phoneix’de geçen hafta 1500 metrekarelik alanda yeni bir ofis açtı. ABD’de ticari faaliyetlerine bir yıl önce başlayan ve bugün 40’ı Amerikalı, 4’ü Türk olmak üzere toplam 44 kişinin çalıştığı Sebit LLC’nin yeni ofisi, Arizona Eyalet Üniversitesi’nin (ASU) bünyesindeki SkySong Teknopark’ta yer alıyor.
ASU Başkanından büyük destek
SkySong Teknopark’taki ofisin açılışına Arizona Eyalet Üniversitesi Başkanı Michael M. Crow, Scottsdale Belediye Başkanı W.J. Jim Lane, Sebit Eğitim ve Bilgi Teknolojileri AŞ Genel Müdürü Ahmet Eti, Adaptive Curriculum (Sebit LLC) CEO’su Jim Bowler, Oger Telecom Yönetim Kurulu Danışmanı Dr. Mabelle Sonnenschein ile çok sayıda davetli katıldı. Sebit Genel Müdürü Ahmet Eti, ABD pazarına girişlerinde ASU Başkanı Michael M. Crow’un büyük katkıları olduğunu söyledi. Eti, “ASU Başkanı Crow, kapıları ardına kadar açtı. Üniversite ile işbirliği böyle bir ürün için çok önemli” dedi.
İnanılmaz farklar yaratabilir
Adaptive Curriculum’un açılış töreninde konuşan Sebit Genel Müdürü Ahmet Eti, teknolojinin iyi kullanıldığında sınıfta inanılmaz farklar yaratabileceğine, öğrencileri üniversite ve kariyer fırsatlarını yakalayabilmeleri için çok daha iyi bir şekilde hazırlayabileceğine inandığını söyledi. Eti, şöyle devam etti: “Bu inancım, Sebit’i kurduğumuz zamanki inancımdan daha da güçlü. Arizona Eyalet Üniversitesi ile işbirliğimiz, Ar-Ge yoluyla elde ettiğimiz bilgileri ABD pazarına sunabilmemizi ve ülke çapındaki her sınıfta matematik ve fen bilgisi eğitimine destek olmak için her mahalle ve okula yardımcı olabilmemizi sağlıyor.”
2 milyon öğrenciye ulaşıyor
Adaptive Curriculum’un Türkiye’de bir milyon civarında öğretmen ve öğrencinin kullandığı Vitamin’in ABD’ye uyarlanmış versiyonu olduğunu belirten Eti, “Adaptive Curriculum, ABD’de bugün 15 eyalette okullara veriliyor. Yaklaşık 100 bin Amerikalı öğrenciye ulaştık. Bugün Vitamin, Avrupa ve Asya’daki birçok ülkede 2 milyondan fazla öğrenci tarafından kullanılıyor. İngilizce, İspanyolca, Türkçe ve Arapça sürümleri de bulunuyor” dedi.
Türk Telekom’un son 5 yılda yaptığı en iyi yatırım
Türk Telekom’un sahibi Oger Telecom’un Yönetim Kurulu Danışmanı Dr. Mabelle Sonnenschein, “Sebit’in, Türk Telekom’un son 5 yılda yaptığı en iyi yatırım olduğunu söyleyebilirim” dedi ve şunları söyledi: “Oger’in Türkiye’de ilk olarak inandığı şey, Türkiye’nin kendisi. Türk Telekom’a yatırım yaptığımızda da inanılmaz potansiyel gördük. Beş yıl sonunda Türk Telekom’un şimdi dünya çapında bir şirkete dönüştüğünü gördüğümüzde bu inancımız daha da arttı. Bu yüzden de Sebit’e inandık ve satın aldık.”
Eğitimde hedefimiz global lider olmak
Sebit Genel Müdürü Ahmet Eti, “Gerçek şu ki, geçtiğimiz on yıllarda en az değişikliğin yaşandığı alan, eğitim alanıdır” dedi. Eti, şözlerini şöyle sürdürdü: “Öğrencilere anlama yetilerini derinleştiren ve konuların daha fazla akıllarında kalmasını sağlayan interaktif ve kişiselleştirilmiş öğrenme tecrübeleri sunuyoruz. Vizyonumuz, her öğrencinin günümüzün global ekonomisinde rekabet etmeye daha hazırlıklı olmasını sağlayarak, online matematik ve fen eğitiminde global lider olmaktır. Bu hedef, hem Başkan Barack Obama, hem de Eğitim Bakanının eyaletler arasında bu problemlerin çözülmesi için işbirliği istediği ABD’de daha da önemlidir.”
Amerikalılar Arizona’nın çöl kalmasını istiyorlar
Arizona’nın ilk sahipleri Kızılderililer. Fakat yıllar sonra bu bölgeye İspanyollar gelip yerleşmiş. İspanyollar, Kızılderililerin ‘Aleshonac’ dedikleri bu bölgenin adını söylemekte zorlanınca, değiştirip ‘Arizona’ demişler. Arizona 'küçük pınar' demek. İlk indiğiniz andan itibaren farklı bir dünyada olduğunuz hissine kapıldığınız Arizona, her göreni hayran bırakıyor. Yaklaşık 5 milyon nüfusu olan Arizona, bir çöl bölgesi olarak biliniyor. Ama son dönemde artan kentleşmeye paralel, yerleşim çok yayılmış. Arizona çöl bölgesi olma özelliğini yavaş yavaş kaybediyor. Ancak Amerikalılar, ekonomik büyüme ve yapılaşmanın artmasıyla birlikte, çölün yavaş yavaş yok olmasından rahatsızlar. Onlar ‘Arizona çöl kalsın’ istiyorlar ve ‘Çünkü Arizona çöl olduğu için özel’ diyorlar.
Fark yaratmak için Türk şirketini seçti
Türk Telekom’un Arizona’daki iştiraki Sebit LLC, son yılları Silikon Vadisi’nde olmak üzere yaklaşık 25 yılını öğretmenlik ve eğitime dönük teknoloji şirketlerinde geçiren Jim Bowler’a emanet edildi. Adaptive Curriculum’da işi kabul etmeden önce ürünü görüp ne yapmaya çalıştıklarına baktığını belirten Bowler, “Teknolojiyi sürekli izleyen biri olarak, önüme konulan ürünle ABD’de bir fark yaratabileceğimizi gördüm ve bu nedenle Adaptive Curriculum’a ‘evet’ dedim. Yoksa, buraya gelmeden önce iş aramıyordum” dedi.
Türkiye gurur duymalı
Bowler, “Pek çok yayıncı, matematik ve fen alanında bir şeyler yapmaya çalışıyor. Hiçbiri Adaptive Curriculum düzeyinde değil. Türkiye’de, Ankara’da bu yapılanla gurur duymalısınız. Böyle bir ürünün ihraç ediliyor olması önemli. ABD dışından da bu tür yaratıcı çalışmalara kapılar açık. Halen 15 eyalette varız. Teksas gibi, girmek üzere olduğumuz eyaletler de var. Hedefimiz 50 eyalete yayılmak. Bu programı alanlar, memnun oldukları için yeniliyor. Eğitimi teknoloji ağırlıklı okullar Adaptive Curriculum’u tercih ediyorlar. ABD’de her okula girmek istiyoruz” dedi.
Hayri Çetinkaya
Kaynak: Hürriyet
KPSS Eğitim Bilimleri Sorularında Hata mı Var?
03.11.2010
Abbas Güçlü'nün web sitesindeki haber şöyle diyor: "KPSSzede okurlarımız gönderdikleri elektronik postada, Eğitim Bilimleri sorularında hata olduğunu iddia ediyorlar..."
Sınavzedeler yetkililerden, Eğitim Bilimleri testinin A kitapçığında 16, 23, 32, 40, 51, 99, 110. soruları tekrar incelemelerini istiyorlar.
KPSS Eğitim Bilimleri Soru ve Cevapları için tıklayınız.
Kaynak: Abbas Güçlü.com.tr
Bu Haber Sözleşmeli Öğretmenleri Üzecek!
03.11.2010
MEB Personel Genel Müdürü Necmettin Yalçın, "Sözleşmeli öğretmenlerin kadroya geçirilmesi zor" dedi...
18. Milli Eğitim Şurası’nda, sözleşmeli öğretmenlik ile ilgili eleştirileri de yanıtlayan Necmettin Yalçın, MEB'de 69 bin 200 sözleşmeli öğretmenin görev yaptığını belirterek, AB ülkelerinin çoğunda, ABD'de sözleşmeli statüde çalışan personel bulunduğunu kaydetti. Sözleşmeli personelin verimliliğinin yapılan araştırmalar sonucunda ortaya çıktığını anlatan Yalçın, sözleşmeli öğretmenlerin de KPSS puanlarına göre istihdam edildiğini belirtti.
Yalçın, Bakanlığın, mevcut sözleşmeli öğretmenlerin kadroya geçirilmesine ilişkin bir kanun taslağı hazırlayarak Başbakanlığa sunduğunu ifade etti ve "Ancak bunun yasalaşması zor görünüyor" diye konuştu.
Kaynak: Abbas Güçlü.com.tr
ABD'li çocuklara Türk 'Vitamin'i
02.11.2010
Türkiye'de bir milyona yakın öğretmen ve öğrencinin kullandığı "Vitamin", ABD'ye uyarlanmış versiyonuyla şimdi de Amerikalı öğretmen ve öğrencilere görsel ve interaktif destek sağlayacak.
Sebit Eğitim ve Bilgi Teknolojileri AŞ Genel Müdürü Ahmet Eti, Sebit'in ilk ürünü olan Vitamin'de matematik ve fen bilgisi eğitimindeki temel kavramların daha iyi öğretilebilmesi için görsel ve interaktif içerik geliştirmek üzerine odaklandıklarını bildirdi. Eti, "Bugün Vitamin, Avrupa ve Asya'daki birçok ülkede 2 milyondan fazla öğrenci tarafından kullanılıyor. Uygulamanın İngilizce, İspanyolca, Türkçe ve Arapça sürümleri bulunuyor" dedi.
Türk Telekom iştiraklerinden Sebit Eğitim ve Bilgi Teknolojileri AŞ'nin Arizona Ofisi açıldı.
Phoenix'teki Arizona Üniversitesi (ASU) SkySong Teknopark'ta yer alan Adaptive Curriculum'un açılışına ASU Başkanı Michael M. Crow, Scottsdale Belediye Başkanı W.J. Jim Lane, Sebit Eğitim ve Bilgi Teknolojileri AŞ Genel Müdürü Ahmet Eti, Adaptive Curriculum Üst Yöneticisi (CEO) Jim Bowler, Oger Telecom Yönetim Kurulu Üst Düzey Danışmanı Dr. Mabelle Sonnenschein ile çok sayıda davetli katıldı.
Türkiye'de bir milyon civarında öğretmen ve öğrencinin kullandığı Vitamin'in ABD'ye uyarlanmış versiyonu olan Adaptive Curriculum'un açılış töreninde konuşan Sebit Genel Müdürü Ahmet Eti, Sebit'in yaklaşık 15 yıl önce TÜBİTAK bünyesindeki araştırma laboratuvarlarından ayrılan çalışanlar tarafından kurulduğunu ifade etti.
Sebit'in ilk ürünü olan Vitamin'de matematik ve fen bilgisi eğitimindeki temel kavramların daha iyi öğretilebilmesi için görsel ve interaktif içerik geliştirme üzerine odaklandıklarını kaydeden Ahmet Eti, Vitamin'in, Türkiye'nin dört bir yanındaki okullara online müfredatla pek çok eğitim hizmeti sunmaya başladığını, böylelikle öğrenciler ve ebeveynlerinin, evlerinde kullanabilecekleri katma değerli bir Telekom hizmeti haline geldiğini belirtti.
Bugün Vitamin'in Avrupa ve Asya'daki birçok ülkede 2 milyondan fazla öğrenci tarafından kullanıldığını vurgulayan Eti, uygulamanın İngilizce, İspanyolca, Türkçe ve Arapça sürümleri bulunduğunu hatırlattı.
İyi kullanıldığında sınıfta inanılmaz farklar yaratabilir
Teknolojinin, iyi kullanıldığında sınıfta inanılmaz farklar yaratabileceğine, öğrencileri üniversite ve kariyer fırsatlarını yakalayabilmeleri için çok daha iyi bir şekilde hazırlayabileceğine güçlü bir şekilde inandığını ifade eden Eti, şöyle devam etti: "Bu inancım, Sebit'i kurduğumuz zamanki inancımdan daha da güçlü. Arizona Devlet Üniversitesi ile işbirliğimiz, araştırma ve geliştirme alanlarında yıllar süren çalışmalarımız yoluyla elde ettiğimiz bilgileri ABD pazarına sunabilmemizi ve ülke çapındaki her sınıfta matematik ve fen bilgisi eğitimine destek olmak için her mahalle ve okula yardımcı olabilmemizi sağlıyor. Burada büyük bir zorlukla karşı karşıyayız.
Gerçek şu ki, geçtiğimiz on yıllarda en az değişikliğin yaşandığı alan, eğitim alanıdır. Bugün temel sorunumuz hâlâ öğrencilerin derslerde yeni kavramları öğrenmekte yaşadığı motivasyon eksikliğidir. Ödüllü çözümümüz Adaptive Curriculum bugün ülke genelinde ve eyaletlerde uygulanan standartların hedeflediği temel kavramlar üzerine odaklanıyor. Bu, öğrencilere anlama yetilerini derinleştiren ve konuların daha fazla akıllarında kalmasını sağlayan interaktif ve kişiselleştirilmiş öğrenme tecrübeleri sunuyor. Vizyonumuz her öğrencinin günümüzün global ekonomisinde rekabet etmeye daha hazırlıklı olmasını sağlayarak online matematik ve fen eğitiminde global lider olmaktır. Bu, özellikle hem ABD Başkanı Barack Obama hem de Eğitim Bakanının eyaletler ve eğitim ürünleri sunan şirketler arasında bu problemlerin çözülmesi için işbirliği yapmalarını istediği Amerika Birleşik Devletleri'nde daha da önemlidir."
Adaptive Curriculum Üst Yöneticisi Jim Bowler ise yaptığı konuşmada, "Eğer öğrenmenin ilerlemesini sağlayacak ve bugünün öğrencilerini modern bir dünyaya hazırlayacaksak, bu ülkenin global ekonomide başarılı olmasını sağlamış ve her yıl milyonlarca öğrencinin hayatında farklılık yaratmış oluruz" diye konuştu.
Bir öğretmen olarak her yeni yılın, yeni bir yolculuğun, yeni bir öğrenci grubuyla yeni bir maceranın başlangıcı olduğunu söyleyen Bowler, Adaptive Curriculum'la birlikte hissettiği heyecanı da tam olarak yeni eğitim yılı açılışındaki bu heyecana benzetti.
Konuşmaların ardından Belediye Başkanı W.J. Jim Lane, ASU Başkanı Michael M. Crow, Sebit Genel Müdürü Ahmet Eti, Adaptive Curriculum Üst Yöneticisi Jim Bowler, birlikte açılış kurdelesini kestiler.
Çin, Malezya ve ABD'de kullanılmaya başlanan Vitamin'in, Suudi Arabistan ve Mısır için Arapça, Güney Amerika ülkeleri için ise Portekizce ve İspanyolca sürümlerinin ise test edildiği bildirildi.
Ömer Tekdal
Kaynak: AA
Cumhuriyet Bayramı Kutlu Olsun!
28.10.2010
Cumhuriyetimizin ilk günkü heyecanını yaşayan ve yaşatan tüm öğretmenlerimiz...
29 Ekim Cumhuriyet Bayramı'nız kutlu olsun...
Vitamin Öğretmen
İşte Atatürk'ün Gerçek Sesi!
27.10.2010
Atatürk'ün, restore edilen görüntüleriyle ilk kez duyacağınız gerçek sesi...
Kültür ve Turizm Bakanlığı ve Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi işbirliğiyle hayata geçirilen "Osmanlı İmparatorluğu, Cumhuriyetin İlk Yılları ve Atatürk'e Ait Yanar Tabanlı Filmlerin Restorasyonu" projesinin tanıtımı yapıldı. Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay "Bu kayıtlar uzun süreden bu yana üniversitede duruyormuş. Sonra bunların restore edilmesi konusunda bir anlaşma yapma ihtiyacı doğdu. Telif Hakları Sinema TV Genel Müdürlüğümüzle üniversitemiz arasında böyle bir işbirliği ortaya çıktı" şeklinde konuştu. Günay, "Toplumun geçenlerde çok ilgisini çekti Atatürk'ün gerçek sesine ulaşıldı diye. Doğru. Yani biz Atatürk'ü 10. Yıl Nutkunda o tiz sesle dinlemeye alışmışız. Halbuki hepimizin ses tonuna benzeyen, ortalama bir ses tonuyla Meclis'e hitabı var" diye konuştu.
Ayrıntılar
Cumhuriyetin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün, şimdiye kadar hiç yayınlanmamış görüntüleri ortaya çıktı. Görüntüleri ekibiyle birlikte derleyip bir araya getiren Prof. Dr. Sami Şekeroğlu, "Görüntülerden birini manavdaki bir çocuktan 250 lira karşılığında aldım" dedi.
Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Sinema TV Merkezi'nde düzenlenen, "Osmanlı İmparatorluğu, Cumhuriyetin İlk Yılları ve Atatürk'e Ait Yanar Tabanlı Filmlerin Restorasyonu" başlıklı basına tanıtım toplantısına katıldı. Toplantıda, Mustafa Kemal Atatürk'ün, şimdiye kadar hiç yayınlanmamış görüntülerinin de yer aldığı film izletildi.
'Bazı filmleri manavda buldum'
Görüntülerin izlenmesinin ardından konuşan Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Sinema TV Merkezi Kurucusu Prof. Dr. Sami Şekeroğlu, görüntülerin yaklaşık 300 uzun metrajlı film uzunluğunda olduğunu söyledi. Prof. Dr. Şekeroğlu, "Bu filmlerin bulunmasının hikayesi çok ilginç, bazılarını bir manavda buldum. 1975'te İkitelli'de sanayiye gitmiştik, bir manavda bir çocuğun filmlerle oynadığını gördüm, ne yaptığını sordum. 'Bunlardan yapışkan yapıyoruz' dedi. Ben de çocuğa 'Bakabilir miyim?' dedim. Filmin üstünde 'Atatürk' yazıyordu. Bir depodan bulduğunu söyledi. Depoya gittik. Orada da çok sayıda film vardı. Atatürk'ün bulunduğu filmi çocuktan istedim. 'Bunlar 500 liralık yapışkan yapar' dedi. 500 lira istedi. Cebimde o kadar para yoktu. 250 liraya anlaştık ve ben o filmleri aldım. O filmleri böylelikle kurtarmış oldum" dedi. Bunun üzerine araya giren Ertuğrul Günay, "O zaman kimin iktidar olduğunu söylemeyeceğim" diye konuştu.
Sözlerini sürdüren Prof. Dr. Şekeroğlu, "Filmler hızlı oynatıldığı için Atatürk'ün sesi ince çıkıyor. Aslında yavaş oynatıldığında Atatürk'ün sesi, benimkinden bile daha kalın" ifadelerini kullandı. İzlemek için tıklayınız.
Pınar Çıtak Koygun, Tahsin Lale -DHA
Kaynak: Radikal
Video: Milliyet
Haber fotoğrafı: http://www.resimcenter.com'dan
Hâlâ Okul Bekleyen 200 bin Şükran Var
25.10.2010
Milli Eğitim'in başlattığı proje 200 bin okulsuz çocuk için umut oldu. Şükran, projeyle okula geri dönenlerden biri ve çok mutlu.
Şükran, Mardin’de dördüncü sınıfta okuyordu. İstanbul’a göç ettikten sonra bir daha okula gidemedi. 15 yaşındaki Şükran, İstanbul’un göbeğinde, Beyoğlu Tarlabaşı’nda eve hapsolmuş halde yaşıyordu. Bir gün mahalleye gelen görevlilerin okula gitmeyenleri tespit ettiğini öğrenince hayatı değişti. Şimdi okullu ve matematik öğretmeni olmak istiyor: “10 yaşıma kadar Mardin’de okula gittim. Sonra buraya geldik. Bu arada 5. sınıfa başlayamadım. Maddi durumumuz çok kötüydü. Beş kardeşiz. YSÖP’ye (Yetiştirici Sınıf Öğretim Planı) başladım 4-5. sınıf telafi eğitimini aldım. Bu sene 6. sınıftan okula başladım.”
İki yıl önce başladı
Türkiye’de yaklaşık 200 bin çocuk okula gitmiyor. Eğitim Reformu Girişimi’nin 2009 yılında hazırladığı ‘Eğitim İzleme Raporu’na göre, Türkiye’de her eğitim günü yaklaşık iki bin öğrenci okulu bırakıyor. 14-17 yaşları arasındaki her 10 çocuktan sadece altısı okula düzenli devam ediyor. Hiç okula başlayamamış çocuklar da var tabii.
Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) iki yıl önce, Türkiye genelinde özellikle ilköğretime katılım oranını yüzde 100’e çıkarmak için kolları sıvadı. Zorunlu eğitim çağında olduğu halde eğitim sistemi dışında olan 10-14 yaş grubundaki çocukların ilköğretime tekrar başlamalarını sağlamak için kısa süreli bir geçiş programı olan YSÖP’yi geliştirdi. Amaç, ilköğretime kaydolmamış çocukları, kaydolup devamsız konumundaki öğrencileri hızlandırılmış programa tabi tutarak örgün eğitimdeki yaşıtlarıyla aynı seviyeye getirmekti.
İlçelerde telafi eğitimi
2013’e kadar devam edecek proje kapsamında İstanbul’da da her ilçede öğretmenlerden oluşan bir ekip kuruldu. Ekipler İstanbul’u sokak sokak gezerek, okula gitmeyen ya da okulu bırakan çocukları buldu. Bu çocuklar YSÖP kapsamında ilçelerde açılan özel sınıflarda telafi eğitimi aldı ve sonra okula devam etti.
Beyoğlu, YSÖP’nın uygulandığı ilçelerden. Tarlabaşı’nda yaşayan 15 yaşındaki Şükran Ergin ise mahallelerine gelen görevlilerin okula gitmeyen çocukları saptadıklarını öğrenince kendi harekete geçmiş. YSÖP sınıfına gitmiş, öğretmenlerin Mardin’deki kaydını bulmalarına bile o önayak olmuş. Köy muhtarının telefonunu bulup öğretmenlere getiren Ergin, eğitime dönmesiyle değişen hayatını şöyle anlatıyor: “10 yaşıma kadar Mardin’de okula gittim. Sonra buraya geldik. Bu arada 5. sınıfa başlayamadım. Maddi durumumuz çok kötüydü. Beş kardeşiz. YSÖP’ye başladım, telafi eğitimini aldım. Bu sene 6. sınıftan okula başladım. Sınıfta yaşım büyük kaçıyor. Arkadaşlarımı görünce geç gittiğim için çok pişman oluyorum. Ama yine de şansım var. İlk gittiğimde sınıfta utandım ama alıştım. Matematik öğretmeni olmayı istiyorum.”
Hemşire olmak istiyor
Projeyle hayatı değişen öğrencilerden biri, yine Beyoğlu’nda yaşayan 15 yaşındaki Gülizar Ç. Gülizar 5. sınıftan sonra mahalle değiştirdikleri için okulu bırakmış. Babasının marketinde otururken öğretmenler tarafından fark edilen Gülizar geçen sene YSÖP’ye katılıp 6-7. sınıf telafi eğitimini aldı. Eğitimine devam ettiği için mutlu: “Geçen sene ikinci dönemden 7. sınıfa başladım, şimdi 8. sınıftayım. Eğitimin çok gerekli olduğunu anladım. Hemşire olmak istiyorum. Bulmasalardı beni Açıköğretim'e gidecektim ama zor olacaktı.” Gülizar ailesinden korktuğu için fotoğraf çekmemize izin vermiyor.
İstanbul'da 13 bin çocuk okulsuz
Milli Eğitim Bakanlığı’nın 2008 yılında başlattığı Yetiştirici Sınıf Öğretim Planı YSÖP 1995-1999 yılları arasında doğanları kapsıyor. İstanbul’da bu yaş grubunda tam 13 bin 740 çocuk var. 11-15 yaş arasındaki bu çocuklardan 6 bin 194’ü okula hiç kayıt yaptırmamış. Bunların 4 bin 600’ü kız. Yaklaşık 5 bin öğrenci devamsız, bin 279 çocuk da yaşıtlarından üç sınıf geride. Öğretmenler ise bu öğrencileri tespit etmek için sürekli çaba sarf ediyor. Tüm ilçede her okul dört öğretmenden oluşan bir ekip kuruyor ve kendi kayıt bölgesini gezmeye başlıyor.
Muhtarların da yardımıyla okul çağında olmasına karşın okula gitmeyen çocukları belirleyip İlçe Milli Eğitim Müdürlüklerine bildiriyorlar. İlçe Milli Eğitim Müdürlükleri de bu çocukları YSÖP’ye yönlendiriyor. İlköğretim çağından büyük olanlar ise halk eğitim merkezlerine yönlendiriliyor. YSÖP sınıflarında öğretmenler, öğrencilerin eğitim durumuna göre 1-3. sınıf, 4-5. sınıf, 6-7. sınıf seviyelerinden çocuklara 8-10 hafta süren dersler veriyor. Öğrenciler o yıl telafi aldığı sınıf düzeyinde önce misafir öğrenci oluyor, bir yıl sonra da bir üst sınıfa geçerek eğitimine orada devam ediyor.
Eve polisle gidince oluyor
Ahmet Emin Yalman İlköğretim Okulu’nun YSÖP kapsamında okula gitmeyen öğrencileri tespit eden ekibinde yer alan rehber öğretmen Beyhan Köksal, aileleri ikna etmek için evlere polisle gittiklerini anlatıyor: “Bizim bölgede polisle evlere gitmemizin çok yardımı oldu. Aile eğer çocuğunu okula göndermezse yaptırımı olacağını görüyor. Yıl içinde ziyaretlerimiz devam ediyor, ikna edene kadar. Zor ikna olanlar da oluyor. 'Bu yaştan sonra nasıl olacak, kız büyüdü' diyenler oluyor. Aslında aileler cahillikten bu duruma gelmiş. İkna etmeye çalışıp da bazı kapıları açtığımız zaman onlar da katılımcı oluyor. Örneğin, geçen sene perukçuda çalışan bir çocuğumuz vardı. Ailesi izin verdi, bir de patronundan izin aldık. Kurs saatlerinde işe ara verip geliyordu. Bu proje çok önemli, devam edilmeli. Çocukların hayatları değişiyor.”
Umay Aktaş Salman
Kaynak: Radikal
KPSS ve 5 Büyük Sınava 2011 Yolu
25.10.2010
Kopya skandalları nedeniyle zor günler geçiren ÖSYM, sınav güvenliği için alacağı yeni önlemleri hayata geçirmede işi sıkı tutuyor. Bu önlemler önce pilot uygulama şeklinde denenecek. Bu nedenle bu yılki 5 büyük sınav ertelenebilir.
Art arda ortaya çıkan kopya iddialarıyla güvenilirliği sarsılan Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi (ÖSYM), Kamu Personeli Seçme Sınavında (KPSS) kopya soruşturması nedeniyle ileri tarihlere ertelediği sınavlarda tekrar 'erteleme' yoluna gidiyor. ÖSYM yetkililerinden alınan bilgilere göre, KPSS'de kopya girişimlerine karşı alınacak yeni "siber önlemler"in uygulaması tamamlanamadı. Bu gerekçeyle kopya skandallarının tekrar etmemesi için 2010 yılında yapılacak 5 büyük sınavda erteleme yoluna gidilebilecek.
KPSS'nin 2011 yılının Ocak ve Şubat aylarında 2011 İlkbahar Dönemi sınavları ile birleştirilerek yapılması planlar arasında. TUS, KPDS, Adli Yargı, İç Denetçi sınavları ise güvenlik gerekçeleri nedeniyle ertelenmesi düşünülen diğer sınavlar.
Siber önlemler yetişmeyecek
KPSS'de kopya skandalı sonrası sınav sisteminin son teknolojiyle donatılması için YÖK Başkanı Yusuf Ziya Özcan'ın talimatıyla hayata geçirilmesi planlanan "siber önlemler" gecikiyor. Kişiye özel kitapçık, fotoğraflı cevap anahtarı ve soruların bulunduğu kutulara çipli takip sistemi öngören taslak metin tamamlandı. Ancak taslak metnin sınavlarda ilk olarak hayata geçirilecek olması yetkilileri temkinli davranmaya itti. ÖSYM yetkilileri sınavlarda tekrar kopya skandalı yaşamamak için önce taslak metnin uygulamasını yapacak. Buna göre ilk uygulama "anket" şeklinde küçük gruplar için gerçekleştirilecek.
Yüzde 95 verim alınması halinde, ilk olarak KPSS'de denenecek. Ancak uygulamada eksiklik ve zafiyet tespiti halinde sınavların ertelenmesi gündeme gelecek. Yetkililer tarafından uygulamanın yetişmeyebileceği belirtiliyor. 2010 yılı içinde gerçekleştirilecek olan 12 sınav ileri bir tarihe ertelenmişti.
Adaylar şoke oldu
24 Ekim Pazar günü gerçekleştirilen Tıpta Yan Dal Uzmanlık Eğitimi Giriş Sınavına (YDUS) girecek bazı adaylara sınav giriş yerlerinin gönderilmediği de ortaya çıktı. Günler öncesinden ellerine "sınav girişi bilgi formu" ulaşması gereken adaylar, sınav öncesi şoke oldu. Adaylar sınava giriş yerlerini ve gerekli bilgilerini ise doğrudan ÖSYM Başkanlığı'ndan öğrenmek zorunda kaldı.
2010 içinde planlanan sınav tarihleri şöyle:
KPSS Ortaöğretim Ön Lisans: 28 Kasım 2010
KPDS Sonbahar Dönemi : 5 Aralık 2010
TUS : 11 Aralık 2010
Gökhan Özdağ
Kaynak: Bugün
Türk Çocukları Sanal Dünyada Savunmasız
25.10.2010
"Avrupa Çevrimiçi Çocuklar" projesi kapsamında 25 Avrupa ülkesinde yapılan araştırmaya göre, internet kullanan Türk çocuklarının yüzde 85’i, internette karşılaşabilecekleri istenmeyen sorunları çözebileceklerine inanıyor. Ancak interneti güvenli kullanma konusunda Türk çocukları Avrupalı yaşıtlarının gerisinde kalıyor.
ODTÜ Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Kürşat Çağıltay, Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğünde düzenlenen basın toplantısında, çocuklar ve çevrimiçi teknolojiler konusunda Avrupa çapındaki sosyal, kültürel ve düzenleyici etkilerin ne olduğunu belirlemek amacıyla yapılan araştırmanın sonuçları hakkında bilgi verdi.
Araştırmanın, 25 Avrupa ülkesinde bu yılın Mayıs-Haziran tarihleri arasında 9-16 yaş grubuna yönelik olarak yapıldığını belirten Çağıltay, Türkiye’de kentsel ve kırsal bölgelerden seçkinsiz tabaka yöntemiyle seçilen bin 18 çocukla yüzyüze görüşmeler yapıldığını söyledi.
Araştırmaya katılan ve hepsi internet kullanan çocukların yüzde 40’nın kendisine ait bilgisayarı olduğunu, yüzde 40’ının da bilgisayarını aile fertleriyle paylaştığını ifade eden Çağıltay, Türk çocuklarının ve ebeveynlerinin internet kullanım oranının Avrupa ortalamasının oldukça altında kaldığını söyledi.
Türkiye’de çocukların yarıdan fazlasının internete evden ve internet kafelerden bağlandığına, evden bağlanan çocukların üçte birinin bilgisayarının da ortak kullanılan odada bulunmadığına işaret eden Çağıltay, bunun ebeveynlerin, çocuklarının internet kullanımını denetlemelerini engellediğini dile getirdi.
İnternet güvenliği konusunda gerek ailelerin, gerek ebeveynlerin kendilerini yetkin gördüğünü, ancak araştırmanın reel sonuçlarının tam tersini ortaya koyduğunu kaydeden Çağıltay, sözlerini şöyle sürdürdü: "Ebeveynlerin yüzde 72’den fazlası, çocuklarının internette karşılaştığı rahatsız edici durumlarda onlara yardım edebilecekleri konusunda kendisine güvenmektedir. İstenmeyen virüs programı kullanım oranı Avrupa’daki ebeveynlerde yüzde 72 iken, Türk ebeveynlerde sadece yüzde 42’dir."
Çocukların yüzde 85’i internette karşılaşabilecekleri istenmeyen sorunları çözebileceklerine inanırken, yüzde 83.4’ü de internet kullanımı konusunda çok fazla bilgi sahibi olduğunu belirtti. Çocukların sadece yüzde 17’si filtre seçeneklerini, yüzde 32’si sosyal paylaşım seçeneklerindeki gizlilik ayarlarını nasıl değiştireceklerini biliyor. Çocukların yüzde 71’i ise istenmeyen mesajları nasıl engelleyebileceğinden haberdar değil."
Çocukların sosyal paylaşım sitesi tercihi Facebook
Araştırmaya katılan çocukların internetteki aktivitelerinin yüzde 92’sini okul işleri, yüzde 59’unu eğlence-video klip izleme, yüzde 49’unu oyun oynama, yüzde 48’ini arkadaşları ile sosyal ağlarda paylaşımda bulunma, yüzde 40’ını haberleri okuma ya da izleme ve müzik ya da film indirmenin oluşturduğunu belirten Çağıltay, sosyal paylaşım sitesi kullanan çocukların yüzde 85’inin Facebook profiline sahip olduğunu söyledi.
Sosyal paylaşım sitelerine üye olma yaşının alt sınırının 13 olduğunu hatırlatan Çağıltay, araştırmanın ancak bu sitelerde hesabı bulunan çocukların üçte birinin 13 yaşın altında olduğunu ortaya koyduğunu ifade etti.
Çağıltay, sosyal paylaşım sitelerini kullanan çocukların yüzde 42’sinin profillerinin "herkese açık" olduğunu, yüzde 65’inin kendisini açıkça gösteren bir profil resmi kullandığını, yüzde 59’unun güvenlik ayarlarını nasıl değiştireceklerini bilmediğini ve yüzde 19’unun adres, yüzde 8’inin ise telefon numaralarını profillerinde paylaştığını bildirdi.
Türk ve Avrupalı çocuklar arasında fark
İnternette cinsel içerikli fotoğraf gördüğünü belirten çocukların oranının yüzde 13 olduğuna işaret eden Çağıltay, "Yüzde 46’sı bu fotoğraflardan rahatsızlık duyduğunu ifade ederken, Avrupa’da bu oran yüzde 33’lerde kalıyor" dedi.
Araştırmanın, Türk çocuklarının yüzde 9’unun klasik zorbalığa, yüzde 3’ünün de siber zorbalığa maruz kaldığını ortaya koyduğunu dile getiren Çağıltay, Avrupa’da bu oranların yüzde 20’ye yüzde 5 olarak belirlendiğini söyledi.
Tanışmadığı kişilerle internet üzerinden konuşan ve sonra da yüzyüze görüşen çocukların oranının da Avrupa ile Türkiye arasında farklı olduğuna dikkati çeken Çağıltay, "Tanımadığı kişilerle internette görüştüğünü söyleyen Türk çocukları yüzde 14, daha sonra yüzyüze tanıştığını belirtenler yüzde 2. Avrupa’da ise yüzyüze tanışmadığı kişilerle internette konuşan çocukların oranı yüzde 25 iken, daha sonra bu kişilerle tanışanların oranı ise yüzde 6" dedi.
Bilgisayar evlerde ortak yaşam alanlarına alınmalı
Çağıltay, internetin daha güvenli kullanılabilmesi için bilgisayarın çocukların özel odasından, ortak yaşam alanlarına alınması, okullarda bilgi ve iletişime yönelik derslerin içeriklerinin geliştirilerek, internet güvenliği konusunda yeni bilgiler sunulması gerektiğini söyledi.
İnternet servis sağlayıcılarına da önemli görevler düştüğünün altını çizen Çağıltay, ailelerin kolay kullanabileceği filtreleme, kısıtlama ve kontrol etme yazılımlarının servis sağlayıcıları tarafından ücretsiz verilmesini önerdi.
Çağıltay, internet güvenliği konusunda çalışan uluslararası organizasyonlara Türkiye’nin üyeliğinin sağlanmasının önemine de işaret etti.
Kaynak: Milliyet
Son Sınıf Öğrencilerine Pedagojik Formasyon İmkanı
21.10.2010
Üniversitelerin son sınıf öğrencilerine, sadece 2010-2011 eğitim öğretim yılında geçerli olmak üzere, bir kereye mahsus pedagojik formasyon imkanı tanındı.
Üniversitelerdeki son sınıf öğrencilerinin pedagojik formasyon sertifika programlarından yararlanabilmeleri için rektörlüklerin Yükseköğretim Kurulu (YÖK) nezdinde sürdürdüğü girişimler sonuç verdi.
YÖK tarafından, üniversite rektörlüklerine konu ile ilgili gönderilen kararda, "Bazı yükseköğretim kurumlarının, 4. sınıf öğrencilerinin pedagojik formasyon sertifika programı için yapmış oldukları başvuruları kabul ederek sertifika programını başlattıkları ve öğrencilerin mağdur edilmemesi amacıyla 2010-2011 eğitim öğretim yılına mahsus olmak üzere 4. sınıf öğrencilerine de eğitimleri sırasında pedagojik formasyon sertifika programı izni verilmesine ilişkin tekliflerin, 7 Ekim tarihli YÖK Genel Kurul Toplantısında incelendiği ve 2010-2011 eğitim öğretim yılına mahsus olmak üzere, son sınıf öğrencilerine de eğitimleri sırasında pedagojik formasyon sertifika izni verilmesine karar verildiği" belirtildi.
YÖK’ün kararında şu ifadeler yer alıyor: "Öğrencilerin 7. yarıyıldaki not ortalamalarının asgari 4 üzerinden 2,5 olmasına, bir dönemde alınacak derslerin, lisans dersleri de dahil olmak üzere, en fazla 30 kredi olarak belirlenmesine, kalan derslerin müteakip öğretim yılında veya yaz öğretiminde verilmesine, ancak yaz öğretiminde verilecekse öğretmenlik uygulaması dersinin 2011-2012 eğitim öğretim döneminde tamamlattırılmasına veya pedagojik formasyon derslerinin 5. yarıyılda başlayan öğrencilerle beraber alınarak dört dönemde verilmesine, söz konusu programa kayıt olan son sınıf öğrencilerinden de diğer eğitim öğretim sırasında programa katılan öğrencilere belirlenen ücretin alınmasının devamına karar verilmiştir.
Milli Eğitim Bakanlığına bağlı eğitim kurumlarına öğretmen olarak atanacakların atamalarına esas olan alanlarla mezun oldukları yükseköğretim programları ve aylık karşılığı okutacakları derslere ilişkin çizelgede yer alan bölümlerde halen öğrenci olup, hazırlık sınıfı ve bir yıl kayıt dondurmuş olan öğrenciler hariç olmak üzere, 2010-2011 eğitim öğretim yılında 7. yarıyıla gelen öğrenciler başvurabilirler."
Başvurular, 22 Ekim Cuma günü sona erecek.
Kaynak: Milliyet
Ve Korsan Depp Ansızın Bir İlkokulda Beliriverdi!
21.10.2010
Hollywood'un ünlü oyuncusu Johnny Depp, Londra'daki bir ilkokula sürpriz ziyarette bulundu.
Londra'nın güneydoğusundaki Greenwich'te bir ilkokulda okuyan 9 yaşındaki Beatrice adlı çocuk, öğretmenlerine karşı isyan başlatılması için Johnny Depp'i okula davet etmişti.
Halen Karayip Korsanları filmlerinin sonuncusunun çekimleri için Londra'da bulunan 47 yaşındaki Johnny Depp, daveti kabul edip Kaptan Jack Sparrow kılığında, ansızın okulda belirdi.
Johnny Depp ilkokula gelince hemen özel bir okul toplantısı düzenlendi ve Depp ile filmdeki giysileriyle gelen diğer oyuncular salona girdi.
Johnny Depp, 9 yaşındaki Beatrice'in mektubunu salondakilere gösterdi ve 15 dakika kadar süreyle çocuklara bir şov yaptı.
Ama Depp, küçük öğrenciye, okulda isyan başlatılmasının başlarını büyük bir derde sokabileceği uyarısında bulunmaktan da geri kalmadı.
Johnny Depp'in beklenmedik ziyaretinin klibi, çocuk yayın kanalı CBBC'nin haber kuşağında yayınlandı.
Kaynak: BBC.co.uk
KPSS Eğitim Bilimleri Sınav Kılavuzu Yayınlandı
21.10.2010
ÖSYM, iptal edilen KPSS Eğitim Bilimleri Sınavının kılavuzunu internet sitesinden yayımlayarak, sınavın uygulanması ile ilgili yeni bilgilerin bu kılavuzda yer aldığını bildirdi ve sınava girecek adayların kılavuzu dikkatle incelemeleri uyarısında bulundu.
Sınav sorularının sızdığı iddiaları nedeniyle iptal edilen ve 31 Ekim'de yeniden yapılacak KPSS Eğitim Bilimleri Sınavında, sınavın yapıldığı binalara girişte adayların ve sınav görevlilerinin üstleri hem elle hem de dedektörlerle aranacak. Sınav binalarında hiçbir eşya emanete alınmayacağından, adaylar, yanlarında kimlik belgeleri dışında hiçbir şey getirmemeleri konusunda uyarıldı.
ÖSYM, iptal edilen KPSS Eğitim Bilimleri Sınavının kılavuzunu internet sitesinden yayımlayarak, sınavın uygulanması ile ilgili yeni bilgilerin bu kılavuzda yer aldığını bildirdi ve sınava girecek adayların kılavuzu dikkatle incelemeleri uyarısında bulundu.
31 Ekim Pazar günü yapılacak Eğitim Bilimleri Sınavı, saat 09:30'da başlayacak. Sınav, 81 il merkezi ve Lefkoşa’da yapılacak ve 150 dakika sürecek.
Sınava Giriş ve Kimlik Belgesi eline geçmeyenler veya belgesini kaybeden adaylar, sınavın yapılacağı hafta içerisinde Pazartesi gününden itibaren ÖSYM Sınav Merkezi Yöneticilikleri veya ÖSYM bürolarından bu belgelerini bir ücret ödemeden çıkartabilecek.
Sınava girilecek bina ve salonu gösteren fotoğraflı Sınava Giriş ve Kimlik Belgesi, sınavdan önce adayların adreslerine postalanacak.
Soru kitapçıkları
Sınavda bir soru kitapçığı ve bir cevap kağıdı kullanılacak. Sınavda kullanılacak soru kitapçıkları farklı türlerde basılacak. Farklı türdeki soru kitapçığında sorular birbirinin tamamen aynı olacak ancak soruların veya sorulardaki seçeneklerin sıralanışı değişecek. Bu nedenle her soru kitapçığı türünün cevap anahtarı farklı olacak. Soru kitapçığı türü, kitapçığın üzerinde ve iç sayfalarında basılı olacak.
Adaylar sınava girerken yanlarında 2010 KPSS-Lisans Eğitim Bilimleri Testi Sınavı Sınava Giriş ve Kimlik Belgesi, fotoğraflı ve onaylı özel kimlik belgesi ve bir fotoğraflarını bulunduracak. Sınava giriş ve kimlik belgesi olmayan veya bu belgenin fotokopisi, faksı ile gelen adaylar kesinlikle sınava alınmayacak.
Adayların yanlarında bulunduracağı fotoğraflı ve özel kimlik belgesi, adayın kimliğini gösteren fotoğraflı ve soğuk damga ile onaylı bir belge (sadece nüfus cüzdanı veya pasaport) olacak.
Sınavda salon görevlileri, adayın sınava giriş ve kimlik belgesindeki fotoğraftan adayı tanımakta zorlanırlarsa adaydan kendisini kolaylıkla tanıtabilecek bir fotoğraf isteyebilecek. Bu nedenle her adayın yanında kendini açık bir şekilde tanıtan, kurallara uygun olarak çekilmiş bir fotoğraf bulundurması isteniyor. Her aday bu fotoğrafın arkasına mutlaka TC kimlik numarasını, adını ve soyadını yazacak.
Sınava giriş ve kimlik belgesinin aslını, özel kimlik belgesini ve bir fotoğrafını yanında bulundurmayan aday, gerekçesi ne olursa olsun sınava alınmayacak. Sınava alınsa bile sınavı geçersiz sayılacak.
Yasaklar
Sınav binalarında hiçbir eşya emanete alınmayacağından, adayların bu belgeler dışında herhangi bir eşyalarını sınav binalarına getirmemeleri isteniyor.
Adayın yüzü, kimlik tespitini sağlayacak biçimde açık olacak. Adaylar sınava kalem, silgi, kalemtıraş, saat getirmeyecek. Bu gereçler, bütün adaylara ÖSYM tarafından sağlanacak.
Adayların sınava yiyecek, içecek, su getirmeleri de kesinlikle yasaklandı. Su ve şekerleme de yine ÖSYM tarafından karşılanacak.
Sınavların yapıldığı binalara girişte adayların ve sınav görevlilerinin üstleri emniyet görevlileri tarafından el ve dedektör ile aranacak. Çanta, cep telefonu, saat, kablosuz iletişim sağlayan bluetooth gibi cihazlar ile kulaklık, kolye, küpe, broş, metal para gibi metal içerikli eşyalar her türlü elektronik-mekanik cihaz, sınav binasına kesinlikle alınmayacak.
Sınav öncesinde, sınav esnasında ya da sınav sonrasında bina içerisinde cep telefonu veya her türlü elektronik cihaz taşıdığı tespit edilen adayın sınavı iptal edilecek.
Bir saat önceden gelinecek
Bina girişinde yığılmaya yol açılmaması için adayların çanta ve benzeri eşyalarını sınava girecekleri binalara getirmemeleri, sınava metal aksesuar içermeyen sade bir kıyafetle gelmeleri, sınavdan en az bir saat önce sınav yapılacak bina önünde bulunmaları, sınav salonlarına zamanında alınabilmeleri için zorunlu tutuluyor.
Gerekli kimlik kontrolleri, sınava giriş ve kimlik belgesi ile özel kimlik belgesi kullanılarak yapılacak. Fotoğraflı sınava giriş ve kimlik belgeleri, oturum sonunda salondaki görevliler tarafından toplanacak. Salona yerleştirme işlemleri tamamlandıktan sonra salon başkanı sınavda uygulanacak kuralları adaylara okuyacak ve cevap kağıtlarını dağıttıracak. Cevap kağıtlarındaki gerekli yerler adaylarca doldurulduktan sonra soru kitapçıkları dağıtılacak.
Adaya verilen soru kitapçığı üzerinde basılı olan kitapçık türü, cevap kağıdı üzerindeki ilgili alana adaylar tarafından işaretlenecek ve görevliler tarafından paraflanarak onaylanacak. Cevap kağıdında soru kitapçığı türünü belirtmeyen, bu alanı boş bırakan adayın ise sınavı geçersiz sayılacak.
Soru kitapçıkları üzerinde ayrılmış olan yerlere adaylar istenen bilgileri yazdıktan sonra sınav başlatılacak. Cevaplama süresi sonunda soru kitapçıkları ve cevap kağıtları toplanacak, salon görevlileri tarafından koruma altına alınarak hemen paketlenecek.
150 dakika sürecek sınav başladıktan sonra ilk 110 ve son 15 dakika içinde hiçbir aday sınav salonundan dışarı çıkarılmayacak. Sınav sırasında adayların kısa bir süre için bile olsa sınav salonundan çıkmalarına izin verilmeyecek. Sınav salonundan çıkan aday, bir daha sınav salonuna alınmayacak.
Sınavda adaylara, Gelişim Psikolojisi, Öğrenme Psikolojisi, Ölçme ve Değerlendirme, Program Geliştirme, Öğretim Metotları ve Rehberlik konularında sorular yöneltilecek.
Sınav sonuçları, adayların adreslerine sınav sonuç belgesiyle bildirilecek. Bu belgede adayların teste verdikleri doğru ve yanlış cevap sayıları ve KPSSP10 puanı yer alacak. Adaylar ayrıca sınav sonuçlarını internet yoluyla da öğrenebilecek.
Kaynak: Milliyet
Urfalı Minikler Kitap Bekliyor!
18.10.2010
Urfa Halfeti’de görev yapan Türkçe öğretmeni Meryem Durak'ın, Abbas Güçlü'ye gönderdiği elektronik postayı paylaşmak istedik.
"Öncelikle mesajıma değer verip okuduğunuz için teşekkür ederim. Ben Şanlıurfa/Halfeti/Günece İlköğretim Okulunda Türkçe öğretmeniyim. Bu mesajı okulumuz adına gönderiyorum. Sizlerin kitap kampanyalarında duyarlılık gösterdiğinizi yaptığınız çalışmalarda görmüş olup, aynı duyarlılığı bizim okulumuz için de sergileyeceğinizi umarak bu mesajı atmış bulunuyorum.
Okulumuz bir köy okulu ve kitap sayımız yok denecek kadar az. Bunun aksine, öğrencilerim oldukça istekli ve meraklı... Öğrencilerimin bu isteklerini karşılıksız bırakmayacağınızı tahmin ediyorum. Aşağıda irtibat telefonlarımız mevcuttur. İlginiz için öğrencilerim adına şimdiden teşekkür ederim."
Meryem Durak
Okul Tel: 0.414.766 11 11
Cep Tel : 0.507.395 18 85
0.554.515 71 05
Adres: Günece Köyü, Günece İlköğretim Okulu
Halfeti/Şanlıurfa
Kaynak: Abbas Güçlü.com.tr
Diyarbakırlı Minikler Kitap Bekliyor!
14.10.2010
Diyarbakır'da görev yapan matematik öğretmeni Selçuk Topdemir'in, Abbas Güçlü'ye gönderdiği elektronik postayı paylaşmak istedik...
"Diyarbakır Mehmet Fevzi Durucan İlköğretim Okulunda matematik öğretmenliği görevini yürütmekteyim. Mesleğimin bana yüklediği sorumluluk bilinciyle, öğrencilerimin hayatı daha iyi kavramaları, kendilerini daha iyi ifade edebilmeleri, daha bilinçli bireyler olabilmeleri için onların daha fazla kitap okumasına gayret gösteriyorum. Kitabı boş zamanlarda okunan bir obje olmaktan kurtarıp, okumanın bir zaruret olduğu gerçeğini çocuklarımıza aşılamalıyız. Maalesef mesleğimin bu yılında, okul kütüphanemizin yetersiz olduğunu fark ettim.
Kitapsever topluluğu olarak sizlerden okul kütüphanemizi zenginleştirmenizi rica ediyorum. Göndereceğiniz her kitap kimbilir belki bir çocuğumuzun umutlarını yeşertecek, karanlık tarafını aydınlatacak, içindeki cevheri açığa çıkaracak ve belki de hayatını değiştirecektir. Okuyan, yazan, eleştiren, üreten bir toplum olmamız için geleceğimiz olan bu gençlere destek olmalıyız. Maalesef taşrada eğitim imkanları, merkez okullardaki kadar yeterli seviyede olmuyor. Umarım ricamı ciddiye alır, desteklerinizi bizlerden esirgemezsiniz.
Unutmayın, çocuklarımıza göndereceğiniz her kitap onların geleceklerine ışık tutacaktır.
Şimdiden yardımlarınız ve destekleriniz için size minnet borçlu olduğumu belirtmek istiyorum.
Teşekkür ederim."
Selçuk Topdemir
Tel: 0505. 675 06 83
selcuktopdemir@hotmail.com
Kaynak: Abbas Güçlü.com.tr
Fedakar Öğretmenin Hayatı Öğrencisi için Değişti
08.10.2010
Emekli olmayı düşünürken, sınıfına görme engelli bir öğrencinin gelmesiyle tüm planlarını değiştiren öğretmen Fatma Turan, ona eğitim verebilmek için emekli olmaktan vazgeçti ve kabartma yazı (Braille alfabesi) öğrendi.
Fatma Turan 60 yaşında... Öğretmen... Hem de İstanbul Maltepe’de Güzin Dinçkök İlköğretim Okulu’nun en kıdemli öğretmenlerinden... Doğu ve Güneydoğu’nun çeşitli illerinde öğretmenlik yapmış, emekliliğe hak kazanmış. Ancak 2 yıl önce görme engelli bir öğrencinin; Muhammet Salih Efe’nin, sınıfına kaydolmasıyla, tüm planlarını değiştirmek zoruda kalmış.
Üç kardeşini kaybetmiş
Dördüz olarak dünyaya gelen ve üç kardeşini kaybeden Muhammet Salih Efe’nin gözleri, erken doğum nedeniyle görmüyor. 2008’de Güzin Dinçkök İlköğretim Okulu’nda Fatma Turan’ın sınıfında eğitime başlamış.
Ancak diğer 25 öğrencisine eğitim verirken Salih’le ilgilenemediğini fark eden Fatma Öğretmen, engelli çocuğun yazılarını da okuyamamaktan rahatsız olmuş. Salih’in ödevlerini kontrol edemeyen, ders notu veremeyen tecrübeli öğretmen, çocukla iletişim kurabilmek için kabartma yazısı, yani Braille alfabesini öğrenmeye karar vermiş. Parıltı Derneği’ne başvuran Fatma Öğretmen, okula gelen gönüllülerin yardımıyla üç ay içinde Braille alfabesini öğrenmiş.
Muhammet Salih’e de kabartma yazısını kullanarak okuma yazmayı öğreten Fatma Öğretmen, 1 ve 2. sınıfların ardından, 3. sınıfı da okutmaya karar vermiş. Muhammet Salih de bu emeklerin karşılığını vermiş; artık okula ilk başladığı günlerdeki içine kapanıklığını aşmış, arkadaşlarıyla oyunlar oynuyor.
Fatma Turan, duygularını şu sözlerle aktarıyor: “Tüm planlarımı beş yıl erteledim. Şimdi bu sınıfta diğer öğrencilerim gibi o da derslere katılıyor ve gelecek için çok umut vaat ediyor.”
Braille alfabesi
Braille alfabesi veya körler alfabesi; 1821 yılında Louis Braille tarafından geliştirilmiş, görme engelli insanların okuyup yazması için kullanılan bir alfabe yöntemidir. İki kolon taşıyan dikdörtgen düzen üzerine dizilmiş altı kabartılmış noktadan oluşur. Her iki kolonda üçer nokta bulunur. Noktalardan her biri altmış dört farklı kombinasyondan birini oluşturması için farklı şekillerde dizilir.
Gökhan Karakaş
Kaynak: Milliyet
İyi Bir Öğretmen, Eğitimci Olduğu Kadar Eğlendirici Olmalı
06.10.2010
Coulsdon’da bulunan Oasis Academy’de İngilizce öğretmeni ve Education Guardian’da köşe yazarı olan Phil Beadle, “Dersleri her zaman sıkıcı geçen öğretmenler, öğrencilere iyilik etmiyor. Onlar öğretmen olmamalı!” diyor.
Christine Gilbert’ın sınıf içindeki davranışların sıkıcı derslerden dolayı kötüleştiği yönündeki açıklaması, öğretmenlerin ilan tahtalarında öfkeli sözlerin yer almasına neden olacaktır: Öğretmenler “Bir sirk maymunu olmak isteseydim, sirke katılırdım!” diyeceklerdir. Bazı öğretmenler bunun mesleki standartlara yönelik bir saldırı olduğunu düşünecektir. Ama Gilbert bu bağlantıyı kurmakta haklı.
Gelir düzeyi daha düşük insanların yaşadığı ve sürekli yenilen aburcuburların, video oyunlarının ve katot ışınlı tüpteki kötü yönetilen 20 kanalın birçok öğrencinin dikkat süresini kısalttığı okullarda, öğrencilerin kendilerini derse vermemeleri sadece "bir sorun" değildir; sorunun ta kendisidir. Dersin ilk 10 dakikası içinde ağızların hayranlıkla açılmasını sağlayamayan bir öğretmen, bu ağızların bir arada gevşediklerine ve sınıf içindeki davranışların “sınıf içinde olmaması gereken davranışlara” dönüştüğüne şahit olacaktır.
Öğretmenler öğrencilerini eğlendirme konusunda inkar edilemez bir baskı altındadır. Cuma öğleden sonra iki saat dersi olan zorlu bir sınıfı ilk 10 dakikada kaybetmek, zavallı bir öğretmenin kendisini iki saatlik bir cehennem içinde bulmasına ve kendinden şüphe duyup kendini kötü hissetmesine neden olabilir.
Sonuçta, birçok öğretmen farklı uyaranlar kullanarak bir sınıf yönetimi tarzı geliştirmiş ve çocukların en iyi gruplar halinde birbirleriyle konuşarak öğrendiklerini ve yöntemlerinin bir parçası olarak kültürden ve sanattan faydalanabileceklerini fark etmiştir.
Bu öğretmenlerin kullandıkları yöntemler, eğitim camiasının bazı kesimlerince “eğitlence” (eğitici eğlence) olarak eleştirilmektedir. Bu sadece sıkıcı bir öğretmenin iyi bir uygulamaya karşı verdiği tepkidir.
Genel olarak, çocuklar canları sıkıldığında sorun çıkarır. Gilbert’in tek yaptığı şey, öğretmenlerin dikkatini, zor bir sınıfa verilecek en basit yanıta çekmektir: Canlarını sıkmayın.
Birçok öğretmen bunu bir şey söylenmeden anlar. Ben sahip olduğum deneyimleri ağırlıklı olarak şehir merkezlerinde edindim; bu ortamlarda öğrencinin canını sıkmaktan kaçınmak, bir öğretmenin hayatta kalabilmesinin önkoşuludur. Bir öğretmen çocuklarla iki saat süresince konuştuğunda, eğer çocuklar sıraları sökmüyorlarsa, bu okulda didaktik eğitim değil, eğlenceli eğitim tarzı daha yaygın demektir.
Ama heyecan verici dersler planlamak zaman alan bir iştir. Çok sayıda düzenleme ile sıkboğaz edilmiş bir eğitim sisteminde, öğretmenin zamanının büyük bir bölümü gerçekten işini yapmaktan çok, işini yaptığını kanıtlamaya çalışmakla geçmektedir. Gilbert daha eğlenceli dersler istiyorsa, belki de odaklanması gereken nokta, yukarıdan aşağı dikte edilen şeyler değil, öğretmenin iş yükünün azaltılması olmalıdır. Böylelikle öğrencileri derslere çekmek, heyecanlandırmak ve evet; hatta eğlendirmek için bile zamanımız olur.
Kaynak: The Guardian
Dünya Öğretmenler Günü Kutlu Olsun!
05.10.2010
1966 yılında UNESCO tarafından 5 Ekim olarak ilan edilen Dünya Öğretmenler Günü, dünyanın pek çok ülkesinde kutlanıyor.
Vitamin Öğretmen olarak biz de ülkemiz ve tüm dünya öğretmenlerinin bu gününü kutluyor, birlikte güzel bir gelecek için çalışmayı diliyoruz. Bu vesile ile Vitamin Öğretmen'in yurtdışı videolarında bizlere ilham veren tüm meslektaşlarımıza da teşekkürlerimizi sunuyoruz.
Vitamin Öğretmen
Azaltılan Ders Saatleri ve Yıllık Planlar
01.10.2010
Azaltılan ders saatleri tasarısı, 2010-2011 öğretim yılında uygulamaya kondu, İlköğretim ve Ortaöğretim Kurumları Haftalık Ders Çizelgeleri yeniden düzenlendi.
Saatleri azaltılan derslerde, yeni öğretim programı uygulamaya konuluncaya kadar, mevcut öğretim programları temel alınarak, zümre öğretmenler kurulunca hazırlanan programlar uygulanacaktır.
Vitamin Öğretmen, siz değerli öğretmenlerimiz için, azaltılmış ders saatlerine uygun yıllık planlar hazırladı. Çok yakında, etkinlik saatlerinde yapılabileceklerle ilgili “Etkinlik saatleri önerileri” içeriklerine de Vitamin Öğretmen üzerinden ulaşabileceksiniz.
Vitamin Öğretmen’in, yeni ders saatlerine uygun olarak hazırladığı yıllık planlara ulaşmak için tıklayınız.
Sizlerden gelen yıllık planlara ulaşmak ve onları kendi hazırladığınız yıllık planlara eklemek için, aşağıdaki listeden, branşınıza uygun olan derse tıklayınız.
Türkçe Yıllık Planlarına ulaşmak için tıklayınız.
Matematik Yıllık Planlarına ulaşmak için tıklayınız.
Sosyal Bilgiler Yıllık Planlarına ulaşmak için tıklayınız.
Fen ve Teknoloji Yıllık Planlarına ulaşmak için tıklayınız.
Yeni uygulamada, haftalık zorunlu ders saati,
İlköğretim 1, 2 ve 3. sınıflarda toplam 25’e;
4 ve 5. sınıflarda toplam 26’ya;
6, 7 ve 8. sınıflarda ise seçmeli ders saati ile birlikte 30’a indirildi.
Uygulamanın bir diğer ayağı olarak,
1, 2 ve 3. sınıflarda 5 saat;
4 ve 5. sınıflarda ise 4 saat ‘Serbest Etkinlikler’ yapılmasına karar verildi.
Düzenlemeye göre, haftalık ders saati sayısı;
1-3. Sınıflarda
Türkçe : 12’den 11’e
Hayat Bilgisi : 5’ten 4’e
4-5. Sınıflarda
Fen ve Teknoloji : 4’ten 3’e
8. Sınıflarda
TC İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük : 3’ten 2’ye indirildi.
6-8. Sınıflarda
Beden Eğitimi : 1’den 2’ye çıkarıldı.
1-5. Sınıflarda
Rehberlik ve Sosyal Etkinlikler : Kaldırıldı. ‘Rehberlik’ gerekli olduğu her zaman, ‘sosyal etkinlikler’ ise ‘Serbest Etkinlikler’ kapsamında yapılacak.
8. Sınıflarda
Vatandaşlık ve Demokrasi Eğitimi : Seçmeli
4-5. Sınıflarda
Trafik Güvenliği : 4 ve 5. Sınıf derslerinin öğretim programları birleştiriliyor. 2012–2013 öğretim yılından itibaren 5. sınıfta haftada 1 ders saatinde Trafik Güvenliği işlenecek, 4. sınıfta ise kaldırılacak. Onun yerine, 1 ders saati boyunca ‘Serbest Etkinlikler’ yapılacak.
Eğitimde İkili Yapıya Geçiliyor
30.09.2010
Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu, İl Değerlendirme Toplantısı için Kayseri’ye gitti. Kayseri Valisi Mevlüt Bilici'yi makamında ziyaret eden Bakan Çubukçu burada yaptığı açıklamada, Türkiye'nin her yerinde eğitim alanında değerlendirme toplantıları yapıldığını, sorunları yerinde tespit etmek ve yapılması gerekenleri ortaya koymak açısından, Milli Eğitim Bakanlığı’nın şehirlerin eğitimiyle ilgili fotoğrafı çektiğini ifade etti. Bu toplantıların aslında sorunlara Ankara'dan değil, yerinde bakmak anlayışının bir tezahürü olduğunu dile getiren Bakan Çubukçu, ortaöğretimde yeniden yapılanma sürecinin başlatıldığını hatırlattı. Yeniden yapılanma kapsamında akademik başarısı daha yüksek olan ve yükseköğrenime geçişte daha başarılı olan Anadolu Liselerinin eğitimdeki sayısını ve genel ortaöğrenim içindeki payını artırmayı planladıklarını bildiren Bakan Çubukçu, 4-5 yıl içinde tüm genel liseleri Anadolu Lisesine dönüştürmenin ve ihtiyaç doğrultusunda mesleki ortaöğretimi yeniden yapılandırmanın amaçlandığını kaydetti.
Mesleki eğitim alanında da yapılanma çalışmalarının sürdüğünü dile getiren Bakan Çubukçu, şunları söyledi, "Tüm dünyada olduğu gibi, okul çeşitliliği yerine, program çeşitliliğini baz alan ikili bir yapıya geçiyoruz. Son 4-5 yıldır yürüttüğümüz mesleki eğitimin tekrar yapılandırılması neticesinde 180'e yakın alanda meslek eğitimi veriyoruz. Meslek eğitiminde Türkiye'nin çok kötü olduğu ve sanayinin ara eleman ihtiyacının karşılanmadığı, eğitimin de bu ihtiyaçlar doğrultusunda yapılmadığı konusunda itirazlar, kalıplaşmış önyargılardan ibaret. Buna ilişkin yapılanmamızı tamamladık. Ama mesleki teknik eğitim sadece devletin rol alacağı bir sistem değil. İstihdamı artırmak maksatlı sanayi ve özel sektörün işbirliğiyle yürütülmesi gereken bir süreç. Şunu sevinerek söyleyebilirim ki; mesleki eğitimden mezun olan gençlerimizin yaklaşık yüzde 93'ü istihdama katılıyor. Yani bugün halen mesleki eğitim, düşündüğümüz kadar cazip. Gençlerimizin artık iki alanda yönlendirilmesi gerekiyor. Birincisi, yükseköğrenime devam için akademik başarısı yüksek okullar, ikincisi ise mesleki eğitim.”
Mesleki eğitime yönelik seçimin düşük olmasının bazı nedenleri bulunduğunu, özellikle mesleki eğitim görenlere yükseköğrenime geçişte uygulanan olumsuz puan sisteminin bu durumda etkili olduğunu belirten Çubukçu, bu sorunun zaman içinde aşılacağını düşündüklerini ifade etti. Geçen yıl itibariyle Yükseköğrenime Giriş Sınavında alanların kaldırıldığını anımsatan Bakan Çubukçu, "Yükseköğrenim görmek isteyen her öğrenci, eşit şartlarda yapılan sınavda istediği bölüme yerleşebilmeli, hatta bölüm değiştirebilmeli. Artık, dünyada özellikle meslek seçimine yönlendirmelerin, üniversitelerin 2 ve 3. sınıfında başladığını veya yükseköğrenimden sonra, alan bazlı eğitimin devam ettiğini düşünürsek, erken yaşta çocukların belli alanlara yönelik tercihlerini kısıtlayıcı bir unsur olarak kullanmamız doğru değil. Yeni dönemde ortaöğretimde alanları kaldırdık. Dolayısıyla ortaöğrenimde her genç yükseköğrenime geçişte herhangi bir alan sınırlamasına bağlı olmayacak. Ortak derslerini görecekler ve ilave fark derslerini görenler de bu anlamda farklı bölümlerde sınavlara girebilecekler" dedi.
Kaynak: MEB.gov.tr
KDU Hazır Bulunuşluk Aşaması Gerçekleştirildi
29.09.2010
29 Eylül’de yapılan uygulamada, öğrencilerin mevcut kazanımları değerlendirilerek, hazır bulunuşlukları belirleniyor.
Yeni eğitim öğretim döneminin bu ilk haftalarında öğrencilerin, mevcut kazanımlar açısından eğitsel yeterlilik düzeyleri, Kazanım Değerlendirme Uygulaması’nın “Hazır bulunuşluk” aşamasında, bir ölçme değerlendirme yöntemine tabi tutuluyor.
Sebit Eğitim ve Bilgi Teknolojileri AŞ tarafından, 2010-2011 eğitim öğretim yılında Vitamin'i kurumsal olarak kullanan özel okullarda, üç farklı Kazanım Değerlendirme Uygulaması (KDU) gerçekleştiriliyor. İlk aşaması 29 Eylül’de yapılan uygulama, öğrencilerin bireysel, okul yönetiminin ise ortak eksik kazanımları dikkate alarak eğitim öğretim sürecini planlamaları amacını taşıyor.
Basılı bir uygulamanın online (çevirimiçi) bir ortamla desteklendiği ilk örnek uygulama olan KDU’da sonuçlar öğrencilere, Sebit’in Milli Eğitim Bakanlığı öğretim programına uygun olarak geliştirilmiş interaktif eğitim yazılımı Vitamin üzerinden, ‘kişiye özel’ bir değerlendirme raporu ile sunuluyor. Bu çalışmada öğrenciler, eksik oldukları kazanımları görme imkanına kavuşuyor ve bu kazanımları edinmeleri için Vitamin içerisindeki ilgili konu anlatımlarına yönlendiriliyorlar. Bunun yanı sıra öğretmenler, sınıflarının hangi kazanımlarda eksik kaldığı bilgisini edinerek, uygulamalarına bu bilgiye göre yön verebiliyorlar.
2010-2011 Kazanım Değerlendirme Uygulaması üç aşamada planlandı:
29 Eylül’de yapılan KDU-Hazır Bulunuşluk uygulamasında; öğrencilerin bir önceki yılda edinmeleri beklenen kazanımlar ve bu yıl öğrenecekleri konulara ne kadar hazır oldukları tespit ediliyor.
Aralık ayında yapılacak olan KDU-Dönem Sonu Değerlendirmesinde; öğrencilerin eğitim öğretim yılının ilk döneminde o ana kadar işledikleri konulardan seçilen kritik kazanımları ne kadar edindikleri ölçülüyor.
Nisan 2011’de yapılacak olan KDU-Yıl Sonu Değerlendirmesinde ise; öğrencilerin eğitim öğretim yılının ikinci dönem konularından seçilen kritik kazanımları ne kadar edindikleri ölçülüyor. Aynı zamanda, bir önceki dönemde tespit edilen ortak eksik kazanımlar da değerlendiriliyor.
Kişiye özel değerlendirme raporu
KDU sonuçları, kapsamlı bir raporlama çalışması ile değerlendirilip, öğrenciye eksik kazanımlarının tespit edildiği “kişiye özel bir değerlendirme raporu” ile birlikte ulaştırılıyor. Öğrencilerinin kişisel eksiklerinin yanı sıra ortak eksik kazanımları konusunda bilgilendirilen öğretmen ise sınıfının ve öğrencisinin kazanım bazında profilini çok yönlü olarak görme şansına kavuşuyor, sunulan öneriler doğrultusunda doğru uygulamaları geliştirebiliyor.
KDU sonuçlarında;
· Sınav soruları,
· Soruların çözümleri ve çözüm videoları,
· Öğrencilerin tek tek soru bazında, kendilerine özgü eksik kazanımları,
· Kişisel eksiklerini gidermelerine yardımcı olacak Vitamin konu anlatımları ve
· Kişisel eksik kazanımlarını tamamlamaya yönelik, Vitamin’le bütünleştirilmiş çalışma önerilerinin sunulduğu kişisel raporlarda öğrenciler; her soruya ait eksiklerini nasıl giderebileceklerine ilişkin önerilere ulaşabiliyor ve anında gidermelerine yardımcı olacak konu anlatımlarına yönlendiriliyorlar.
Okul yöneticileri açısından KDU...
KDU’da öğrenci, veli ve öğretmen, söz konusu raporlarla bilgilendirilip yönlendirilirken, okul yöneticileri de önemli veriler elde ediyorlar. Uygulama sayesinde okullarının ve sınıflarının başarı oranları ve eksik kazanımları okul müdürleri tarafından izlenebiliyor hatta okullarının ilçe ve il genelinde durumu belirleniyor.
İlki 6 Mayıs 2010 tarihinde, İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü ve Sebit işbirliği ile, 637 bin 704’ü İstanbul’da, 2 bin 391’i İstanbul dışında olmak üzere, 640 bin kadar öğrencinin katılımıyla gerçekleştirilen KDU, eğitim niteliğinin yükselmesi, eğitim profesyonellerine yeni bir bakış açısı getirmesi, eğitim sistemimizin “eksik kazanımlarını” tamamlaması adına önemli bir adım olarak kabul görmüş ve büyük ilgi toplamıştı.
TTNET Vitamin’li Çocuklar İstanbul’da Projesi’nin ikinci dönemi Konya’dan gelen öğrencilerin ağırlanmasıyla başladı.
27.09.2010
TTNET açıklamasına göre, eğitimde fırsat eşitliği yaratmak amacıyla Doğu, Güneydoğu ve İç Anadolu Bölgeleri’ndeki öğrencileri başarıya ulaşmaları yolunda destekleyerek, onların gelişimlerine katkı sağlamayı hedefleyen proje, ikinci dönem programıyla devam diyor.
Proje kapsamında Konya’dan gelen 20 öğrenci, 24 – 26 Eylül tarihleri arasında İstanbul’un tarihi ve kültürel mirası Topkapı Sarayı, Dolmabahçe Sarayı ve Ayasofya Müzesi’ni yakından tanıma fırsatı buldu. Konyalı öğrenciler ayrıca Boğaziçi Üniversitesi, Kabataş Erkek Lisesi gibi eğitim kurumlarını da ziyaret ederek, kişisel gelişimlerini desteklemek amacıyla özel olarak hazırlanan eğitim seminerine katıldı. Miniaturk, Oyuncak Müzesi gibi çağdaş müzeleri de gezen öğrenciler İstanbul’dan güzel anılarla ayrıldı.
Projenin ilk etabında Van, Erzincan, Yozgat, Erzurum, Malatya ve Mardin illerinden toplam 120 çocuk üç gün boyunca İstanbul’da ağırlanmıştı. İkinci dönem programı, Elazığ, Şanlıurfa, Adıyaman, Kars, Diyarbakır ve Muş illerinden çocuklarla devam edecek.
ÖSYM Soru Hazırlayacak Hoca Arıyor!
28.09.2010
ÖSYM yönetimi, soru hazırlama komisyonunda görev alacak "güvenilir hoca" arayışına girdi. Söz konusu hocalar için "muteber referans" kriteri aranacak...
ÖSYM yönetimi, soruların sızdırıldığı iddiasıyla iptal edilen KPSS Eğitim Bilimleri Testi için yeni soru hazırlama komisyonu oluşturuyor. Üniversitelerden ve Talim Terbiye Kurulu'ndan seçilecek yeni soru komisyonu üyeleri için ilk şart ise "güvenilir" olması. Geçen hafta ÖSYM Başkanlığı koltuğuna oturan Prof. Dr. Ali Demir, kurum içinden ve kurum dışından güvenli sınav ve eğitim teknolojileri alanında uzman isimlerden brifing almaya başladı. Şaibeli hale gelen KPSS nedeniyle iptal edilen ve ertelenen 13 sınavın yenilenmesi için kolları sıvayan yeni yönetim, ayrıca kamuoyunda sınavın güvenilirliğinde herhangi bir şüphe kalmaması için yıllardır ÖSYM'de görev yapan "Soru Komisyonunu" iptal ederek, yeni komisyon kurulmasını istedi.
Bu kapsamda ÖSYM yönetimi, üniversite camiasından ve Talim Terbiye Kurulu'ndan tanınmış isimlere; "Soru Komisyonu'nda bizimle çalışacak sicili düzgün, akademik olarak temayüz etmiş hocalara ihtiyacımız var" mesajını gönderdi. Güvenilir hocalar için "muteber referans" kriteri aranacak.
350 kişi farklı yerde girecek
Yeni komisyon üyelerinin özellikle özel dershanelerle bağlantısının olmamasına dikkat edilecek. Yakın aile ve akraba çevresinden sınava girecek kişilerin bulunmaması da tercih sebebi olacak. ÖSYM, soru hazırlama komisyon üyelerini seçerken güvenilirlik bakımından referans almış hocaları tercih edecek.
Göreve geldiğinde yaptığı ilk açıklamada, ÖSYM'nin güvenilirlik açısından teknolojinin gereklerini tam olarak takip edemediğini söyleyen Demir'in, kurumun kullandığı bilgisayar sistemleri, güvenlik sistemleri, fiziksel yapıları ile yurtdışında kullanılan benzeri sistemleri de incelemeye aldırdığı öğrenildi. Ayrıca soruların bulunduğu kozmik odanın kayıtsız giriş ve güvenlik açığına karşı güçlendirileceği kaydedildi.
Öte yandan 31 Ekim'deki sınavda, aralarında eş ve akrabaların da bulunduğu soruların tamamını yapan 350 kişinin, daha önce girdikleri yerden farklı bir yerde sınava alınacakları öğrenildi. Durumları şüpheli yaklaşık 4 bin kişinin sınava gireceği salonlarda da özel önlemler alınacak.
Kaynak: Abbas Güçlü.com.tr
Eğitim Bilimleri Sınavı 31 Ekim’de
28.09.2010
Kopya ve soru hırsızlığı iddiaları kapsamında iptal edilen Kamu Personeli Seçme Sınavı (KPSS) Eğitim Bilimleri Sınavı, 31 Ekim’de yapılacak. Sınava yaklaşık 280 bin öğretmen adayı katılacak.
ÖSYM, KPSS Eğitim Bilimleri testinin iptal edilmesinin ardından, sene sonuna kadar yapılacak 12 sınavı ertelemişti. ÖSYM, yeni başkanının atanmasının ardından KPSS Eğitim Bilimleri sınavının da dahil olduğu yeni bir sınav takvimi belirledi. Buna göre, KPSS Eğitim Bilimleri Sınavı 31 Ekim’de, KPSS Ortaöğretim-Önlisans Sınavı 28 Kasım’da, Kamu Personeli Yabancı Dil Bilgisi Sınavı (KPDS) ile Tıpta Yeterlilik Sınavı 5 Aralık’ta yapılacak. Sınav sonuçları açıklandıktan sonra Milli Eğitim Bakanlığı, 30 bin kadroya öğretmen ataması yapacak.
Kaynak: Milliyet
Yeni Nesil Öğretmenler Harikalar Yaratıyo
28.09.2010
Eğitilmesi en zor meslek grubu hangisi diye sorsam, herhalde öğretmen demek aklınızdan geçmez. Ama maalesef eğitilmesi en zor meslek grubu öğretmenler.
Bilmek ve öğrenmek
Bunun en önemli sebebi, öğretmenlerin güçlerini ‘öğrenmekten’ degil, ‘bilmekten’ kazanması. Otoriteleri, bilmeye dayalı. Otoritesini bilmekten kazanan bir kişi de “Ben bilmiyorum, öğrenmek istiyorum” demez. Eğer derse, “Sen nasıl öğretmensin, bunu bilmiyor musun?” tepkisi alacağını düşünür. Durum böyle olunca, öğretmenler kendilerini eleştiriye açmaz ve eksikliklerini söyleyemez. Eksikliklerini söylemeyince de öğrenemez ve gelişemez. Öğretmenler bu yüzden sınıfta kapalı kapılar ardında çalışır. Birbirini gözlemlemez. Birbirini eleştirmez.
Bu öğretmen kimliğinden kurtulmamız gerekir. Artık çağımızda yeni nesil öğretmenlere ihtiyacımız var.
Yeni nesil öğretmen kimdir?
Yeni nesil öğretmenler sürekli kendisini geliştirir. Okur, öğrenir, öğrencilerinden ve diğer öğretmenlerden geribildirim alır. Gözlemler, gözlemlenir. Araştırma yapar, veri ve bilgi toplar. Sistematik olarak sınıfta inovasyon yapar. Kendisini otorite olarak değil, öğrenen olarak görür. Öğrencisi ile işbirliği yapar. En önemlisi de okulda diğer öğretmenler ile işbirliği yapıp, onlara liderlik yapar. Değişim başlatır.
Maltepe'de proje
Bu model ile Maltepe Kaymakamının önderliğinde Maltepe’de 5, Kartal’da 1 devlet okulunda Yeni Nesil Öğretmenler projesini başlattık. 5 yıldır üzerinde çalıştığım eğitim felsefesi ve modelini uygulamaya koyduk.
Öğretmenler yıl boyunca liderlik projeleri üzerinde çalıştılar. Sınıflarında ve okullarında değişime önayak oldular. Hiçbir seminerin sağlayamadığı gelişimi gösterdiler. Klasik öğretmen kimliğinden kurtulup, yeni nesil öğretmen kimliği kazandılar. Hatta emekli olmaya hazır birçok öğretmen, emeklilikten vazgeçti.
Örnek liderlik projesi
Liderlik, insanların kendileri için değerli olanı bulması ile başlar. Bir devlet okulunda özel eğitim öğretmeni olarak çalışan öğretmenimiz için en önemli şey, engelli öğrencilerinin okuldaki diğer öğrenciler ve öğretmenler tarafından kabul görmesiydi. Öğretmenimiz bir yıl boyunca bunun üzerinde çalıştı. Sayısız etkinlik yaptı. Yıl sonunda 9 yaşındaki bir öğrenci şunu söyleyince gözlerim doldu.
Bir öğrencinin sözleri
“Öğretmenim, okulumuzda Baran adlı engelli bir öğrenci var. Ondan biz korkardık. Konuşmazdık. Top oynamazdık. Ama öğretmenimiz sayesinde onu tanıdık. Baran ile biz top oynamaya başlayınca, diğer arkadaşlarımız da onunla oynamaya başladı. Baran inanılmaz mutlu oldu. Teneffüslerde gelip, bana sarılıyor ve öpüyor. Onların da bizim gibi oyun oynamaya hakkı var.”
'Bir öğretmen dünyayı değiştirir' sloganıyla, bu öğretmenimiz gibi 42 öğretmenimiz kendilerini için önemli olan alanlarda inanılmaz değişim yarattılar. Harikalar yarattılar.
Unutmayın, yeni nesil öğretmenlerin sayısı artmadıkça, eğitim sistemimizin düzelmesi mümkün değil.
Özgür BOLAT
Kaynak: Hürriye
TBD Bilişim 2010 Eğitim Sitesi Ödülü Vitamin Öğretmen’in...
26.09.2010
Türkiye Bilişim Derneği tarafından bu yıl 27.’si düzenlenen Ulusal Bilişim Kurultayı’nın Hizmet Ödülleri’nin sahipleri belirlendi. Portalımız, tüm öğretmenlerin ücretsiz olarak faydalanabildiği mesleki gelişim ve paylaşım platformu Vitamin Öğretmen “En İyi Eğitim Sitesi Ödülü”nü aldı.
Bir Türk Telekom kuruluşu olan şirketimiz Sebit Eğitim ve Bilgi Teknolojileri’nin, eğitim ve öğretim kalitesini yükseltme misyonu ile gerçekleştirdiği öncü çalışmalar ödüllendirilmeye devam ediyor. İnternet ortamında özgün içerikli bir mesleki gelişim ve paylaşım platformu sunan Vitamin Öğretmen, Türkiye Bilişim Derneği tarafından “En İyi Eğitim Sitesi” seçildi. Geçen hafta sonu Altın Örümcek Web Ödülü’ne layık görülen portalımız Vitamin Öğretmen, başarısını, aynı hafta içinde aldığı bu ödül ile adeta taçlandırdı.
25 Eylül akşamı Rixos Grand Ankara’da düzenlenen ödül töreninde konuşan, Sebit Uygulama Eğitim Genel Müdür Yardımcısı Sadi Türeli, “Dünya çapında gerçekleştirilen eğitim atılımları, öğretmen odaklı ilerlemektedir. Vitamin’i öğrenci ve öğretmen faydası için geliştirmiştik, Vitamin Öğretmen’i ise, eğitimde dönüşümü sağlayacak olan öğretmenlerimize özel sunuyoruz. Vitamin Öğretmen ile, öğretmenlerimizin mesleki yetkinliklerini geliştirmek amacıyla, onların katkısı ve paylaşımı ile anlamlı hale gelen bir ortam hazırladık” dedi.
Sebit Genel Müdürü Ahmet Eti ise yaptığı açıklamada, “21. yüzyıl eğitim modeli, ‘öğretmen’in rolünü yeniden tanımlamıştır. Artık öğretmenlerimiz, öğrenim sürecinde bağımsız, yaratıcı ve multidisipliner düşünceyi destekleyen, öğrencinin kişisel farklılıklarına göre bireysel yönlendirme yapabilen, yetinmeyen, sorgulayan birer rehber; kendi kariyer planlarında ise edilgen değil, aktiftirler. Bu yeni rollerine uyum sağlarken en büyük destekçileri de bilişim teknolojileridir. Büyük resme baktığımızda, gerek yapılandırmacı yaklaşım prensipleri esas alınarak düzenlenen öğretim programı, gerekse eğitim sistemimizin bütünü için çok ciddi ve hızlı bir değişim söz konusudur. Bu değişime ayak uydurmak için de öğretmenlerimize eğitim teknolojilerinin sağladığı olanakları, eğitim ve öğretim materyallerini ve onları etkin kullanma yöntemlerini sunmalıyız.
Biz, ulusal ve uluslararası çapta eğitim kalitesinin yükseltilmesine yönelik her türlü çabayı, Sebit misyonunun bir parçası olarak değerlendiriyoruz. Tamamen ücretsiz olarak hizmete sunduğumuz bu portalda öğretmenlerimizi teknoloji destekli eğitimle bütünleştirerek, onları, yaşam boyu öğrenmeye, araştırmaya açık, eleştirel bakış açısına sahip öğretmenler olma yolunda desteklemekten gurur duyuyoruz” dedi.
2010-2011 eğitim öğretim yılında da eğitimcilerin en yakın destekçisi olacak olan Vitamin Öğretmen, sürekli güncellenen ve geliştirilen içeriğiyle, yeni öğretmenleri portal ile tanışmaya bekliyor.
Eylül Ayı Canlı Eğitimlerimiz Sona Erdi
24.09.2010
Akademisyenlerin ve alanlarında uzman profesyonellerin, öğretmenlerimizle Sanal Sınıf otamında buluştuğu Canlı Eğitimler, Ağustos-Eylül seminer döneminde de farklı uzmanların farklı konulardaki eğitimleri ile sona erdi. Ardından, okulların açıldığı ilk hafta da üç ayrı eğitimle, öğretmenlerimizi Sanal Sınıf'ta akademisyenlerle bir araya getirdik.
Bu eğitimlerimizin, 2010-2011 eğitim öğretim yılında da mesleki gelişimimize katacağımı






